Embed

Rumeli Seyahatimde 4. Günüm

Seyahatimizin 4. gününe Ohri'de uyandık.

Ohri Gölü'nde tekne turu

Gecesi bir başka güzel, gündüzü bambaşka güzeldi Ohri'nin. Sabah erkenden uyanıp Arnavut böreğinden oluşan kahvaltımızdan sonra tekne gezisine çıktık bizler. Bu tekne turunda şehri yeniden izlemek, tarihi eserlere ve doğal güzelliklere yeniden şahit olmak çok güzeldi. Gölün rengi gördüğüm en güzel mavi tonlarında olması hasebiyle unutamayacaklarım arasında yerini aldı. Aynı zamanda tertemizdi bu göl.

3000 yıllık bir müze: Saliv Na Koski

Sveti Naum'a varmadan 10 km önce olan bu müze için Recep ağabey 'Kemiklerin Körfezi' dedi. 3000 yıllık bir balıkçı köyü olduğunu söyledi müzeyi gezdiren görevli de. Tepeden dikkatimizi çekip durduğumuz bu güzelliğin bir müze olduğunu anlayınca hemen girip gezdik ki bu müzede hissettiğim şey sade yaşamın verdiği huzura özlemdi. Burayı gezerken Kafka'nın ne kadar haklı olduğunu düşündüm 'Huzur mu istiyorsun, az eşya, az insan' sözü ile...

Bir doğa harikasına daha rastladım

Sveti Naum Kilisesi'ne giderken yürüdüğümüz yolda Ohri Gölü'nün kaynaklarından birini görmek için kiraladığımız tekne turu da unutamayacaklarımın arasında yerini aldı. Yalancı Cennet dedikleri yer burası olsagerek dedim ben o esnada. Suyun kaynadığını seyretmek de, yeşilin çeşit çeşit renkleri ile oluşan harika doğayı izlemek de enfesti. Tam bir doğa harikasıydı orası. Kayığımız sazlıkların arasından geçerken hissettiğim sukuneti ve huzuru tarif edebileceğimi sanmıyorum. Beni bıraksalar orada günlerce kalıp, tefekkür etmek isterdim. Kara Drim nehrinin siyah rüya olarak adlandırılışını daha iyi anladım orada. Ohri gölü oradan başlıyor Struga da bitiyormuş. Kosova'daki Akdere kadar güzeldi siyah dere. Bu iki dere Arnavutlukta birleşip, nehir olup Adriyatik e akıyormuş. Kayık gezimizden sonra nehrin etrafındaki cafelerden birine oturup doyamadığım muhteşem manzaraya karşı içtiğim kahvenin keyfini varın siz tahmin edin:)

Sveti Naum Kilisesi (Aziz Naum/Sarı Saltuk)

Recep ağabey sağolsun sadece şoförlüğümüzü değil rehberliğimizi de üstlendi bu gezide. Dilinin döndüğünce bildiği her şeyi bizimle paylaştı. Fakat kendi de dedi 'Ben taksiciyim her şeyi bilemiyorum' diye ki mesela bu kiliseyi gezerken önemini öğrenemedim ben. 16. yy eseri olan kilise önemli yerlerden biriydi. Sarı Saltuk ne alaka bilemedim ben gezerken ve daha sonra nete baktığımda şöyle bir bilgiye rastladım: “Aynı dönemde ve aynı havalide Anadolu Bektaşi Erenlerinden Sarı Saltuk’ta İslamiyeti ve Bektaşliği yaymaya çalıştığından Müslüman halk da burayı Sarı Saltuk türbesi olarak ziyaret ediyormuş.” Ne kadar doğru bilemedim ama kayda alayım dedim. Anladığım şey kilisenin içinde gördüğüm fresklerle bu kilisenin epey önemli bir yer olduğu:). Kilise bahçesindeki güzelim tavus kuşları da hatırladıklarımın arasında.

Hacı Durgut Camii'nde bir anı

Yol üstünde namazlarımızı eda etmek için durduğumuz camiinin 1466 yılında yapıldığını öğrenmek benim için büyük mutluluktu:) Kayseri İHL ve Uludağ İlahiyat Fakültesi mezunu olan genç imamı ile epey sohbet ettiğimiz bu camiinin Haçlı Camii olarak da tanındığı bilgisini edindik. Camii minaresindeki İslam bayrağının dalgalanışını izlemek yine gözlerimin dolmasına neden oldu burada.

Orada yaşadığım bir anıyı da aktarmak isterim blogcağazıma. Camii imamına internet var mı diye sorduğumda internet hesabının AKP, şifresinin de Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi ki ben çok şaşırınca 'Aslında ben muhalif biriyim, babam aday olsa ona dahi muhalif olurum. Fakat şimdi muhalif olunacak zaman değil, birlik olunacak zaman' dedi genç imam. Son zamanlarda muhalif olan bana Balkan halkı topyekun ders vermek ister gibiydi:) Kardeşlerimizle konuştukça kendime orada -eleştirdiğim konuları asla görmezlikten gelmeyerek- 'Rahat mı battı' sualini sormadan edemedim ben:)...

Resne'de Resneli Niyazi Bey'in doğduğu ev ve sarayını ziyaret

İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden biri olan Niyazi Bey'in doğduğu evi ve sarayını gördük Manastır kasabası olan Resne'de. Niyazi Bey'in doğduğu evde maalesef şu an birileri oturuyor. Keşke bir müze olarak kullanılabilseydi orası. Neyse ki sarayı şu an müze olarak faaliyette. Ben Resne'yi ve o sarayı Zehra'nın pasaportunun içinde bulunduğu çantasını unuttuğu yer olarak hatırlayacağım:) Manastır da farkettiğimiz bu durum yüreğimizi ağzımıza getirmişti ki minnettar olduğumuz müze görevlisi çantayı bulup bir Türk bakkalına teslim etmiş bizlere ulaşmak için sağolsun. Ne demişti Hacı Bektaşi Veli ' Dili, dini, rengi ne olursa olsun, iyiler her zaman iyidir' Hamdolsun...

Manastır'da Atatürk'ün Askeri İdadeyi bitirdiği kışla binası

Daha önce bahsettiğim üzre Makedonya'nın en büyük ikinci şehri olan Bitola/ Manastır'da Atatürk'ün Askeri İdadeyi bitirdiği kışla binasını gezdik ilk önce. Şu an müze olarak faaliyette olan binada Atatürk'e ait fotoğraflar ve sözler mevcut. Ben en çok Atatürk'ün 'Yurtta Sulh,Cihanda Sulh' sözünü duvarda okuduğumda duygulandım müzeyi gezerken barış aşığı bir Türk olarak...

Manastır'da dikkatimizi çeken diğer yapılar:

İshak Çelebi Camii (1506)

Mehmet Efendi Camii

Saat Kulesi (Şehrin simgelerinden)

Osmanlı Bedesteni

Osmanlı Hamamı

Osmanlı Belediye Binası

Osmanlı Çarşısı Elveda Rumeli Dizisinin çekildiği yerlerden biriymiş aynı zamanda.

Tek olumsuz anım: İstanbul Döner'de karşılaştığım mikserler

Toplamda 2 ülke, 15 şehir gördüğüm seyahatim boyunca Türk kardeşlerimle yaptığım hasbihallerde hepsinin Türkiye'yi çok sevdiğine şahit olmuştum. Yemek molası verdiğimiz bu cafede Manastır'da okuyan Türk öğrencileri ile kim olduğunu anlayamadığım kişilerin yaptığı sohbete kulak misafiri olduğumda ilk kez ülkem hakkında olumsuz şeyler duymanın üzüntüsünü yaşadım. Olumsuzluk değildi aslında bana üzüntü veren, kim olduğunu bilmediğim o kişilerin o hafta oy kullanmak için ülkelerine gelecek olan gençlere söyledikleri asılsız karalamalardı. Yalnız o gençler mikserlere verdikleri cevaplarla yine beni gururlandırdılar. Daha sonra hasbihal etme fırsatımız da oldu gençlerle. Bilinçli gençlerimizin sayısı çoğalsın inşallah. Hiç kimse fitneye ve fitnecilere prim vermesin ülkemde ve dünyada. Amin...

Pirlepe'de bir Makedon polisi ile sohbet

Makedonya şehirlerinden olan Pirlepe'de bir benzin istasyonunda durup namazlarımızı eda edip, kahve molası verdiğimiz sırada Makedon bir polis yanımıza gelip pasaportlarımızı kontrol etmek istedi. Recep ağabey o esnada yanımızda değildi. Zühal ve ben polise tüm Türk şirinliğimizle İstanbul'dan geldiğimizi anlatmaya çalıştık ki polisin gözleri parladı ve Tarkan'dan, Kapalıçarşı'dan, Antalya dan ve daha bir dolu Türkiye'ye dair aklına gelen şeylerden bahsetti:) Aynı polis daha sonra kahve servisimizi yaptı orada. Bunu da hoş bir anı olarak kayda geçirmek düştü bana da İsmet Özel'in sözünü tastik ederek: 'Güler yüz neydi onu hatırlayın!'...

Vodno Dağı'nda Üsküp'ün gecesini temaşa

Biz buraya teleferikle çıkmayı planlamıştık ki geç kalınca Recep ağabey araba ile çıkartıp 'En azından şehrin gecesini seyredin' dedi. Ne iyi etti. Sadece ilk gün kısa süreli gezebildiğim Üsküp'e bayıldım burada ben. Işıklı şehirleri de ne çok severim bilirsin günlükcağazım, Üsküp'ün gecesi de bambaşka güzelmiş. Bu vesileyle ne kadar büyük bir şehir olduğunu da anladım. Bir şehir bence gece güzelse, güzeldir. Üsküp güzel şehirdi vesselam...

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !