Nice Yıllara

Merhaba günlükcağazım , 6 Kasım Perşembe akşamı Saliş, Şeyma, Deniz ve Çiğdem ile birlikte Küçük Sahne’de izledik Nice Yıllara adlı tiyatro oyununu.  Bu kez arkadaşlarım  nasıl olduysa bilmiyorum ‘gidelim mi’ diye sorduğumda olumsuz cevap vermediler bana , ben de yalnız seyretmek zorunda kalmadım  oyunu. Maşallah diyeyim de nazar değmesin:)

Nice Yıllara’nın yazarı Tuncay  Özinel vefat etmeden birkaç gün önce şu an oyunun yönetmeni olan arkadaşı Göksel Kortay’ı arayıp ‘Ben ölürsem siz bırakmayın ,bu oyunu mutlaka yapın’ demiş  ve Göksel  Kortay ile Defne Yalnız bunu bir vasiyet addedip oyunu  sahnelere taşımışlar , daha doğrusu kazandırmışlar. Zira Defne Yalnız’ın tek kişilik bu oyunu tiyatromuz için bir kazanımdır nezdimde.

Tek kişilik sahnelenen oyunlar çok zor gelir bana. Nice Yıllara iki perdeydi ve soluksuz izlettirdi Defne Yalnız kendini bize.  O nasıl bir performanstı anlatmam mümkün değil.  Defne Yalnız tam bir oyuncu ve bu oyun da oyunculuğunu konuşturabileceği özellikte idi ki gerçekten her hareketi, her mimiği, her tonlaması ile oyunculuğunu konuşturmuştu. Emeğine, yüreğine bin sağlık…

‘Nice Yıllara’  bir özeleştiri, bir içe bakış, bir trajedi… 

60 yaşını çoktan aşmış bir oyuncunun yeni yaşını kutladığı gün geçmişini, bugününü, yanlışlarını, hatalarını, sevinçlerini ve yalnızlığını hesaba ve sonunda hizaya(!) çekişini anlatıyor oyun . ‘Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim ‘ diyen Zerrin Karaman’ın kendi kendini yalanlamasını izledik oyunda bizler.

Sanatçının besin kaynağı olan  alkışı yitirdiğinde, sanatını icra edemediğinde düştüğü durumdan çok sanat çevresi içindeyken yaşadığı  yalnızlığı hazin geldi oyunu izlerken bana.

Sanat güzelliktir benim için. Güzeli görmek, hissetmek ve göstermektir. Sanat bu nedenle yalnızlık olmamalı görüşündeyim. Paylaşılan şey yalnızlığı alıp götürür ama nice sanat icrasında benmerkezci tutum var  ve bu tutum hem sanatın güzelliğini paylaşmakta sorun teşkil ediyor  hem de  kişinin yalnızlığını körüklüyor. ‘Kimseye yardım etmek için çabalamadım, hep en iyi ben olmak istedim’ diyen oyundaki sanatçı Zerrin Karaman’da onlardan biriydi işte.

Tuncay Özinel sanırım kendi hayatından da kesitler sunmuştu bu oyunda. Tiyatro çevresindeki  jüri lere, ödül sistemine  , gazetecilere ,  eleştirmenlere  ve vefasız dostlara da değindiği oyununu izlerken böyle hissettim ben .

Oyun , Defne Hanım’ın sanırım kendi sesinden dinlediğimiz ‘Sensiz kaldığım geceler ‘ adlı tango şarkı  ile başladı . Kendi sesi değildi ise de çok benziyordu :) Oyun sırasında, verilen arada da dinledik bu tarz güzel müzikleri ki çok severim bilirsin günlükcağazım .

Oyunun  dekoru da tam benlikti , yani klasik :) Eski ve klasik koltuk, sehpa, tuvalet aynası, soyunma paravanı, mask, çerçeveler, afişler , klasik avizeler çok hoştu ve yerindeydi. Hele o tuvalet aynasını alıp eve getiresim geldi :) Dekordaki tek yeni eşya oyunda da belirtildiği üzere telsiz telefondu. Teknolojiyi reddedemeyişimize bir örnek miydi o,  yoksa iletişimin sanallaşmasına mı ? Her ikisine de belki de…

Zerrin Karaman  oyunda ‘O eski coşkulu, muhteşem seyirciye ne oldu? Onlar mı bizi terk etti yoksa biz mi terk ettik onları?‘ diye soruyor. Bu sorunun cevabını ben veremiyorum çünkü bütün kırgınlıklarıma rağmen pirinci ayıklayarak yeme gayretindeyim. Çok sevdiğim tiyatroyu  icra eden sanatçıların çoğunun sosyal medyada paylaştığı sanatın güzelliklerinden nasipsiz düşüncelerini okuduğumda çok kırılıyorum aslında.   Sanatçı istediğini düşünebilir, istediği gibi yaşayabilir ,herkes gibi  elbette. Ama uslubu herkes  gibi olamaz çünkü o güzeli temsil eder nezdimde. Nefret içerikli, küfürlü ve  saygısız söylevlerden ziyadesiyle rahatsız oluyorum ve ben bu insanı mı sahnede alkışlıyorum diyorum bazen. Yine de diyorum ya pirinci ayıklayarak yeme gayretiyle tiyatrodan kopmamaya çalışıyorum.

Hayatımda en korktuğum şeylerden biri yalnız kalmak, en sevmediğim duygulardan biri de  yalnızlıktır benim. Bu oyunu izlerken  hep şükrettiğim sahici ve vefalı dostlarıma yine şükrettim.  Yalnızlığın biraz da insanın kendi elinde olduğunu hissettim bu oyunu izlerken.  Çıkarsız dostlukların kolay kolay zedelenmeyeceğini ve dost seçimlerimizin dostluklarımızı kalıcılaştırmakta etken olduğunu bir kez daha anladım. İstisnalar haricinde ekilenin biçildiğini fark ettim. Yalnızlık ve vefasızlık elbette sadece sanat çevresine mahsus bir durum değil. Zerrin Karaman’ın ‘Bir tutku değil bu, arkadaşlık arayışı’ itirafını kim etmiyor ki? Oyun çıkışında Saliş ‘Hemen evlenmeye karar verdim’ diye bir çıkarım yaptı hatta kendi adına :).

Bir Çift Yürek adlı bir kitap okumuştum yıllar evvel . Yazarı Marlo Morgan  Avusturalya daki bir kabileden bahsediyordu kitabında. O kabilede doğum günleri bir katkı ve kazanım sonucunda kutlanıyordu, daha iyi olmayı kutluyorlardı onlar. Yaşlanmak bilgeliğin artması demekti. Bizde ise işe yaramazlık, emekliliğe ayrılma, kabuğuna çekilme ve görmezden gelinme olarak algılanıyor maalesef. Zerrin Karaman’ın ‘ Bir insan hem kabiliyetsiz hem moruksa yaşamaya hakkı yok demektir’ sözü de bunu gösterdi bana. Aslında Zerrin Hanım ‘ın bunca yıllık deneyiminden, bilgisinden istifade edilse idi  hem onu kazanmış olacaktık hem de ondan edindiklerimiz bir kazanım olacaktı. Ne yazık ki salgın bir hastalık gibi yayılan egosantrik düşünceler insanları kaybetmemizi ve bir gün kaybolacağımızı gösteriyor .

Bence insanlarda  yok edilmesi  gereken en ivedi şey bencillik duygusu. Zerrin Hanım ‘İhtiraslarımızı elimizden alıverseler geriye ne kalır? ‘ diye soruyor oyunda.  Son telefona cevap veremeyişi umudu öldürüyor ama  ben  içimden  ‘Artık çok geç geç’ diyen sese inat ısrarla erdemsiz toplumda erdemli kalma çabasını güden insanların varlığına inanıyorum ve duamı bu insanların çoğalması adına etmeye devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki doğa katlediliyorsa , savaşlar oluyorsa, insanlar birbirinden nefret ediyorsa temelinde yatan duygu hep bencillik . Allah’ım bencil yanlarımızı  köreltmemiz  için daha çok farkındalık , daha çok gayret, daha çok sevgi ver bize ve tüm insanlara. Amin…

Oyundan :

Hiçbir şeye zamanında yetişemeyiz.

Ben öldükten sonra bütün bu eşyalar ne olacak? – Hiç

Şu tıp ne kadar aciz

Hangi becerikli doktor yılların yaşanmışlığını yüze işleyebilir?

İlk kırışıklık ne zaman oldu dersin?

Anılar hiç para etmiyor.

Bu dünyada şerefine içilecek o kadar az şey kaldı ki şerefsizliğin şerefine içelim.

İçimde bir trafik  polisi var ölçüyü kaçırınca dur diyor.

Yaşamak istiyorum ben, anılarla yaşamak istemiyorum.

Yoksul olduğuma değil, yoksul kaldığıma üzülüyorum.

İşte benim çelişkim bu : Ne o günlere dönebiliyorum, ne de sizlerle yapabiliyorum.

Zaten tiyatro dediğin ne ki iki kalas bir heves.

Hasılı akıl nerde bitiyor, delilik nerde başlıyor anlamak güç.

‘Hayat bir oyundur’. Ay ne boktan bir laf, hayat hayattır ulan. Eğer onla oynamaya kalkarsan da yapıştırıverir seni yere.

Kimse kimsenin yarasına yakından bakmaya meraklı değil.

Tanrım, bu hataların hepsi benim mi?

Kadro:

Yazan: Tuncay Özinel

Yöneten: Göksel Kortay

Dekor – Giysi Tasarımı: Medine Yavuz Almaç

Işık Tasarımı: Önder Ay

Yönetmen Yardımcısı: Nurhayat Boz

Asistanlar: Kerem Keskin, Derya Cumbur

Sahne Amiri: Ahmet Ali Sarabil

Kondüvit: Onur Kaan Çelebi

Işık Kumanda: Abdullah Basık

Suflöz: Derya Cumbur

Oyuncular: Defne Yalnız

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !