Embed

TERZİ

Merhaba günlükcağazım , 22 Ocak Perşembe akşamı Şeyma ile izledim Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Terzi’yi.

Terzi’nin yazarı, absürt tiyatroları ile tanınan Polonya’lı Slawomir Mrozek’di.Terzi’de  farkındalığına hayran olduğum Mrozek’in  satirik (taşlama) oyunlarının ve öykülerinin çoğu bireyin totaliter sistemde yaşadığı problemleri konu ediniyormuş.  İlk kez bir oyununu izlediğim derdi güzel Mrozek’i sevdim ben, başka bir oyunu sahnelense tereddütsüz izlemek isterim ki tabi rejisinin iyi olmasını umud ederek …

Terzi’nin yönetmeni, daha önce üç oyununu izlediğim Ragıp Yavuz’du. Ragıp Yavuz’un yönettiği Marat Sade, Tekrar Çal Sam ve Ateşli Sabır oyunları hakkında neler yazdığıma baktım da üçünü de beğenmişim ki bu oyununu da beğendim. Ayrıca  Yavuz ‘un, Terzi’nin broşüründen okuduğum  yazısını da çok sevdim. Ne güzel şeyler yazmış, ne kadar düşündürücü sualler sormuştu Yavuz o yazısında. Farkındalığına ve emeğine sağlık Ragıp Yavuz’un …

Terzi, absürt nitelikte bir oyun. Absürt ,saçma demek . Absürt tiyatro , 2. Dünya savaşı sırasında ortaya çıkmış ve yaşanan saçmalıkları sahnelerken umut vermeye ve düşündürmeye çabalamış bir tiyatro dalı. Daha önce bu dalda izlediğim oyunu -felsefesini bilmediğimden- anlamamıştım. Artık  biliyorum ki tiyatroda absürt demek sadece saçma demek değil. Terzi de değildi, zira çok anlamlı bir derdi ve çok manalı cümleleri vardı.

Absürt tiyatroda , verilmek istenen mesaj açıklanmaz ve seyirci istediği gibi yorumlarmış. Bana bu oyun çok absürt gelmedi doğrusu çünkü gayet net mesaj verildi. Cümleler de sözel saçmalıktan uzaktı çoğu yerde. Ya da bana çok şey düşündürdüğü için böyle bir algıya kapıldım, bilemiyorum. İmza: Seyirci :)

Terzi, ışığı az olan bir oyun olduğu için resmen karanlıkta not aldım diyebilirim, hiç görmeden nasıl yazdığıma hayret ettim doğrusu :) . Çok ihtişamlı ve emek harcanan dekorun ayrıntılarını az ışık gizlemişti ne yazık ki . Allah‘dan ön sıralarda oturuyordum da sahnenin bana göre sağ tarafındaki kırılan (veya toparlanan) insan heykelini görebildim, çok iyi idi o yaaa. Oyunun kırık dökük karmaşık dekorunu insanların içlerine benzettim ,terzinin düzenli odasını ise dışlarına… Sahnedeki döner kapı, hız ve teknoloji çağında insanların başlarının döndüğünü ve düşünmekten uzaklaştığını anımsattı daha sonra düşününce bana. Sahnenin bana göre sol tarafında oturmuş  oyuncak ayıcığın yaşananları izlerken içinden ‘İyi ki insan değilim, canlı değilim’ diye iç geçirdiğini hissettim nedense :) Şu sıralar hayvanların bizden tiksindiğini ve türlerine şükrettiğini düşünüyorum da :)…

Terzi’nin oyuncularını  başarılı buldum . Abartılı tiyatral hareketleri hiç sevmememe rağmen bu oyunda zihni uyarıcı olarak algıladığımdan gözüme hiç batmadı.  Ama Nana’nınki fazla  mı abartılıydı ne? Biz en çok  Karlos’a güldük , çok tatlıydı o yaa :) Sakalsız Karlos’un rol modeli sakallı Tozluk’a hayranlığı , kendinde olmayana özenmeyi ve simgeleri kutsallaştırmayı hatırlattı bana . Eskiden ben de öyleydim sakallı ,gümüş yüzüklü, saatini sağ tarafına takmış birini gördüğümde o insanın dindar olduğunu düşünürdüm mesela :) Karlos’un yaşadığı hayal kırıklığını ben de yaşadığımdan nesnelerin, simgelerin  kişiliği algılamada bir şey ifade etmediğini fark edip ön kabullerimi yok saydım. Ay buraya bile düşünce sızdırdım:) Oğuz Atay’ın doktoru  nerdesin?  “ Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor. Anlıyor musun?...” diye sormak istiyorum ona acilen.  O doktor buraya gelecek :) Ne diyordum hepsini beğendiğim bütün oyuncuların emeğine sağlık olsun, alkışları bol olsun  inşallah…

Terzi’de bir cümle vardı ki bittim o cümleye ben. ‘Birini yaratmak, biri olmaktan çok daha iyi’bu cümle ne kadar çok şey anlatıyordu . İnsanların, toplumun normlarına ve genele uymaları, toplumun zorunluluğundan çok bence bireyin tercihi. Zira bu tercih çok kolay ve insanlar kabullenmek, kabul görmek , uğraş vermeden yaşamak istiyor hayatlarını. O nedenle kendi bireyselliklerini öldürüp; toplumda kabul gören o birini yaratıyorlar. Ne çok sahte insan var değil mi günlükcağazım, ne çok sahtekar var?

Terzi’deki  Nana,  yüzü ve vücudu örtülü biriydi. Hiçbir yeri görünmediğinden insanlarda inanılmaz bir merak uyandırıyordu ve çok güzel olduğu düşünülüp herkes ona aşık oluyordu ki Nana ‘nın istediği de buydu. Nana, oyunda dişiliğini kurnazlıkla kullanmayı tercih eden ihtiraslı kadınların simgesiydi bana göre:) Nana, karşısındakinin algısını merak duygusunu harekete geçirerek biçimlendirmeye çalışıyordu. Normal hayatta çirkin olduğunu düşündüğü yerlerini kamufle eden insanlar vardır ama merak uyandırmak ve dikkat çekmek için vücudunu örten insan var mıdır bilmiyorum. Burada beni düşündüren insanların bedeni bu kadar merak etmeleri ve bakanın, karşısındakini kendi düşüncesi ile biçimlendirmesi. Bu biçim ve düşünce kişiyi bağlayan, öznel olduğu ve karşısındaki hakkında yaptığı yorum olduğundan da yanılma payının yüksek olduğu bir düşünce şekli. Görünmeyeni merak etmek insanoğlunun fıtratında olan bir duygu ki günümüzde ne yazık sadece  bedenler, evler, eşyalar merak edilir oldu. Düşünceleri merak eden var mı günlükcağazım?

Terzi’de Ekselans’ın giysilerine verdiği önem de çok düşündürücü ve tanıdıktı. Giysisini kimliği gören insanlar ne çok var hayatta değil mi? Kuzenim Ayşe ile ortak bir farkındalığımız var bizim. Biz , insanın beyni ve yüreği  ne kadar çok donanımlı ise çevresinin ve dış görünüşünün o kadar çok sadeleştiğini gözlemlemişizdir hep. Genel-geçer modaya , şaşaalı ve pahalı giysilere takılmanın; hayatta bunlarla kendini var etmenin tamamen kişisel zayıflıktan ileri geldiğini ve o zayıflığı örtmek için tercih edildiğini düşünürüz. Ne çok kişiliği zayıf insan var değil mi günlükcağazım?

Terzi’de, ‘Yüzyıllardır bu ülkede çiçeklenen ne varsa hepsini yok etmek istiyorlar kana susamıs haydutlar’ diyen Ekselans’a ,Terzi’nin verdiği cevap da bir gerçeği ortaya koyuyordu . ‘Senin zamanında neyse, o’. Siyasetin her dönemde kirli olduğunu, her iktidarın kendi otoritesinin en iyisi olduğunu zannettiğini , dolayısı ile iktidar olmanın gelişimi durdurduğunu, özeleştiriden uzaklaştırdığını ve kibri beslediğini yeniden hatırladım bu oyunla. ‘Oldum’ ve ‘Olmuyor’ kelimeleri ile düşünen siyasetçiler (iktidar ve muhalefet) ne çok şey  kaybettiriyor insanoğluna. Ne çok tarih tekerrür ediyor değil mi günlükcağazım?

Terzi’deki Tozluk’un sakalından vazgeçmesi bana kendimize ait ve kendimize dair olanları, başkalarının algısında müsbet yer edinmek uğruna ,topluma ve kapitale ne kolay feda ettiğimizi hatırlattı. Oysa insan kendi olabildiği sürece var ,olamadığında var olsa ne kıymeti var ki? Sınıfları, çevreleri, kuralları, modayı, eşyaları belirleyen insanoğlu; bunlara uyan, uyulmasını isteyen insanoğlu; kendi kendini esir ederken özgürlük çığlıkları atan yine insanoğlu . İsmet Özel ne güzel anlatmış şu sözünde bu durumu : ‘Ne derler acaba" diye kahrolası bir put vardır’diyerek. Ne çok puta tapan  insan var değil mi günlükcağazım?

Terzi’deki Karlos’un  ideallerinden vazgeçmesi, ideolojilerin kofluğunu hatırlattı bana. İnsan , bir başkasına özendiği zaman kendisi olamıyor. Bir başkası gibi düşündüğü zaman düşünme yetisini kaybediyor. Zora düşünce ise giydiği düşünceleri çıkarıp atmakta hiç tereddüt etmiyor. Sağlam düşüncelere sahip olmanın yolu sanırım daha çok çaba, daha çok düşünmek, araştırmak, okumak gerektirdiğinden ve insanoğluna bunlar zor geldiğinden konfeksiyon düşünceleri benimsemek işlerine geliyor. İnsan samimi olsa da bilinçli olmadığı sürece hep sorgulamadan kabul ediş ve vazgeçiş süreçlerini yaşamaya mahkum sanırım hayatta. Ne diyordu Karlos: ‘Artık yokum’. Ne çok başkasının tasarladığı düşünceleri giyen ve ne çok  artık olmayan insan var değil mi günlükcağazım?

Terzi’deki Terzi , bana otoriteyi, düzeni anımsattı. Ondaki hükmetme sevdasının ürkütücülüğü ve zararı bütün düzen ve otorite kurma çabasında olan insanlarda var. Hükmetmek benliği besliyor, benlik ise hiç doymuyor. Ne çok benmerkezci insan var değil mi günlükcağazım?

‘Bu Tarz Benim’ programlarının revaçta olduğu şu günlerde ne iyi geldi Terzi’yi izlemek. Babannem vefat ettiğinde gasılhanede kefenlenmesini beklerken yine kuzenim Ayşe ile babannemin yere atılmış giysilerini gördüğümüzde dünyada o kadar ehemmiyet verdiğimiz giysilerimizin değeri bu kadar ve oraya kadar diye düşünmüştük. Baştan aşağı marka giyinmek için evlere temizliğe , ütüye giden insanlar biliyorum ben. Farklı olmak için çabalayan ama aslında kapitalizmin hakim olduğu düzendekilerden  hiç farkı olmayan ne çok insan var di mi günlükcağazım?

Terzi’nin konusu bilinen terzinin aksine sadece giysilerimiz değildi elbette. Terzi’yi izlerken işlevini yitirmemiş olan cep telefonunu, arabasını, giysilerini, eşyalarını değiştiren insanların yanı sıra söylevlerini, fikirlerini, paylaşımlarını değiştiren insanları anımsadım ben. Seçim zamanı hitap ettiği halka göre konuşan, Cuma günleri dini mesaj yayınlayan, her iktidarda o iktidarın yaptıklarının hepsini benimseyen veya reddeden,  aşık olduğu kişiye göre kişiliğini değiştiren, düzen ve güç neyse onun yanında olan onun modasına uyan insanları düşündüm, ya da düzene tamamen karşı çıkan marjinalleri...

Hayattaki her aracı amaç haline getiren  bizler hayatta neleri yitiriyoruz hiç düşünüyor muyuz? İhtiyaçlarımızın sınırlı fakat isteklerimizin sınırsız olduğunu biliyor muyuz? Başkalarını gösterdikleri ile gördüğümüzü ve başkasına gösterdiğimizle var olduğumuzun farkında mıyız? Ah be Bizim Yunus sen bize mi demiştin ‘İçin dışın mundar iken,Dost n'eylesin senin ile? Gözün gönlün nefsi hava, Aşk n'eylesin senin ile?’ sözünü :(

Bütün bu yazdıklarımdan ve düşündüklerimden kendimi soyutlamıyorum elbette. Soyutlamam için barbar olmam lazım ki değilim :) Hem oyundaki barbarlar da çok özenilecek insanlar değildi doğrusu. Onlar da düşünmüyor , kendilerine baş seçtikleri insanın emrinde hareket ediyordu. Oyunu izlerken şükrettim ki  emrini yerine getirmek istediğim sadece Yaradanım var ve yine şükrettim ki  rol model seçtiğim tek insan Hz.Peygamberim. Farkındalığımı nasip edene Hamdolsun…

Ne çok şey düşündürdü bana Terzi, ne çok sancılanmama sebep oldu. İyi ki izlemişim.Dışımıza bakmaktan, içimize bakmaya zaman bulamadığımız bu  çağda içebakışıma vesile olduğu için Terzi’de emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Selam ve sevgimle…

Oyundan :

Yaşam böyle işte. Acıması da yaşadığının kanıtı...

Ben neysem oyum , daha size teslim olmadım.

Onlar rakip istemiyor, yalnizca kendileri guzel olmak istiyor.

Birini yaratmak, biri olmaktan çok daha iyi (!)...

Aşk, insanı yumuşatır...

Gercek, uzerinde degil yureginde tasidigindir...

Bazen nefret etmek bile var olmanın kanıtıdır.

Giydirmek yaratmaktır, çıplaklık hiçlik demektir.

Büyümek istiyorsun ama bedava. Hiçbir bedel ödemeden.

İnançlarına yanıt vermen gerekiyor.

Ne kötü bir dünya!

Varlığımın kanıtını başka yerde arayacağım.

Sen hiçsin. Senin hiçliğinden bile nefret etmeye değmez.

Biri senin hakkında düşünüyorsa varsın demektir.

Tabi ,eğitim şart.

Uzaklaş aynalardan!

Öyle düşünmekte serbestsin , bu yalnızca seni ilgilendirir.

Kabul et, sen bir leş parçasısın.

Burda insanlar değil, yalnızca mankenler var.

Defol zayıflık.

Ah bir doğaya dönse, bir soyunsa…

Hani giysilerin bir önemi yoktu?

İnsan ruhunu yalnızca kırışıklıklar anlatır.

Önce kendini keşfet.

Bu nasıl bir kısırdöngü?

Biz bozuk paranın yazı-tura örneği gibi ortak bir yazgıyı paylaşıyoruz.

Hata, yapının temelinde …

Çıplaklık demek barbarlık demektir,hiçlik demektir.

Moda , bizi yönetiyor.

Varlık yüzeyseldir, ötesi karanlıktır. En azından ayırt edebildiğimiz vardır.

Yuzyillardir bu ulkede ciceklenen ne varsa hepsini yok etmek istiyorlar kana susamis haydutlar...

Başkalarının duygularıdır bize biçim veren.Yani eğer biri sana bir şeyler hissediyorsa varsın demektir(!)

Yalnızca insanların arasına katılmak bile yeterli. Her şeyi yitiriyorsun...

Niye yabancı bedenlerde gercek arıyorsun ki? Eğer o kadar akıllıysan ,önce kendini keşfet.

Herkes hem herkesin giydigini , hem de kimsede olmayani giymek istiyor.

Herkes bir başkası gibi ama aynı zamanda tek olmak ister.

Kendin ol! Yalnizca kendin icin ve kendine karşı.

 

TERZİ

Yazan

: SLAWOMİR MROZEK

Çeviren

: NEŞE TALUY YÜCE

Yöneten

: RAGIP YAVUZ

Sahne Tasarımı

: BARIŞ DİNÇEL

Kostüm Tasarımı

: AYŞEN AKTENGİZ

Işık Tasarımı

: MUSTAFA TÜRKOĞLU

Koreografi

: YASEMİN GEZGİN

Efekt

: ERSİN AŞAR

Süre

: 1 SAAT 40 DAKIKA

OYUNCULAR

AHMET SARAÇOĞLUCAN BAŞAKCAN TARAKÇIÇİMEN TURUNÇ BATURALPEMRAH DERVİŞ SOYLUEMRE KARAOĞLUERGÜN ÜĞLÜ,GÜLCE ÇAKIR

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !