Embed

Mardin Seyahatim

Merhaba günlükcağazım , bir seyahatimi yazmanın mutluluğunu yaşıyorum sana yine :) . Hamdolsun…

13-14 Aralık da Mardin ‘ deydik dostlarla. Yine aylar önce bilet aldım, yine dostlarım bana eşlik etti , yine kalabalık bir grupla çıktık yola. Bilet sayımız 21 idi fakat 5 arkadaşımızın işi çıktığından 16 kişilik bir kadro ile gittik Mardin ‘e (Saliş, Nilü, Osman eniştem, Emrullah, Seda, Erhan eniştem, Rukiş, Deniz, Şeyma, Remziye, Gülay, Özgül, Rukiye , Zeynep abla ve Arife abla).

Neden mi Mardin?

Daha önce gittiğim Mardin ,  M.Ö 4500 yılına dayanan tarihi, açık hava müzesini andıran görünümü, farklı din ve kültürlerin bir arada yaşayabildiği hoşgörü simgesi yerlerden biri olduğundan gözde şehirlerdendir benim için. Dostlarımın da dizilerde görüp merak ettikleri şehirlerden olunca ortak bir kararla tercih ettik taşın sanata dönüştüğü Mardin’i… Tercih nedenlerimizi sayarken elbette çok sevdiğimiz Doğu yemeklerinin cazibesini yadsımamam  lazım :) Bizim grup ki yemek denilince gözleri parlayan bir grup haddizatında:) …

Mardin Kapı şen olur , ama toksan :)

Mardin’e sabahleyin  ‘Mardin kapı şen olur’ diye ayak bastığımızda hiç şen değildik bizler, zira açtık :) Urfa’daki rehberimiz Bedih Bey bu gezimizde de rehberliğimizi üstlendi bizim . Bedi Bey bizi almaya geldiğinde ona ilk söylediğimiz şey  hep bir ağızdan ‘Bedih bizi yemeğe götür’  oldu:) Sağolsun bize alışık olduğundan hiç yadırgamadı ve soluğu evvela bir kahvaltıcıda aldık :)

Yüzümüzü güldüren mekan : Cafe Mırra

Şoförümüz  Musa Bey’in tavsiyesi ile kahvaltımızı yapacağımız mekan Cafe Mırra’ya gittiğimizde hepimiz  durgun ve asık suratlıydık çünkü açtık :) Hatta bu halimizi fotoğrafladım ki yemekten sonra ile karşılaştırıp gülelim diye :) Mekan için tek olumsuz eleştirim ‘elleri aza varmış ‘ oldu benim :)Porsiyonları tüttürmelikti yaw:)  Bizim  önce gözümüz doymalı ,bunu bilmiyorlar tabi  :)Şaka bir yana  kahvaltıdan sonra hepimizin yüzünde güller açıyordu ve Mardin gezisinin keyfini yaşamaya hazır ve nâzırdık :)…

Düğüne de gittik :)

Kahvaltıdan sonra yola çıktığımızda bir köy düğününe rastlayınca araçtan inip hemen bu güzel ortama dahil olduk bizler , hatta arkadaşlar halaya da dahil oldular :) Gördüğüm en kalabalık halayı izlemek benim için çok keyifliydi . Davetsiz misafirlerine öyle güzel davrandı ki düğün sahipleri yemeğe kalın diye ne çok ısrar ettiler defalarca  sağolsunlar. Doğu insanının misafirperverliğine bir kez daha şahit olmak ve bir köy düğünü izlenimi edinmek benim için çok güzeldi. Evlenen çifti bir ömür mutlu etsin Allah’ım. Amin…

Dara Antik Kenti

Kireçtaşı ana kaya üzerinde kurulmuş bu antik kentin evvele kral mezarlarını gezdik ki bu mezarlar Kuruçay’a kadar uzanmaktaymış.  Daha sonra mağara evlerden birini gezdik ki  orada nasıl yaşadıklarına hayret ettim doğrusu ; üzerinde zindan yazan bu yerin  o yıllarda depo olarak kullanıldığı zannedilmekteymiş. Daha sonra su sarnıçlarını gördük Dara’nın . Mezopotamya’nın Efes’i denilen Dara için Efes’i görmüş biri olarak bu benzetmeye katılmadığımı söyleyebilirim. Zira Dara taşların doğal rengi ve doğa ile taşıdığı ahenkle biricik olma özelliğini taşıyor nezdimde.  Kaya mezarlarını gezerken  ne kadar sessizliğe ve doğallığa ihtiyacım varmış dediğim bu antik kentin rengi unutulmazlarım arasına dahil etti Dara’yı.

 

Deyrulzaferan Manastırı

5. yy.’da inşa edilen Deyrulzaferan Manastırı’na ikinci gidişimdi benim.  Manastırın bir adı da Mor Hananyo . Hala faaliyetini sürdüren bu manastırda 30 kişi yaşıyor. Burası güneş tapınağı ve daha sonra Romalılarca kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edilmiş.  Mabet, Güneş Tapınağı ,Mor Hananyo Kilisesi, Azizler Evi ve Meryem Ana Kilisesi olmak üzere 4 bölümden oluşmakta. Güneş  tapınağının tavanında kullanılan taşların arasında herhangi bir kum,kireç vs. kullanılmaması da ayrıca ilginç bir özellik. Her taş 1,5 mt. uzunluğunda ve bir ton ağırlığındaymış hem de…

Burayı bize gezdiren rehberin adının Türk adı olduğunu görünce ortak isimlerimiz mi var diye sorduğumda ‘hayır , asıl adım bu değil kimlikte böyle geçiyor’ dedi. Neden dediğimde aldığım cevap beni çok üzdü zira o cevapla Süryanilerin de azınlıklara uygulanan baskılardan nasibini almış olduğunu gördüm :( Son on-on beş yıldır rahat olduklarını söyleyen rehberin hâlâ gelecek kaygısı taşıyor oluşunu birebir ben de bu kaygıyı hissettiğim için çok iyi anlıyorum ve bu ülkede demokrasinin hep pamuk ipliğinde oluşuna vah ediyorum :(  Vah!...

Mardin siluetine  sis ve göçmen kuşlar çok yakışıyor

Mardin seyahatimiz boyunca bir sis bir de göçmen kuşlar hiç peşimizi bırakmadı. İkisinden de şikayetçi değildim ikisini de çok yakıştırdım Mardin siluetine. Yaradana Hamdolsun…

Kasımiye Medresesi

İkinci kez gördüğüm mekanlardan olan Kasımiye Medresinden ikinci kez Mezopotamya’ya bakmak nasip oldu hava sisli de olsa. 15. yy.’da inşa edilen bu önemli yapı medrese, cami ve zaviyeden oluşmakta. Avludaki havuzdan akan su tasavvufi bir anlam taşıyor. Dağumu, gençliği, olgunluğu, ölümü ve ölümden sonra tekrar dirilmeyi simgelyen çeşitli ebatlarda birbirine bağlı havuz manidardı. Sibernetiğin babası El Cezeri'nin yaptığı  Su Saati de burada bulunuyor . Medreseyi bize gezdiren arkadaşa ilgisinden dolayı çok teşekkür ederim.

Artukbey bizi , biz Artukbey’i ihya ettik :)

Kışın havanın erkenden karardığı Güneydoğu’da çarşı -pazar gezmek maalesef pek mümkün olmadı. Zira Cumartesi günü  tam alışveriş zamanı bulmuşken dükkanların çoğu kapanmıştı. Artukbey ‘in önünden geçerken bize kahve ikram etmek için çağırdı bir çalışanı, günün yorgunluğunu atmak için bu teklife hayır diyemezdik:) Girdiğimiz dükkanda sınırsız ikramları ve ikramların lezzeti buradan bol bol alışveriş yapmamıza neden oldu :) İşte esnaflık budur arkadaş hem bol bol yiyip içtik hem de badem şekeri ile oraya mahsus özel kahveden aldık.. Bu mekanın ilgili personeline çok teşekkür ederim.

Bu otele bayıldım : Maridin Otel

Maridin Otel’i Emrullah seçmişti, otel benim için önemli olmadığından gitmeden önce fotoğraflarına bile bakma ihtiyacı hissetmemiştim. Fakat otele giriş yaptığımda gördüğüm manzara ile kaldığım en güzel otel ilan ettim burayı ve çok sevdim. Mardin’in en eski konaklarından olan bu mekanda tarihin izleri ile iç içe kalmak beni çok mutlu etti. Bir kez daha anladım ki ben eskiyi ve sanatı çok seviyorum. Burada ikisi de mevcuttu. Dekoru, mimarisi, manzarası ve ilgili personeli ile sadece burada konaklamak için yeniden Mardin’e gitmeye can attım doğrusu.

Tek pişmanlığım: Antik Sur’da Sıla Gecesi

Son gittiğim sıla gecesi olan Diyarbakır’daki eyvan gecesinden çok keyif alınca ve sıla gecesini seven dostlarımın isteği ile Antik Sur Restaurantta katıldığımız sıla gecesi tam bir pişmanlıktı benim için.  Ortamına, sanatçılarının lakaytliğine, misafirlerin seviyesizliğine dayanamayıp Rukiye ve Zeynep abla ile sonunu bekleyemediğimiz bu eğlenceye katıldığım için çok üzgünüm. Yemekleri kötü idi, ortam sıla gecesinin adabına yakışmayacak düzeydeydi. Bir daha mı? Asla…

Hayatımda işittiğim en büyük hakaret :)

Bayıldığımız Maridin Otelde uyumaya gönlümüz razı olmadı , otantik odamızı paylaştığım Şeyma ve Saliş ile :) Biz de biraz hava alıp tarihi solumak için avluya çıkmaya karar verip gece ayazında  titreyerek anında lobinin dinlenme salonunda aldık soluğu :) Oradaki görevli arkadaşla biraz sohbet etme imkanımız oldu ki bizim bayıldığımız şeylere onların bakış açısının çok farklı olduğunu da anladık böylece. Siz gezip, beğenip gidiyorsunuz. Bu eski evlerde yaşamak çok zor, bakımı çok zor dedi mesela. Burda her yer taş bizler için yapacak fazla bir şey yok dedi. Nerede yaşamak istersin diye sorduğumuzda verdiği cevap çok manidardı. Karadeniz civarında diyen arkadaşın hayali bir realiteyi düşündürttü bana. Görmek ve yaşamak farklıydı, insanoğlu olmayanı istiyordu . Düşündüm de tuvaletleri bile dışarıda olan o eski evlerde yaşayanlar için elbette hayat zordu ve bizim hayran olarak seyrettiklerimizi onların görmesi çok zordu. Rukiş’in Mardin’li olan bir velisi de ‘Hocahanım niye gidiyorsunuz ki oraya her yer taş işte’ demiş :)

Otelde çalışan arkadaşın bana ‘Teyzeciğim’ diye hitap etmesi bizim koptuğumuz an oldu :) Hayatımda aldığım en büyük hakareti edene- ortamın loş ışığına verip- teessüflerimi bildirmedim ama ben o hitabı ömrüm boyunca unutmam :))))

Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur)

Pazar günü ilk durağımız Süryaniler için Kudüs’den sonraki en önemli ikinci kutsal mekan olan Mor Gabriel Manastırını Kuryakos adındaki rehberleri eşliğinde gezdik. M.S 397 yılında temeli atılan bu manastır aynı zamanda en eski Süryani Ortodoks manastırıymış. Ben buradaki taş sanatına da hayran oldum. Türkiyede’deki en eski tavan mozaikleri de burada bulunuyor. Halen azizlerin, rahibelerin ve yurtta kalan öğrencilerin yaşam alanı aynı zamanda bu manastır. Dıştan kare olan fakat içten kubbeli olan mimarisi de çok güzeldi. Rehberlerine verdiği bilgiler ve ilgisi için çok teşekkür ederim.

Er Rızık Camii

Hasankeyf’deki bu camiye daha önceki gelişimde uzaktan bakmıştım şükür ki bu kez nasip oldu girmek. Zira bundan sonra sular altında kalacak Hasankeyf’te sadece minaresini görebilir gidecek olanlar :( 1409 yılınca Eyyubi hükümdarı Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış bu camii.

Bir usta varmış minare yapımına başlamış fakat tamamlayamamış, bir de çırağı varmış o kendi minaresini tamamlayınca usta intihar etmiş buna katlanamayıp. Bu söylenti elbette ama o tamamlanmış minare Er- Rızık Camiinde ve üzerindeki geometrik bezemeler ve kufi hat ile yazılmış yazılarla çok ihtişamlı minaresi. Ayrıca minarede çif taraflı giriş çıkış mevcut.

Minare üzerinde bir leylek yuvası var o leyleğe inatçı leylek diyorlar çünkü oradan ayrılmıyor. Onun yuvasında olmadığı dönemlerde kışın çetin geçtiği ve bu duruma bakarak önlemlerini aldıklarını söylüyor  Hasankeyf sakini olan bizi gezdiren rehber. Ve  maalesef bu kış yuvasında değildi leylek. Allah şimdiden yardımcıları olsun halkın ve soğuktan korusun onları. Tüm Hasankeyf seyahati boyunca bizi bilgilendirdiği ve ilgisinden dolayı gönüllü rehber arkadaşımıza  çok teşekkür ederim.

Ah be Hasankeyf,  Dicle’yi de beni de ağlatıyor akıbetin :( …

Yıllar evvel gezerken de bu gidişimde de içim cız etti baraj suları altında kalacak olan Hasankeyf’e bakarken :(Bir tarih daha silinecek haritadan. Hasankeyf sakinlerinin ise gönülleri hep kırık olacak. Devletin bu durum karşısındaki duyarsızlığı onları çok üzüyor. Yeni yerleşim birimlerindeki evleri bari ücretsiz yapsaydı sizin için dediğimde maalesef borçlandırılarak edindiklerini de öğreniyorum.  Çok buruklar çok , ben de :( … Göz göre göre tarihimizi sular altında bırakacağız ve ben buna dayanamıyorum. Mutlaka bir yolu olmalıydı…

Daha önceki ziyaretimde şöyle  yazmıştım “Kayaç tabakası suyu görünce yumuşayan cinsten olduğundan çoğu yerde yer yer çökme yaşandığından ve şimdi olmasa da ilerde burasının tamamen yok olacağı realitesi ile baraj yapımı ile kalkınma sağlamak istese de devlet, ben duygusal yaklaşıp bu tarihi dokunun yok olmasından ziyadesi ile üzüntü duyanlardanım.” Hâlâ aynı hissiyattayım işte :( …

İçtiğim en güzel kahvelerden biri : Hilve Kahvesi

Hasankeyf’in akıbeti canımı çok sıksa da girdiğimiz bir mağarada içtiğim oraya mahsus Hilve kahvesi biraz unutturdu bu sıkıntımı. Zira içtiğim en güzel ve değişik kahvelerden biri idi. Satın almayı çok istedim fakat maalesef yaparken oluşturdukları karışım olduğundan hazırda satılmıyor. Ellerine sağlık o mağarayı işleten personelin. Mağaranın içindeki doğal difriz, doğal kiler ve ocak çok güzeldi. Doğal olan yüzlerce yıl geçse de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Hamdolsun…  

Bu mağaraların hiç biri doğal mağara değil hepsi kazılmış mağara. Bir nevi dağı oymuşlar, insanların yaşam alanı oluşturmadaki maharetleri hayrete ve hayranlığa sevk ediyor beni. Günümüzde yaşam alanlarını ellerinden alan kentsel dönüşüm projelerini yapanlar gelip, gezse buraları vicdanları yumuşar mı  acaba? Hiç sanmam bilakis hemen bina dikmeye kalkarlar , onlara kentlerimizi dönüştürün diyen var sanki. Ben duygusalım bu konuda, duygusal ve kızgınım işte…

Öğle yemeği mekanımız: Bahar Sofra Salonu

Hasan Keyf’den sonraki durağımız öğle yemeği mekanımız olan Bahar Sofra Salonu idi. Burayı şoförümüz tavsiye etmiş ki soba başında yemek yemek iyi geldi doğrusu. Özellikle etli pidesi ve Sembusekini tavsiye edebiliriz.

Grubun en çok merak ettiği yer : Midyat

Midyatta dizilerden aşina olduğumuz Çevre ve Kültür Evi’ni geziyoruz ki daha önce de gezdiğim mekanlardandı burası benim. Arkadaşlarımın görüşü ise dizilerde çok daha büyük ve farklı olduğu idi :) Ama hepsi sanırım memnun kaldı Midyat manzarasını fotoğrafladıkları terastan ve bu evden… Midyat pek bozulmamış dokusu ile büyülü mekanlardan biri. Taş evleri, sokakları görülmeye değer yerlenden…

Midyat’a gidilir de telkari alınmaz mı…

Gümüş tel işleme sanatı olan telkari denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Midyat’dan ben dahil arkadaşlarım da telkari takılar edindi. Telkari sanatı beni büyülüyor imkanım olsa minnacık bir küpe yerine daha sanatsal bir şey almak isterdim doğrusu :)

Bir geziyi daha noktalarken…

Gündüzü bir başka, gecesi bambaşka olan Mardin için ‘Gece gerdanlık ,gündüz seyranlık’ denirmiş. Çok doğru bir söz bu. Öyle güzel ki eski Mardin’deki her an. Bir dağa kurulmuş eski yerleşim birimlerini her seyredişimde taşın sanata dönüşmüş haline hayran oluyorum. Işığın en çok yakıştığı bu taş yapıları yeniden görmenin mutluluğunu yaşadım bu seyahatimin sonunda bendeniz. Elbette bu kısa zaman diliminde göremediğim çok yer vardı ama gördüklerim de iyi ki yeniden gitmişim dedirtti bana.

Gezerken aklıma hep ‘Işık Doğu’dan yükselir’ sözü geldi. Evet Işık Doğu’dan yükselir ve mutlaka Doğu illeri görülmeli derim nacizane.

İki teşekkür…

Tur boyunca yine bizim kahrımızı çeken tur rehberimiz Bedih Bey’e anlayışı ve ilgisi için çok teşekkür ederim. Hepsi birbirinden uyumlu ve eğlenceli olan dostlarıma da…

Selam ve sevgimle…

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !