Embed

Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

Merhaba günlükcağazım, Melih Anık Hocamın kitap listesinde görüp aldığım Nobel Edebiyat ödüllü Herta Müller’in Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım adlı kitabını okudum.

Herta Müller, Nobel Edebiyat ödülünü  ‘şiirin yoğunluğu ve nesrin doğrudanlığını kullanarak yurtsuzların dünyasını betimleme yeteneği’  ile almış. Ne güzel bir ödül, fakat beni ödülünden ziyade  Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olması ilgilendiriyor en çok. O, faşist devlet düzenine karşı çıkmış biri, bunun bedellerini sadece işten çıkarılarak değil, yurdunu terk ederek ve türlü iftiralara maruz kalarak yaşamış. Erdemli insanlara hep hayran olmuşumdur. Helal olsun Müller’e…

Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım’da Müller, isimsiz kahramanının  kendi diliyle bir tramvayda yaptığı yolculukta dününü, bugününü, yaşamını, tramvaydaki  vatman ve diğer yolcularda gözlemlediklerini anlatıyor. Faşizmin, yalnızlığın, aldatılışın, aldanışın, mutsuzluğun, haksızlığın ve yanlışların  bir insanın hayatındaki etkisini okudum ben bu kitapta. Çağrılmanın dışında, bireysel bir mutsuzluktu okuduklarım ama düzenden, çevreden ve aileden bağımsız değil…

Bu kitap, yazarın zorlanmadan yazdığını hissederken, zorlanarak okuduğum bir kitap oldu. Hiç konuşma tiresi ya da tırnağı yok kitapta. Konuşma diliyle yazılmış bir kitap bu kitap fakat düşünen, gözlemleyen;  betimlemeleri, felsefik düşüncesi çok iyi biri tarafından yazılmış bir kitap. Müller’in  konudan konuya geçerken yaptığı ustalık dikkat çekici ama zorlayıcı. Müller’in kahramanının yaşadıkları acıtıcı olsa da hiç acındırmadan anlatışı çok hoş. Fakat yine de aman aman bir tat aldığımı söyleyemeyeceğim Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım  için.

Nobel ödüllü yazarların kitapları ile nedense uyuşamıyorum ben, bu kitapta da pek uyuşamadım doğrusu. Bu güne değin en çok hemfikir olduğum ödül ‘Günümüz Gençliğinin Sorunları ve Çözüm Yolları’ temalı İstanbul genelinde liseler arasında yapılan kompozisyon yarışmasındaki birincilik ödülüdür. İmza: Birinci :)))

Şaka bir yana kitabı okumama vesile olan Melih Anık Hocamın ve kitabın yazarı Herta Müller’in yüreğine bin sağlık…

 

Kitaptan :

Peki ya sözcüklerle bir şey söylenemiyorsa, ya en iyi sözcük kötüyse.

Çok kez unuttum uyumayı ve nasıl olacağını öğrenmek zorunda kaldım.

Bakmaya doyamadığımdan üşürdüm, ince giyindiğimden değil.

Damağınla düşünüyorsun.

İçki hiçbir  şeyi değiştirmiyor.

İnsan uyur ama gün pusuda bekler, yatak da başka bir ülke değildir.

İnsan görmediği şeye dokunamaz.

Sövgü, kovar kötülüğü

Uyumaktan söz ediyordu, düş görmekten değil.

Ne zaman gitmek zorunda olsam evde kalma arzusunu duyuyorum.

Yalnızca tabutta bir başına uyur insan.

Mümkün olan,faydası dokunabilecek her şeyi denemek istiyorum.

Kimse bir başkasının korkusuna göz dikmez

Sizce öyle,bence değil

Birbirimizi sevdiğimiz halde, gördüğümüz bir değil.

Diğerimize neyin acı verdiğini anlamadığımızda tartışma çığırından çıkıyor. Kızışıyor, her sözcük daha da fazla gürültü koparan bir yenisini gerektiriyor.

Ağzını kapat, yoksa kalbini üşütürsün.

Evet, ağacın yaprakları var/Çayın da suyu/Paranın kağıdı/Yüreğin de yanlış yağmış karı.

Kısa sorular en kolay olanları değildir.

Sürekli yüz yüze bakmak yoruyor.

Yalnızca sabit nesnelere güveniyorum burada.

Manasızlık gündüzleri daha iyi gizlenir.

Ölülerin kabukları hakkında bir şey biliyorlar belki Ama ölülerin sırları hakkında bir şey bilmiyorlar.

Bir kruvasanla doyuyorsa o zaman neden üç tane aldı.

Mutluluk için zaman yoktu.

Yine de seviyordum henüz kendimi… Acıyordum da kendime… Bir yandan da kayıtsız kaldım kendime…

Her sabah kendime rağmen giriyorum fabrikaya.

İnsan dizginlerse kaybetmez kendini.

İnsan ancak kısa süre sonra, sabra ihtiyaç duymaz olacağını bildiğinde başarırdı sabretmeyi.

Konuşmak zorundadır insan, yazmak değil.

Yaşamını kaşıklaya kaşıklaya bitirmiş…

Kalbim kafamın içinde zonkluyordu.

Yüreğim öyle kaskatı oldu ki fırlatıp atsaydım ona çarpıp öldürebilirdi.

Kayıtsızlık insanı pasaklı kılar.

Gözlerinin içine baktım ve buzda yürür gibi oldum.

Önceleri kedi gibi tırmalayan aşkın, sonra kemirilmiş fare gibi kaybolup gitmesi, asıl onun sırrını öğrenmek gerek.

Bir adım atmaya gör dünya açılır. Bir kez daha dene, bu defa kapanır.Ondan ona titrek bir mum alevi işte, adına hayat diyorlar. Ayakkabılarını giydiğine değmez…

Mutluydum  çünkü buna ihtiyaç duyuyordum.

İnsan başkalarına,hele de en yakınındakilere bir çok şeyi yasaklayabilir, ama kendine söz geçiremez.

Talih kimilerinin yüzüne gülmez,onlar da hep burnunun ardına sığınır. Bir defasında işler ters gittiyse her şeyi ondan bilirler.

Hayat, titrek bir mum alevidir. Ayakkabılarını giydiğine değmez.

Biz ondan usanacakken bizden usanan dünya değil miydi.

Kime neyi ispat etmek istiyorsun. Canı acıyan bağırır.

Uyumadan önce kendi kendime soru sormayı bırakmıştım. Başımı güne katlanabilecek şekilde nasıl dik tutacağıma dair soru sormuyor, çünkü yanıtını bilmiyordum. Bunları soranın uyumayı unutacağını biliyordum.

İnsan yaşadığıyılları unutuyor, onlar gelip geçiyor,ama gözler,ayaklar,safra kesesi zamanın farkında,sonra olanlar oluyor.

Unutuşa terk edilmiş… tekinsiz sakinlik…

Acziyet düşmüşse yüreğe…

Kalbim, en ince damarlara kadar pıt pıt atmak istedi.

Bir bardak su alıp dilimdeki paslı tadı içtim.

Giden gelebilir tekrar.

O zamanlar az kişiydik, şimdi çok kişi kaldık…

Para genellikle karakteri bozar.

Niçin acele ediyor ki kimsenin kirazlarını yiyip bitirdiği yok.

Yangın nerede,kalbime düştü.

Yazmak hoşuma gitmiyor; çünkü yazılanlar bulunabilir, ama yazılmalı.

… çünkü her şeyi sineye çekip susan ödlekler de vardır.

İnsan aynı anda hem adım atıp, hem de nefes alabilir.

Pardon… Hayır duymuyorlar, sözcük fazla kısa kalıyor.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !