Embed

Ruhi Mücerret

Merhaba günlükcağazım ,uzun zaman önce arkadaşım Serap’ın okuduğunu ve beğendiğini bildiğim Murat Menteş’in Ruhi Mücerret isimli kitabını Fatih’deki Ağaç Kitapevi’nden alarak okudum. İllegal Uyarı: İlk paragrafta kitapçı reklamı yapılmaktadır :)

Kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu okumadan önce,internette rastladığım kitap alıntılarından da bir fikir edinmemiştim doğrusu. Serap’ın ‘esprili’ demesi ile merak etmiştim sadece; zira Atilla Atalay’ın Sıdıka’sından başka esprili bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum.Bilakis son dönemde sıkça okuduğum savaşı anlatan kitaplardan sonra değişikliğin iyi olacağını düşündüm şu sıralar depresif ruh halini taşıyan benim için. Heee güldürdü mü peki bu kitap beni,  bir iki yer haricinde bu kitap da güldürmedi ne yazık ki... İmza: Melankolik :)

Ruhi Mücerret’in kitap tasarımı çok ilginç. Kuralları, yaptırımları sevmesem de düzeni sevdiğimden epey karışık geldi bu tasarımı bana,çizgi roman kapağını anımsattı bir de…En ilginç olanı ise Orhan Gencebay’ın ve Cüneyt Arkın’ın fotoğraflarının yanıp döndüğü  dantelli televizyon  içindeki resimleri:) Kitabın arkasında yazılanları okuduğumda hiçbir fikrim olmazdı Allah’dan kitabı bitirdikten sonra okudum :) Emrah Serbes’den  bir alıntı var yine arka kapakta ‘100 yaşından küçükseniz bu romanı mutlaka okuyun’ diyor Serbes. Bu kitap kapağı asla beni çekecek türden değildi, bilakis iterdi daha önceden almaya karar vermemiş olsaydım. İmza: Görece :)

Ruhi Mücerret, İstiklal Savaşı’na katılmış yaşayan son gazi. Savaştan sonra İstanbul’da Haydarpaşa Garı’nda gece bekçiliği yapmış, o vakitlerini radyo dinleyerek geçirmiş. 100 yaşında olan kahraman,sevdiği,düğününe katıldığı,doğumuna şahitlik ettiği ailesinden ve çevresinden herkesin cenaze merasimine katılmaktan, sırayı bozduğundan, elini öpecek kimsesi kalmadığından yakınıyor kitapta . Kendisi kedi familyasından da kaç canı var ben bile sayamadım:). Neyse nüktedan bi kitabı tanıtacağım diye şımarmayayım eceli gelmemiş işte yaw ötesi var mı:) Mücerret,son yıllarda her şehrin Kurtuluş gününe onur misafiri olarak davet edilip saygı ve minnet duyulan ,geri kalan zamanlarını cami ile evi arasında geçiren ve ölmeyi bekleyen bir yalnız adam.

Benim gözümde Ruhi Mücerret’i ilginç kılan şey 100 yaşında biri olarak kullandığı kelimeler:) Gerçi o kelimeler Murat Menteş’e ait ama çok isterdim yaşlılarımızın Mücerret gibi olmasını:)  Aşık Dedem yaşasaydı aslında Mücerret’e benzeyebilirdi ,Rahmetli  de çok nüktedan ve nevi şahsına münhasır biriydi. Aslında belki de çoğu yaşlımız böyledir de bizler onlarla iletişim kurmadığımızdan farkında değilizdir, kimbilir? Gerçi bu genel bir eleştiri, beni kapsamıyor çünkü ben nerede bir yaşlıyla karşılaşsam mutlaka konuşturup istifade etmeye çalışırım. İmza: Ak kaşık:) Bir imza daha : Genç :) Not : Son imzada mübalağa vardır:)

Ruhi Mücerret’in kitapta başrolü paylaştığı kişi Civan Kazanova:) 30 yaşındaki Kazanova, dizilerde başına gelmeyen kalmayan talihsiz karakterleri hatırlattı bana . Ben sevdim Kazanova’yı. Ama kitabın ilerleyen safhalarında ay sayfalarında Kazanova’yı ön plana çıkartan yazar her iki karakterde de aynı dili kullanmış. Menteş kitabını keşke karakterleri ile değil de yazar olarak kendi anlatsaydı madem dili aynı kullanacaktı. Hoş aynı çipe sahip olsalar da bu iki adam ruh ikizi değil ya yaw .

Kitaptaki Ruhi Mücerret’in nüktelerine bayıldım , altını da çizdim ama cümle içinde kullanmaya ürküyorum ilerde başıma gelir diye :) Büyük sözüme töbe :)

Kitapta Ruhi Mücerret’in mezar taşına yazdıracağı cümleleri ve Kazanova’nın “…..icat edilmeseydi ben icat ederdim” dediği cümleleri çok hoştu.

Kitaptaki Mücerret’in arkadaşı Avni Vav, hayatta karşılaşmak isteyeceğim nitelikte bir karakterdi.

Kitaptaki en beğendiğim bölüm ise ‘Gömülmenin neresinden dönsek kardır’ başlıklı bölümdü.

Kitabın son kısmını sevmediğimi de belirtmek istiyorum. Neden sevmediğimi ise yazamıyorum malum okuyacak olana haksızlık etmemek için:)

Murat Menteş’in dilini Yılmaz Erdoğan’ın diline benzettim ben. Yapısal olarak kelimelerle oynayabilecek bir zihne pek sahip olmadığım için kelimelerin ıncığını cıncığını çıkartan insanlara hayret ve hayranlık hissi beslerim ama bazen de ‘-özne+tümleç+yüklem- konuş gitsin işte bu kadar metafora,  kulağı dolaylı göstermeye ne gerek var’ derim :) Kitabı okurken böyle konuşmayı seven arkadaşım Birsen’i getirdim sık sık aklıma,kitabımı ona da okuması için vereceğim hatta:)

Ruhi Mücerret sanırım kara mizah ve polisiye özelliklerine sahip bir roman ama içinde yüzeysel de olsa aşk da mevcut. Ben 100 yaşındaki Mücerret’in 30 yaşlarındaki Nazlı Hilal’e aşk hissi beslediğini okuyunca 100 yaşında da olsa hiçbir yaşlıyı öpmemeye karar verdim :)

Kitapta en çok gerçeğe yakın bulduğum karakter Masum Cici idi. Okurken ne çok Masum Cici var dedim durdum. Çağımız, kapitalizmin huzura savaş açtığı bir çağ ve bu çağda kullanılan en önemi silah reklamlar. Reklamların bilinçaltımızı dolayısı ile benliğimizi ele geçirmesini ironik bir dille polisiye tadında anlatırken Menteş romanında neden reklam yaptı anlayamadım bendeniz. Keşke gerçek ürün isimleri kullanacağına aslı olmayan ürünleri kullansaydı.

Menteş’in kitabın her bölümüne başlarken  alıntıladığı sözler de çok hoşuma gitti benim. O sözleri söyleyenlerin çoğunun doğum ve ölüm tarihlerini yazarak kullanması da manidardı. Keşke yaşayan insanlardan bahsederken de -mesela Orhan Gencebay gibi- doğum tarihini yazıp ölüm tarihini boş bıraksaydı dolayısı ile ölümlülüğümüzü bütün kitapta bol bol hatırlatmış olacaktı.

Sonuç olarak muhteviyatı bana göre değişik fakat anlamlı bu kitaba emek verdiği, zihin yorduğu için yazarı Menteş’i tebrik ederim.

Sevgili Günlükcağazım,dün bir haber gördüm sosyal medyada. Haber bir gün önce kitabını bitirdiğim Menteş’e ait olduğundan dikkatimi çekti. Haberde, Menteş’in Üsküdar Kitap Fuarı’nda yapacağı imza gününün daha önce Sakarya Kitap Fuarı’ndaki konuşmasına istinaden iptal edildiği yazıyordu. O konuşmanın videosunu izlediğimde Menteş’in bir hayli ağır kelimeler kullanarak hükümeti eleştirdiğini gördüm. Edebiyat benim için usluptur, edebiyatçı da usluplu kişidir. Edebiyatçılarımızın eleştirilerinde kullandıkları kelimelerde ölçülü olmasını bir okur olarak kendilerinden bekler ve umarım; hele ki eleştiren usluptan yakınıyorsa bu ne perhiz demekten alıkoyamam kendimi.

Fakat hükümet partisine mensup bir belediyenin önce davet edip sonra o konuşmasından dolayı bir yazarın imza gününü iptal etmesini asla anlayamam.Dün bu haberi gördüğümde inanılmaz kızdım ve Üsküdar kitap fuarına gitmemeye karar verdim. NT ‘nin  siyasi tartışmalarda kendi cemaatlerini  desteklemeyen yazarların kitaplarını satmama kararı aldığında aynı ölçüde sinirlendiğimi ve NT den alışverişi kestiğimi anımsadım ve kızgınlığım daha çok arttı. Bu hazımsız, tahammülsüz tutumlar yüzünden kitaba dokunmayı unutacağız neredeyse:( Kültürün tarafı,tahammülsüzlüğü olursa,kültürel faaliyetlerde at gözlüğü takılırsa  geriye ne kalır Allah aşkına?

Geçenlerde dünyanın çivisi kayıp diye bir söz okumuştum yazarı meçhul. O sözü söyleyeni tanıyan varsa söylesin kendisine o çivi benim beynimde, sağolsun delip duruyor son günlerde beynimi. Dayanamıyorum bütün bu saçmalıklara. Azrail misiniz mübarekler, sürekli öldürme peşindesiniz ; sizden olmayanı...

Twitterden tanıdığım değerli dost Ayşe Hanım dün bana hatırlattı ‘Tahammül güzel ahlaktandır’ diye ben de size hatırlatayım ki elde ettiğiniz güç tahammülünüzü yitirmiş ne yazık, ne hazin… İmza: Bir dost :)

Yasaklar hep tatlı gelir insanoğluna. Fuarda alınan bu karar Menteş’in diğer kitaplarını okuma isteğimi arttırdı. Kitap okumama vesile olduğu için tahammülsüz arkadaşlara teşekkür ederim ama bu tahammülümü zorlayan saçmalıklarına da ivedi son vermelerini salık veririm :) Not: Bu bir ihtardır :) Şaka beee dua ederim ancak yıllarca yasağın zorluklarını yaşamış insanların güce esir olmamaları ve haksızlığa uğramış insanlar olarak haksızlık yapmayacak güzel ahlakı kazanmaları için zira bu hasleti yitireli çok oldu.

Amin…

Kitaptan :

Savaşın eşiğinde halkın nabzı hızlanır.

Aşklar inkıtaa uğramıştı.

Her şey ya çok sıcak ya çok soğuktu. Yanmakla donmak arasında gidip geliyorduk.

Harbin hakikisi de, temsili de, rüyası da canımı yakıyor.

Tesadüf,talih ve bahtsızlık… hepsi kaderin şubeleridir.

Mazideki kederleri hatırlamanın sağlayacağı koruma,unutmanın getireceği huzurun yanında  bir hiçtir.Lakin aklın forsu hafızaya sökmez.

Felaketler belanın yanında mutlaka uğur da getirir.

Velhasıl bendeniz sıcak çatışmadan ziyade soğumayan hafızanın gazisiyim.

Göz pınarlarıma ayaz vurdu.

Ölüm döşeğinde okunacak kaç kitap var ki?

Kalbin kararları bir bilemedin iki saniyede alınır. Buna mukabil ,yaşadıkça ihtiyat, tedbir,önlem,sakınma gibi,hayatla çelişen tutumlara dört elle sarılmayı öğrenirsiniz.

Bendeniz son tahlilde hayvanseverlikte karar kılmış bir insan sarrafıyım.

Birinin karşısında fazla alttan alırsan er geç ona gıcık kaparsın.

Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tastikleneni yap.İyiliği içselleştir.

Gerzekler öğütleri özümseyemez, izahın izahına ihtiyaç duyarlar.

İyi bir insan olursan , psikolojik savaşları asla kaybetmezsin.

Zevk sahibi olmak , nelerin hoşumuza gittiği ile alakalı olmak değildir. Zevklerimizi araştırarak edinir, tarzımızı düşünerek oluştururuz. İnsanın sesi gibi, işitme duyusu da terbiyeye muhtaçtır. Kulağı tavlayan melodilerden zevk almak, zevksizlerin de becerebileceği bir sathiliktir. Elverir ki müziğin hakikatlisini, sanat eserinin güzelini keşfedesin...

Müzik sanatların en ilahisi. Faniliği hazmetmemiz için en münasip vasıtadır. Bize bir başka dünyadan haber verir.Ve böylece öte dünyanın varlığını duyumsamamızı temin eder.

Ve hala onsuz yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum.

Kadınlar, iç çamaşırlarının ve ayakkabılarının marka etiketinden aldıkları destek nisbetinde özgüvenliydiler. Erkekler, otomobillerinin modeline bağlı psikolojik bir hiyerarşi içinde trafikte seyrediyordu...

Aşk, gençlerin oynadığı, fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur.

Alınyazısı ve niyetin alfabeleri ayrı.

Azen cürüm izafi, adaletse muğlaktır.

Yalan insanı aptallaştırır, hakikat ise delirtir.

Aptalları kainattan süremeyiz.

Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler

Çünkü duygular, izahlarla paketlenip etiketlendiklerinde ölürler. 

Yanlış çağda yaşamanın stresi içindeyim.

Gerçeğin acılığı öfke veya pişmanlıkla giderilemez.

Bu şehirde kendini kandırmadan akşam eden bir Allah’ın kulu yoktur.

İstanbul bir yandan senin rüyalarını çalar, öte yandan sana hayaller hediye eder.

Bütün yapraklarını dökmüş bir orman kadar bitkindim.

Umudum bayatlamış, eleme intikal etmişti. Yani beklenmeyenin gerçekleşmesi için en ideal merhale ve en münasip mevkideyim.

Kendi içimizde de bir kurtuluş savaşı vermemiz lazım.

Aslanın ağzındaki bayat ekmek uğruna koşturuyorduk.

Deney farelerinin geçici mutluluğunu yaşıyorum.

Aynı şiirin kelimeleriyiz fakat ben sayfanın yakılmış kısmındayım.

Kalbim benden önce mezara gidecek.

Ah, çiçekçiden aldığın gülleri götürüp kırlara yapıştıramazsın.

Keşke öpücükler biriktirilebilse.

Hafızamın denizi buz tutmuş,anılarımın nehri kurumuş.

Kainatın kaygan zemininde kimseye tutunmayacaksın.

Cahiller ile ahmaklar gürültüden rahatsız olmaz.

Vicdan azabı için yeterli yakıtım yoktu.

Olaylara hep aynı açıdan bakarsan gerçek kararır.

Dost henüz saldırmamış bir düşman demektir.

Arzulamak, elde etmekten; hasret, kavuşmaktan; hatırlamak, unutmaktan bin kat şiddetliydi.

Akbabalar bile yemek seçer.

Kadının kalbine varan kestirme bir yol yoktur.

Aptallar kötüleri zeki zanneder.

Bu hayatta ızdıraplar belli dozda alınmalı.

Daima acele edip hep geç kalanların şehri…

Ömrüm hayatıma dar geliyordu.

Varlığımı geçerli kılan muhatabımı yitirmiştim.

Hoca direkt konuya girdi : Allah’u Ekber

İnsan yapamayacağı kötülüğü başkasından ummaz.

Hatırlananlar, yaşananlarla örtüşmez; anlatılanlar da hatırlananlarla.

Aklımızdan geçenlerle ağzımızdan çıkanlar arasındaki bağ gevşemişti.

Bilginin ve sanatın ötelendiği, duygu, inanç ve düşüncenin geçersizleştiği bir çağda yaşıyoruz

Aşk,uyumlu çiftlere özgü bir şey değil. Nefretle bu yüzden kolayca yer değiştirebiliyo

Hayatta en çok sevdiğim insan hakkındaki menfi düşüncelerden hareketle , can düşmanıma sempati duymaya yöneliyorum.

Ne zaman düşünmeye başlasam kafam karışıyor.

Zirveyi mesken tutmak kimsenin harcı değildi.

Hatalı mübalağalar insanı küçültür.

En büyük dertler ve belalar kabul etmediğimiz hatalarımızdan kaynaklanır.

N’olmuş ? Iskalanan aşklar ,yaşananlardan daima çoktur.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. çünkü hiçbir şey görüntüden ibaret değildir.

Ne yazık ki dünyanın dönüşündeki intizam, zamanın akışında yok.

İntikam, tabiatı gereği nezaket sınırlarını aşar.

Öldürmem gereken düşman ,içime kaçmıştı.

Yazık ki ömrün ilk ve son nefeslerinde kahkahaya yer yoktur.

Allah niyetlerimizle  akıbetimiz arasındaki bağı rahmetiyle kursun. Amin…

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !