Embed

Sırça Hayvan Koleksiyonu

Merhaba günlükcağazım, 19 Şubat Perşembe akşamı İclal ile izledim Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

Sırça Hayvan Koleksiyonu’nun yazarı  Tennessee Williams (Thomas Lanier Williams). Williams, ABD li ve 20. yy. ın en tanınmış oyun yazarlarından biri/imiş. Maalesef Sırça Hayvan Koleksiyonu ile adını ilk kez duyduğum Williams’ın- ‘kim’ diye internete baktığımda- biyografisi müthiş ilgimi çekti ki bu oyun da onun oto-biyografisi niteliğini taşıyormuş. Gerçi oyunun yöneteni Yıldırım Fikret Urağ’a göre oyunda anlatılanlarla Williams’ın hayatı arasında farklar var; ben de Williams’ın hayatının özetini okuduğumda aynı fikre vardım Urağ ile. Velhasıl Williams’ın hayatına göz attığımda bir kez daha anladım ki insanı çektiği acılar besliyor ya da bitiriyor.

Sırça Hayvan Koleksiyonu’nun yönetmeni daha önce Binali ile Temir, Marat-Sade, Yolcu,Ocak gibi oyunlardan bildiğim ve beğendiğim Yıldırım Fikret Urağ, bu oyundan sonra en beğendiğim yönetmenler arasında yerini alacak. Diğer oyunlardan sonra bu oyunla Urağ hakkında bende oluşan fikir Türkiye’nin yaşayan en iyi tiyatrocularından biri olduğudur. Allah hayırlı, sağlıklı, huzurlu bir ömür versin Urağ’a ve daha nice oyunlarını seyretmek nasip olsun bana da… Amin.

Sırça Hayvan Koleksiyonu dev bir ekranda devasa ABD nin -körleşmiş sınıfların hakim olduğu-  karkaşa,gürültü kaos yıllarını gösteren işçi ayaklanmaları görüntüleri ile başladı. Daha sonra oyunun anlatıcısı Tom sahneye çıktı ve bizi oyuna hazırladı ‘Ben sizlere gerçeği göstereceğim’ diyerek. ‘Oyunun arka planı işçi ayaklanmaları ve anılar üzerinedir.’ diyen Tom oyunu izlerken hali hazırda çalan klasik müziğin de çalmaya devam edeceğini söyledi ‘Çünkü anılarımızın hep bir müziği vardır’ diyerek. İyi ki de çaldı ne kadar güzeldi o müzikler…

Bu oyunda 16 yıl önce evini terk eden bir babanın yaşattığı depremden arta kalan enkazların (2 çocuk ve bir anne) tamamen yıkılmamak için gösterdiği veya göstermediği mücadeleyi gördüm ben.  Tom ve Laura bu enkazın çocukları, Amanda ise yitirdiği eş konumunun yerine evin baba konumunu da üstlenmiş bir anne. Amanda bana göre çok fedakar ve gerçek bir anne idi. Hemen hemen her annede gördüğüm koruyuculuk, kollayıcılık, çok konuşma, çok karışma gibi menfi huylar Amanda da da vardı. Amanda her mutsuz anne gibi çocukları kendi düştüğü hataya düşmesin, kendi eksiklikleri onlarda olmasın diye çabalarken yine her anne gibi tahtı yapmakla bahtı yapmanın aynı şey olmadığını anlayamıyordu.

Oyunun anlatıcısı Tom, aynı zamanda oyundaki erkek çocuk idi. Babası gittikten sonra ailenin maddi yükünü, annesinin babasına yapacağı dırdırları, kıyamadığı kız kardeşinin sızısını hissederek yaşayan bir karakter. Sevmediği bir işte çalışıyor Tom, hayat onu boğuyor ve çok sevdiği sinemada izlediği maceraları yaşamanın, sorunsuz, sorumluluk almadan yaşayacağı bir hayatın özlemini kuruyor.Yaşanmayan ya da eksik yaşanılan her şey ukde kalır insan yüreğinde Tom  da bir dolu ukdesi olan genç bir delikanlıydı.

Oyundaki kız evlat Laura her insanın biraz acıma, biraz şefkat besleyeceği ama en önemlisi her insanın seveceği bir karakterdi. Ayağındaki aksaması yüzünden komplekse girmiş, içine kapanmış, biriktirdiği sırça hayvan koleksiyonuyla meşgul olan, klasik müzik dinlemekten hoşlanan, kendine güveni gelişmemiş, asosyal, az konuşan bir derin Laura idi o. Laura son sahnelerde plaklarını kırarken sahneye fırlayıp  ‘n’olur kırma bana ver’ demek geçti içimden :) Hayatta heves ettiğim ve sahip olamadığım iki şey Laura’da vardı biliyor musun günlükcağazım? Daktilo ve  gramofonu izlerken iki objeye de bittim tabi ki de:) Plaklar kırıldıktan sonra müziğin durması da ağarıma gitti benim nasıl alışmıştım klasik müziğin nağmelerine nasıl boşluğa düştüm o an Laura gibi ben de…

Ve Jim, ah Jim… Tom un iş arkadaşı olan Jim Laura’nın lisede platonik olarak aşık olduğu kişidir aynı zamanda. Konuşma yeteneği var diye her konuda konuşan, her konuda bilir kişi olan insanlardan hiç haz etmiyorum ben. Kendini psikolog zanneden iyi niyetli bir çok insanın aslında karşısındakine zarar verdiğini fark etmediğini gözlemlemişimdir gerçek hayatta . Oyunu izlerken Jim’in de onlardan biri olduğunu düşündüm  çünkü söyledikleri her ne kadar doğru olsa da ruhsal doğruluğun mutlak olamayacağını ve her kişi için geçerli olamayacağını hesaba katmadan konuşmak ne büyük yanılgıdır. Yalnız Laura’ya hak vermedim de değil Jim gibi bir karaktere aşık olmamak zor:) Gerçi ben sakız çiğneyen erkeklerden hiç haz etmem :) bayanlardan da...

Her insanın sıkıntılı zamanlarında kaçtığı bir köşesi vardır. Tom’un köşesi de sinema idi. Mutsuz olduğu atmosferden sık sık kaçtığı sinemada gördüğü maceraları yaşama hayali kurup  artık o hayallerin seyircisi değil seyir halinde  olanı olmak istiyordu Tom. Zaten hayatını anlatırken seyirciler arasında olması da bundandı  bizimle birlikte izlediği kısımlarda ne düşünüyordu Tom merak ediyorum doğrusu. Fakat ben seyirciler arasında olmasındansa sahnenin bir köşesinde sinema koltuğu olmasını ve oradan seyretmesini isterdim çünkü Tom seyircilerin arasındayken onu takip etmem zor oluyordu. Bir de evlerinin bulunduğu  ekranın biraz daha sahneye yakın olmasını isterdim oyuncuların mimiklerini daha fazla görebilmek için. Nasılsa sahne buna müsaitti…

Sahneden söz etmişken oyunun sahne ve ışık tasarımını üstlenen Cem Yılmazer’i kesinlikle çok ama çok tebrik ediyorum. Nasıl muhteşemdi tasarladığı ve bize yansıttığı sahne ile ışık. Tek eksik bulduğum şey verandanın yapaylığı idi. Altının açık oluşundan sanırım  bir tek o eğreti duruyordu sahnede bana göre  ki o da nazar boncuğu oldu. İclal ile ben özellikle hayran olduk ışık oyunlarına, sahneye, kullanılan görsellere, efektlere . Emeğine bin sağlık Cem Yılmazer’in ve ekibinin…

Görsel sanatlar içinde en sevdiğim dal tiyatrodur benim. Canlılık, verilen emek, aldığım keyif, kazandığım öğretiler , edindiğim izlenimler ve daha bir çok sebep neticesinde vazgeçemediklerimdendir tiyatro. Kıyaslamayı sevmesem de görsel sanatlardan olduğu için sinema ile karşılaştırdırdığımda sinemada gösterileni gördüğümü ama tiyatroda böyle bir sınırlamayı hissetmediğimi düşündüğüm  için midir bilmiyorum çok az tercih ediyorum sinemayı. Fakat Sırça Hayvan Koleksiyo’nunda sinemayı hatırlatan sahne , sinema tekniklerinden yararlanılması beni hiç rahatsız etmedi bilakis acayip hoşuma gitti.

Sırça Hayvan Koleksiyonu’nu çok sevdim ben. Oyunda rol alan hepsi birbirinden başarılı oyuncuları, yönetmeni ve teknik ekibi gönülden tebrik ediyor emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum unutamayacağım bir oyunu izlememe vesile oldukları için.Emeklerine bin sağlık…

Oyundan :

Nereye sürükleniyoruz biz?

Sen benim sağ omzumdaki savaşçısın, düşme!

Hayat metanettir.

İnsan, içgüdü ile yaşayamaz. İçgüdü hayvanlara mahsustur.

Moda dediğin pek de değişmedi aslında.

İnsanın hafızası kendini nasıl da yanıltıyor.

Ben artık seyretmek değil, seyir halinde olmak istiyorum.

Bu dünyada ihmalin bedeli çok ağır ödeniyor.

Cesaretin kırılmasıyla hayal kırıklığına uğramak aynı şeyler değil.

Hayal kırıklığına uğrayan ,sorunları olan bir tek sen değilsin.

Sen bunu hayalinde binle çarpmışsın.

Bilgi,güç ve para… Demokrasi bu üç denge üzerine kurulmuştur.

Zaman, iki var arasındaki en uzak mesafedir.

Seni aydınlatan bütün mumları söndürebilmek için dünya zaten bu günlerde şimşeklerle aydınlanıyor.

 

Oyunun Künyesi:

Yazan

: TENNESSE WILLIAMS

Çeviren

: AYTUĞ İZAT

Yöneten

: YILDIRIM FİKRET URAĞ

Sahne Tasarımı

: CEM YILMAZER

Kostüm Tasarımı

: NİHAL KAPLANGI

Işık Tasarımı

: CEM YILMAZER

Yönetmen Yardımcısı

: SEVİNÇ ERBULAK, HÜSEYİN TUNCEL, ALP TUĞHAN TAŞ, YAĞMUR DAMCIOĞLU

Süre

: 2 SAAT 20 DAKİKA / İKİ PERDE

 

OYUNCULAR

AYŞECAN TATARİEDİP TEPELİSEVİL AKITANJU GİRİŞGEN

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !