Embed

Milena'ya Mektuplar

Merhaba günlükcağazım, bir kitap okudum ki tam 391 sayfa olan bu kitabı okurken çektiğim sancıları tarif edemem sana. Kitap, Franz Kafka’nın Milena’ya Mektuplar’ı idi.

Yazımın en başında belirteyim ki okuduğum kitap, sayısız yazım hataları ile doluydu. Yayınevinin bu özensizliğine hayret ettim, öyle ki cümlenin anlamını değiştirecek kadar çoktu hatalar. Çevirmene de ister istemez bir güvensizlik oluştu okurken bende. Zaten lütfedip bir ön söz bile yazmamış kitaba. Velhasıl Tutku Yayınevinden çıkan Milenaya’ya Mektuplar’ı almasın okuyacak olan.

Kafka, ana dilim dediği  Almanca’da yazdığı eserlerini Çekçe’ye çeviren Milena ile mektuplaşmaya başlıyor. Bu mektuplardaki iletişim kalplerine dokunuyor ve iki aşık olarak devam ediyorlar yazışmaya. Evli olan Milena ile Kafka’nın aşkları bitti mi bilinmez ama mektuplaşmaları bir zaman sonra kesiliyor. Kafka’nın ölümünden  sonra da bu mektuplar kitaplaştırılıyor.

Kitapta sadece Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplar, bir de kitabın sonunda Milena’nın Kafka’nın arkadaşı Max’a yazdığı mektuplar var. Milena, Kafka’ya yazdığı mektupları yaktırmış çünkü… Kitabın sonunda okuduğum Milena’ya ait birkaç yazının çok etkileyici olduğunu da yeri gelmişken belirteyim, özellikle ‘Yuvadaki Şeytan’ sıkı bir yazıydı ve Milena’nın istidatını ortaya koyuyordu.

Milena’ya yazılan mektupları okurken neler geldi aklıma bir bilsen günlükcağazım. Kafka, amansız hastalığını bildiği süreçte rastladığı Milena’yı hayata bağlanacak bir destek mi gördü kendine diye düşündüm. Milena, mutsuz evliliğinde bir heyecan mı gördü Kafka’yı diye düşündüm sonra; müthiş içli Kafka’nın sevgisini kullandı mı acaba, ya da maddi açıdan mı kullandı dedim. Kafka, Milena’yı değil de yazmayı ya da hayalindeki kadına yazmayı mı sevdi diye düşündüm. Milena, kendi mektuplarının yakılmasını isterken, mahremiyete çok önem veren Kafka’nın mektuplarını neden sakladı, neden başkasına verdi, ne kadar bencilce bir şey yaptığı dedim.  Daha neler neler dedim, neler neler düşündüm işte…

Sonra da hepsi sadece bana ait olan ve asla gerçeğini bilemeyeceğim bu düşüncelerimden utandım, çok utandım be günlükcağazım. Düşündüklerimin hemen hepsi de su-i zandı hem de. Okuduğum satırlardaki aşk acısı beni çok üzdü de kızgınlığım bir dolu düşünce mi savurdu kalbimden beynime bilmiyorum ama düşündüklerim sancılarımı arttırdı işte, hâlâ söylenmemiş olanlara fikir yürütmek de öyle… Kafka ‘Yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!’ sözünü bana demedi ki oysa…

Sonra Kafka’nın arkadaşı olan Willy Haas adına da çok utandım be günlükcağazım. Edebiyat adına bir kazanım olsa da bu yaptığı, Kafka’nın asla istemediği şeyi yapıp onun özel hayatını yayımlatmasına çok içerledim. Kimsenin -kendisi istemediği sürece- kimsenin özelini deşifre etmemesi gerekir içeriği ne olursa olsun. İşte bu nedenlerle okurken çektiğim sıkıntıyı tarif edemem sana. Bu aşk öyküsünü de bilmeyivereydik, ne kaybederdik sanki? Ne bileyim işte hem elimden bırakamadım hem de okudukça kendimden utandım…

‘İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam’ diyen Kafka’nın bütün samimiyetiyle yazdığı özel duygularını bilmek bana utanç verdi, o utançla okumayı sürdürmek de… İradesizliğime ayrıca kızdım üstelik.

Kitabın bir yerinde Kafka Milena’ya ‘Ah! Milena bugün yağmur göz kapaklarıma yağıyor...’ diyor. Ben de Kafka’ya ah be Kafka korkmakta ne çok haklıymışsın, ne çok paralel varmış çevrende diyorum, ironimden iğrenerek…

Bu kitaptan bahsederken Kafka’nın kitabı demeye bile utandım biliyor musun günlükcağazım? Kafka kitabın sahibi değil, mektupların sahibi idi. Bundan sonra sahibinin izni olmadan hiçbir mektubu okumayacağım. Ahmet Arif’in Leyla Erbil’e yazdığı mektupların kitaplaştırıldığı Mektup Aşkları’nı okumaktan da vazgeçtim.

Kitapta, Kafka’nın günlük rutin şeylerden bahsettiği bölümleri okurken iyi ki sana tek tek ne yaptığımı yazdığım yazılara son vermişim diye de düşündüm günlükcağazım. Başkasının rutinini okumak sadece ona önem veren için önemli bence yoksa çok sıkıcıymış,anladım…

Bu kitabı okurken düşündüğüm bir şey daha var günlükcağazım. Bir önceki okuduğum kitap Nietzsche Ağladığında’dan sonra Milena’ya Mektuplar’da da Yahudilerin geçmişte gördüğü eziyetleri üst üste okudukça, anlayamıyorum şimdinin terörist İsrail Devleti’nin yaptıklarını. Haksızlığa uğrayan biri bunun acısını bildiği halde nasıl haksızlık yapar, insansa şayet? Demek en çok dayak yiyen çocukların, büyüyünce şiddete meyilli olmaları hep bu yüzden:( Vah dünya…

Kitabı okurken bir şey daha düşündüm, acaba Kafka Milena’sına kavuşsa tutkusu devam eder miydi? Hiç zannetmiyorum çünkü Kafka’nın iştiyakı aşka idi, Milena’ya değildi sanki. Off yaa gene yorum yaptım, hem de hiç haddim olmayarak.Yaşananlara,özellikle duygulara yorum yapılması hiç hoş değil oysa…

Şunu bilmeni isterim ki Kafka, yarım kalmış düşüne sonsuz saygı duyuyorum, hislere söz geçmeyeceğini bizzat bilen biri olarak…

İyi ki dünyamızdan geçmişsin, iyi ki…

Kitaptan :

Zihinsel strese dayanamıyorum.

Beynimdeki baskıya dayanamıyorum.

Benim mutluluğum sende erimektir.

Sen olmayınca geceler boyu sabahlara kadar yanımdaki hayalinle boğuşmakla geçiyor ömrüm...

İki saattir kanepede uzanmış yatıyorum ve bu süre boyunca senden başka hiçbir şey düşünmedim.

Oysa ben bütün vaktimi, bütün vaktimden daha çoğunu, yeryüzünün bütün vakitlerini sana ayırmak istiyorum...

Bu alt-üst olmuş dünya ne zaman birazcık düzene sokulacak?.

Seninle konuştuğum zaman her şeyi unutuyorum, seni bile…

Yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!

İnsanoğlu elindeki hiçbir şeyin değerini bilmeyen bir kapitalist bence.

İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam sen de anlamazsın…Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?

Kimse benden,benim kendimden istediğimin daha fazlasını bekleyemez...

Bana bir kez daha -her zaman değil, bunu hiç istemem- ama bir kez daha “sen” de.

Ben hem iyiyim hem de kötüyüm, sen hangisini tercih edersen öyleyim.

İnsan senden nasıl uzak kalabilir bilinmez.

Senin ateşin hala bütün gücü ile aydınlatmakta yüreğimi…

Artık gözlerine bakınca eskisi gibi avunamıyorum. Güneşe dayanamıyorum artık Milena geri dönmeliyim, geri dönmeliyim. Yolunu kaybetmiş bir hayvan gibi gücümün yettiğince kaçıyorum. Ama onu da gittiğim yere götürebilir miyim diye düşünerek kaçıyorum. O belki gittiğim karanlıkları aydınlığa çevirebilir…

Farkındayım bir insana böylesine bağlanmak bayağılığın da ötesi bir şey…

Bence istediğin zaman yalnız kalabilmek mutluluğun en önemli nedenlerinden biridir.

Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız.

Derinliklere doğru dalarak gözlerimi kapatıyor ve adeta senin girdabında yok oluyorum.

Gelmiyorsun çünkü gelmek senin için bir ihtiyaç olana kadar bekliyorsun

Yarım kalmış bir düş gibi önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç, hem de çok.

Gönül ilişkilerimde edindiğim tecrübe erkeklerin daha çok acı çektiği. Aslında bu acı karşılıklıdır. Kadının çektiği acı gerçektir ama erkeğin acısı fazladır.

Fakat ben ne kadar basitim, keşke görebilseler içimi. Anlatabilsem, inanırlar mı?

Ah sevgili Milena benim uykusuzluğum sizinkine benzemez. Yalvarırım size ne olur yazmayın artık bana…

Elbette insan kendi bilmecelerini çözemez.

Tamamen uygun olmayan kanatlarla sadece kanat çırptım.

Düşmüş bir melek olmadığı sürece,bir meleğin şeytanla ortak ne işi olur ki?

Kendime olduğu kadar,sana karşı da güçsüzüm.

İçimde iki insan savaşıyordu; birisi gitmek istiyor,ötekisi gitmeye korkuyor-her ikisi de benim parçam,her ikisi de şüphesiz rezil!

Artık sonbahar da oyun oynuyor benimle. Zaman zaman kuşkuya düşecek kadar yanıyor yine kuşkuya düşecek kadar üşüyorum. Benim için dünya binlerce “belki” ile dolu…

Sadece sessizliğin en sessizliğine aitim…Benim için doğrusu da bu.

Bu testi su yoluna gitmeden çok önce kırılmıştı.

Ama gel bunu yüreğime anlat…

Biz insanlar komiklik derecesinde zavallı değil miyiz?

Yeryüzünde tam olarak bildiğimiz şeyler çok azdır ama şunu iyi biliyoruz ki ikimizde: “biz hiçbir zaman birlikte olamayacağız.

Ama üzüntüyü de gece-gündüz her zaman taşımak da katlanılır şey değil doğrusu..

Bugün Milena, yalnız telaş, yorgunluk ve yokluğun var. Sonuncusu yarın da olacak.

Ama şimdi gelmesen daha iyi, çünkü yine gitmek zorunda kalacaksın .

Dünyada benim ihtiyaç duyduğum kadar sabır var mı, Milena?

Benimsin, bir daha seni göremeyecek olsam bile...

Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?

Ah! Milena bugün yağmur göz kapaklarıma yağıyor...

Ve seninle ilgili olan her şey hala söylenmemiş olarak duruyor...

Ve senin yanında öylesine huzurlu, öylesine huzursuz... Öylesine baskı altında ve öylesine özgürüm ki.

Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla.

Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün.

Bu dünyada olduğun için teşekkürler…

Bazı kitaplar vardır,sonuna kadar okunduğunda insanın üzerinde öylesine mükemmel resmedilmiş bir izlenim bırakırlar ki daha fazla kelimeye gerek kalmaz./Milena

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !