Embed

Şifacı

Merhaba günlükcağazım, twitterden Salih Suruç Bey’in ‘Çok değerli bir yazar, İtalyan mühtedi Vincenzo'nun romanı. Bir Müslümanın yazdığı roman böyle olmalı.’ diyerek tavsiye ettiği Şifacı’yı okudum.

Şifacı’nın yazarı Ahmed ‘Abd Al Waliyy Vincenzo. Kendisi sanat eleştirmeni,sosyolog ve İslambilimci. İslam kültürü ve hukuku üzerine üniversitede ders veriyor. Aynı zamanda İtalyan Parlamentosu’nun ilk Müslüman danışmanı ve  İtalyan Müslüman Entelektüeller Derneği’nin de kurucusu. Bütün bunları öğrendiğimde böyle güzel uğraşıları olan birinden ilk kez bu kitap ile haberdar olmaktan üzüntü duydum doğrusu.

Şifacı ,Vincenzo’nun ikinci kitabıymış. İlk kitabı Hz. Muhammed’in (sas) kâtibi olan Zeyd bin Sabit’in hayatını anlattığı ‘Yesrib’de Bahar’ adlı kitapmış ki en kısa sürede onu da okumayı çok istiyorum inşallah.

Şifacı , 10.yy. ‘da Sicilya’da geçen tarihi polisiye bir roman. Ben polisiye romanları tercih etmesem de bu kitabı bir dolu bilgi edinmeme sebep olduğu için, Vincenzo’yu tanıdığım için ve sürükleyici  oluşundan dolayı çok sevdim.

Şifacı’daki  anlatıcı romanın baş karakteri olan Sami  bir hekim. Fakat günümüz hekimlerinden çok faklı bir hekim . Sami, başına gelen elim hadiseler neticesinde melankoli ile delilik boyutuna kadar ulaştıktan sonra önce kendini tedavi etmeyi amaçlayan, hastalarını da günümüz modern tıbbının aksine Müslüman hekimlerin geliştirdiği o dönemin geleneksel tıbbı ile tedavi eden bir hekim. Romanda aynı zamanda gerçek olan  bir çok tıbbi bilgi edinme fırsatı da buluyorsunuz ki  bir seminerde dinlediğim günümüzdeki alternatif tıbbın dozunu bilmeden kullanıldığı için yarardan çok zarar verebileceğine dair uyarılardan dolayı benim uzak durmayı tercih ettiğim bu yöntemleri bilen hekimlerimizin olmasını çok isterdim.

Şifacıyı okurken Vincenzo’nun bilgisine hayran oldum, kendisinin  bu romanı yazarken İbn-i Sina, El-Razi, Moşe Ben Maimon gibi hekimleri okuyup , araştırdığını öğrendiğimde ise hiç birini okumayı bile akletmediğimden utandım.

Vincenzo bir roportajında şöyle demiş : “Temennim İslami tıbba, bilimsel, insani ve ruhani bir tıp olarak yeniden hak ettiği değerin verilmesi. Birçok çağdaş hekimin bu tıbbı daha iyi tanımaya çalışarak Hipokrat’ın gerçek ruhunu yakalayabileceğine inanıyorum. Günümüzde maalesef fazlasıyla teknolojiye dayanılmakta ve her konu için bir test bulunduğu gibi sürekli teknik kullanılarak değerlendirme yapılmakta. Bu da hekim ile hastası arasındaki fiziksel ve duygusal temasın önüne geçmekte. Kimi zaman hastalık makinelerin gözünden kaçıyor. Hekimlerle daha yoğun bir temas olsa hastalıkların teşhisi daha kolay olacak gibime geliyor.”

Geçenlerde şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetleriyle gittiğim bir doktor beni muayene dahi etmeden hemen filme, teste yollamış ardından da ilaç yazıp göndermişti. O gün doktorların bu tavrının ne kadar yanlış olduğunu düşünmüştüm ki bu kitabı okuduktan ve Vincenzo ‘nun paylaştığım açıklamasından sonra bu düşüncem pekişti.Bu kitabı doktorların okumasını çok isterim.

Şifacı’da pek bilmediğim İtalya’daki Müslüman egemenliğinin olduğu dönemleri okumak,bu dönemi merak etmeme ve İtalya’ya özellikle Sicilya adasına seyahat etme isteğime vesile oldu . Kitaplar seyahat arzumu hep tetiklemiştir benim .‘Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?’ diye sorulan klasik soruya bu nedenle her zaman ‘ikisi birden’ cevabını verişim.

Kitapta bir cümle geçiyordu ‘Allah tedavisini vermeden hastalık vermez. Aramak yeterli.’ Bu cümleye gönülden inanıyorum ben de… Allah’dan dileğim Rabbimin verdiği hastalıkları ve sıkıntıları aşmak için doğru arayışlarda bulunmamızı nasip etmesi ve şifacı hekimlere rast getirmesi bizi.

Rabbim  şafi ismi ile  ruhumuza ve bedenimize şifasını versin. Amin…

Kitaptan :

-Ama yine de nihayetinde gelen hep ölüm meleği olacaktı

-Hekim bir tür zaman taciri.

-Sorunlar düşmanlardan daha sert vuruyor.

-Çağımızın hastalığı gücenme olmalı.

-Gücenmek,vebadan,sıtmadan,bataklık ateşinden de daha çok, sessiz ve derinden etkiler insanı.

- Kimse kendi gözlerinin içine bakmayı alışkanlık haline getirmez. Nitekim zorda kalmadıkça kendimizi tanımaktan kaçınırız.

- Ama bir erkek ruhu olmadan yaşayamaz.İçinde salyangoz olmayan bir kabuk olmaya benzer bu.Havasız kalıp boşluğu solumaya devam etmek gibidir.

-Kadın zihni yanardağlar gibi çözemediğim bir gizemdir benim.

-Beynimde dolaşan düşünceler çıldırmış atlara benziyordu.

-İçimde bir şeyler kırıldı. Korkunç bir gürültüyle.

-Melankoliler zaten kendi kabuslarına gömülüdürler. Soludukları havayla birlikte içlerine çekerler onu.

-Kötü haber iyi haberden hızlı yayılır. Çok daha insafsızca hem de.

-Olacağa engel olunmaz. Denerseniz beter olur.

-Zaman ve sabır veya kadere teslimiyet lazımdı.

-Varoluşun tatlı ve huzurlu gidişatını engelleyen ve çaresiz hatlarımızı sessizce yöneten bir bilmezin varlığını hep hissederdim.

-Esirleri adamdan saymazdım  insan hiyerarşisinin en alt sınırından da aşağı düşmeden önce.

-Karar verilmişti: Sıfırdan başlayacaktım.

-Şafakta müminlerin kalbi uyanır. Zamanında kalkmayan her zaman geç kalacaktır.

-Gerçeği ara, bulacaksın.

-Yalnızlığı sevenlerin fazla arkadaşı olmaz.

-Hiçbir şey yapmayan hiçbir şey kazanmaz.

-Allah tedavisini vermeden hastalık vermez. Aramak yeterli.

-Acı, delilik ve aşk bir bütündü.

-Ve zaman en iyi ilaçtır.

-Artık dünyanın aslında her zaman ters yüz olduğunu anlıyordum.

-Düşünmek de bir çaba ister ve ben kesinlikle antremansız kalmıştım.

-Bir hançerden daha  derin bir yara açmıştı kalbimde.

-Belki de biraz delilik herkese iyi gelir.

-Sonunda insanlar gerçekten olup bitenleri değil efsaneleri hatırlar.

-İnsanoğlunun maruz bırakıldığı yoksunluklar bitmek üzere. Yoldan çıkanla,  yoldan çıkaranın kol kola ,utanmazca ve toplumun ne diyeceğine aldırmadan dolaştığı dönem uzun sürdü.

-Sahip olmadığımız tek şey zamandı maalesef.

-Bekleyen kaybeder.

-Bazen hekimlik mesleğinin sırlarının doğanın kitabında yazdığını düşünürüm. Tek yapmanız gereken doğru okumak.

-Zaman zamanı kovalar.

-Allah bizi zaaflarımızdan korusun.

-Konuşmak, düşünmek değildir.

-İnsanlar düşünmeyi bıraktıkları an, beyinsiz bir hindiden farkları kalmıyordu. Pişirilmekten başka bir işe yaramayan bir hindi…

-Ve barış sadece bir yanılsama olarak kalıyordu

-Amaç kadar amaca ulaşmak için kullanılan araç da önemli değil midir?

-Bir kere daha ruhumuzun istediğinde ,diğer insanları sarmalamak ya da püskürtmek için genişleyip daralabileceğini anlamıştım.Ne var ki daraldığı zamanlar çok acı veriyordu.

-Ve maalesef şüphe denen şey acı ilaca katılan bal gibidir.

-Bir hekimin kendini beğenmişliğinin ve hayal gücünün sınırları olmaz.

-Bu sefer yalnız değildim ve delilik nadiren birlikte yaşanan bir olgudur.

-Barış ve eşitliğin karşılığında ,aşırı fakirlik ve aşırı zenginlik gibi aşırılıklar olmadan insanın kendi yaşamını düşünmesinin huzuru karşılığında teklif edebileceğim bir şeyim de yoktu. Müslümanlığın ruhu da bu değil midir?

-Nihayetinde ilk andan son ana kadar her şey Allah’ın takdirine bağlıydı. Gerekli hareketleri yapmak ve gelişmelere göre davranmak kalıyordu insana.

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !