KERBELA

Merhaba  günlükcağazım, 30 Ekim  Perşembe akşamı İclal ile İBB Şehir Tiyatrosunun yeni oyunlarından biri olan Kerbela’yı izledik Muhsin Ertuğrul sahnesinde.

Aslında oyun yeni değil , Ankara Devlet Tiyatroları sahnelemiş  bu oyunu , İzmir Devlet Opera ve Balesi de sahnelemiş. Hatta internete  oyun hakkında bilgi almak için baktığımda Ankara da  90 kişilik oyuncu kadrosu  ile oynandığını okudum ve  çok heyecanlandım izlemek için. Fakat Şehir Tiyatrolarında maalesef kadro 45 kişiye düşürülmüş, oyun saati de 3 saat 5 dk. dan , 2 saat 45 dk.ya indirilmiş. Bunu fark ettiğimde epey üzüldüm doğrusu, hem oyundan çıkarılan sahneleri merak ettiğimden hem de  Leyla ile Mecnun müzikalinden sonra bu kadar kalabalık kadrolu bir oyun izleme fırsatı kaçırdığımdan. Gerçi kalabalık olmasının dezavantajı da oluyor oyuncuların hepsinin yüzünü izlemek istiyorum  fakat bu mümkün olmuyor hem de boynum ağrıyor :)

İslam tarihinde yaşanan , içimizi hala acıtan, kavuran elim hadiselerden biri olan  Kerbela , Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in ve ehl-i beytten bir çok kişinin şehit edildiği vakadır. Ben İslam tarihini çocukluğumdan beri okuyor olsam da bu yaşanan hadisenin ayrıntılarını ilk olarak Gözyaşı Gecelerinin Kerbela adlı programında öğrenmiştim. http://nevbahar01.blogcu.com/gozyasi-geceleri-kerbela/13182256 Görsel anlatımın insan üzerindeki etkisini de bir kez daha müşahede etmiştim böylece.

Hz. Ali ‘nin İbn Mülcem tarafından şehit edilmesi ile başladı Kerbela. Hz. Hasan’ın Muaviye’ye biad etmesi , Muaviyenin ölümü, oğlu Yezid’i saltanatın başına geçirmesi, Hz. Hüseyin’den biad istemesi ve Kerbela hadisesi ile noktalanan oyunun en hoşuma giden kısmı acıtasyon yapmaması oldu. Gerçi hadisenin kendisi yeterince acı olduğundan duygulanmamak, göz yaşı akıtmamak çok güçtü.

Yönetmenin ilk  sahne haricinde hiç kan kullanmadan bir acıyı hissettirmesi ilgimi çekti.  Sahne ve ışık tasarımına bayıldım. Müzik enfesti. Uzun zamandır görselliği üst düzeyde bir oyun izlememiştim. 2 saat 45 dakika boyunca bir an olsun oyundan kopmadım ve sıkılmadım. Diyaloglar çok ama çok iyi idi. Oyunun tekstini bulmayı çok isterdim çünkü çok azını not edebildim o harika ve anlamlı cümlelerin. Oyuncuların hangisinin yüzüne bakacağımı şaşırdım, hepsinde ayrı şekillerde aynı acıyı görmek olağanüstüydü. Kostümler de çok iyi idi.

Kerbela, çok kez canlandırılmış, tiyatro sahnesine taşınmış bir vakıa aslında. Ben , tekrar izlemek isterdim  Ali Berktay’ın yazdığı ve Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği Kerbela ‘yı . Uzun zamandır  bir oyunu ellerim acıyana kadar ayakta alkışladığımı hatırlamıyorum. Hatta oyun sonundaki selamlama sırasında  “iyi ki 90 kişilik değildi yoksa elimizde hal kalmayacaktı” dedik:)

Oyunu izlerken yine tarihin tekerrür edişine hayıflandım durdum. Günümüzde yaşanan ayrılıkların İslam tarihinin ilk yıllarına kadar uzandığını görmek hiç ders almayışımızın göstergesi aslında. Asr-ı Saadetten gayri saadetle dolu günlerimiz olmamış bizim . Bir kez daha anladım ki İslam tarihinin en büyük imtihanı benmerkezciliğin ağır bastığı ruhların cinneti . Makam hırsı, iktidar hırsı , ölümlü olacağını unutan insanların hırsı  dünyamıza ne büyük zarar veriyor. Öleceğiz işte yaw , bir anlamadılar bunu :(

Muaviye’nin ölüm döşeğindeki farkındalığı ama akıllanmayışı  ruhların bir kez kirlendikten sonra düzelmesinin çok güç olduğunu gösteriyor bana.

Hatanın ve yanlışın zincirleme büyüdüğüne, kötü ruhların bir salgın hastalık olduğu ve yayıldığına Yezid bir emsal değil miydi?

Hz. Hüseyin’in kararsızlığı çok etkiliyor beni.  Kararsızlık da bir kader miydi? Peygamber torunu olsa da insanın acziyetini görüyorum Hz. Hüseyin’in ‘Ne yapmalıyım’diye çektiği sancılarda.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ‘in farklı mizacları, insanlardan beklentilerimizin onların kişilik yapılarını göz ardı etmeden olması gerektiğini gösteriyor bana. Fıtratlar farklı farklı her insanda . Ayrı kişilerden aynı şeyi beklemek ne mümkün. Bazen tek doğru olmuyor. Hz. Hüseyin zalime boyun eğmedi diye bağrımıza basarken , Hz. Hasan’a hiç kızmadık ki biz. Neden şimdi bu anlayışı esirgiyoruz birbirimizden?

Kerbela’da kundaktaki bebeğin öldürülmesi beni en etkileyen şeydir.Çocuklar benim zaafım ,oyunda geçen “Masum çocukları katledenler her şeyi göze almış demektir.“ sözü ne kadar doğru ve ürkütücü. Ne çok bebek katili var :( Ne çok insanlıktan çıkmış cani var hâlâ:(

Hz. Hasan’ın yadigarı Kasım’ın şehit edilişi de çok canımı yakmıştır Kerbela’da benim :( Oyunda izlerken de çok yandım o sahnede.

Hür'ün pişmanlığı da çok etkiliyor beni. İnsanoğlu beşer,şaşar işte... Mühim olan pişman olabilmek değil mi? Tevbe kapısı son nefese kadar açıkken neden değerlendirmez bu fırsatı insan?... Şüphesiz ki Hür değerlendirenlerden ve dahi kazananlardan oldu inşallah...

Hele susuzlukla yapılan işkence insanlığımızdan utandırıyor her düşündüğümde beni :(

Hz. Zeynep’in vakur duruşu da beni çok etkilemiştir Kerbela hadisesinde. Hatta isterdim ki hadise yaşandıktan sonra Yezid’in karşısında  söylediği sözler olsaydı oyundaki son sahne.  Hz. Zeynep ne güzel örnektir Müslüman kadınlara…

Oyunda Ali Ekber’in şehit edilme sahnesi ‘bir erkek evladım olsaydı kesinlikle Ali Ekber koyardım ismini’  sözümü hatırlattı bana . Vallahi koyardım.  Hem dedesinin ismi de olurdu oğulcuğumun:)

Oyunda okunan Fuzuli'nin Gazel'i de  çok güzeldi

Oyunda elbette gerçekle örtüşmeyen sahneler de vardı. Fakat adı üstünde bu bir gösteri idi ve beni rahatsız etmedi açıkçası bunlar. O sebepten buraya aktarmaya luzum görmüyorum. 

Kerbela’yı anlamakta, anlamlandırmakta katkı sağlar bu oyun elbette ama öğrenmek için en güzel yol her zaman araştırıp, okumaktır. Hazır edindiklerimizle yetinmemek de bize kalmış bir maharet artık. 

Velhasıl bu oyunda emeği geçen herkese çok ama çok ama çok çok teşekkür ederim. Yüreğinize, emeğinize bin sağlık…

Oyundan :

Soluk almak bile zordu çöl ortasında.

Peygamberler ve firavunlar diyarı burası.Sümer , Babil ve sonrası… Bu topraklar yedi kendi çocuklarını. Bu topraklar tanrılaştırmak için yiğit doğurdu. Bu topraklar Cennetimiz, Cehennemimiz bu topraklar.

Doğu’nun yazgısı gömülü bu topraklarda gizemi sevinci ve tüm trajedisi.

Aşkın yumuşak sıcaklığı değil, çeliğin keskin soğuğu karşılayacak onu.

Şehir nefesini tutmuş olacakları bekliyor sanki.

Demek her çeliğin dövüleceği bir ateş varmış.Çelik gibi yandır kendini.

Senin de hikayeni anlatacaklar gelecek kuşaklara.

İçimdeki buz gibi kor kesti artık.

Ali bilir, bilir de yürür. Alim ışık, pusular karanlık. Bir kolunda ölüm, diğerinde yalnızlık…

Yoksulu sefil, fırsatçıyı mümin kıldılar.

Çöl ortasında ağaçsın, köklerin derindedir Ya Ali.

Ayrılık acısı , yokluğundan gelen şaşkınlığın gölgesinde kaldı.

Korkuyorum, durgun suların altındaki fırtınadan, onlara egemen olamamaktan…

İyiler neden tez göçer bu dünyadan?

Kuru bir kabuktur beden dediğin . İnsan yaptıklarıyla ve inandıklarıyla yaşar…

Gönlüm geçmişe kaydı gitti.

Zaman bozuldu , zaman… / Zamanı eleştireceğine o devrin insanlarını eleştir.

Sevmediğiniz birlik sevdiğiniz ayrılıktan yeğdir.

Giden gitmiş, kalanlar demek bir şeye inanmış da kalmış.

Sizin içinize hep ayrılık tohumları saçılmış.

Barış yapmak kimi zaman savaşmaktan çok daha zor bir zanaat.

Bu bozulmuş zamanın hakkından Koca Ali gelemedi, öksüz Hasan nasıl gelsin.

Tüm yaşam suyu çekilmiş gövdesinden, kurumuş.

Bir köşede sessizliği dinlemek…

Sen de anlamazsan benim sesimi kim duyar?

Şimdi sen gündüzle geceyi uzlaştırmaya çalışıyorsun. Bunun olmayacağını nasıl görmezsin.

Zaman dediğin garip bir ırmaktır kâh durur, kâh devinir.

Şu andan itibaren yüreğimi de susturdum.

Görelim yaşam terazisi ne yana eğilecek.

Mevsimler döner durur. Ama aynı bahar iki kez yaşanmaz yine de.

Yürekler kullaştı. Doğruların yerini dalkavuklar aldı. Sel gitti, kul kaldı.

Gücün gününle sınırlı.

Yazın suyu çekilmiş nehir yatakları gibi kupkuru içim.

Susman, inkar etmenden daha hayırlı hiç değilse.

Siz gençler ne kadar ürkütücüsünüz.

İnsanoğlunun ipleri çıkarın eline geçti mi bir kere…

Her saltanat en güçlü sanıldığı anda içinden çürür.

Bu arsız telaş içinde soluklarım giderek kesildi.

Tam vaktidir!

Fırtına önünde kuru yaprak olmaktansa tutuşup gönüllerde yanmak daha iyi.

Yalnızlık akıntıya karşı kürek çekenlerin yazgısı.

Dirilişler kurban ister can oğlum.

İnsanoğlu ufalanmış bir kum tanesi gibi, umut ateşleri bir kırlangıç…

Söz yok, köz yok… Bir ateş yürek, yangınlarda döner durur. Saman çöpü girdapta…

Zulme isyan etmek insanım diyenin boyun borcudur.

Durma Fırat durma, akıp akıp git…

Yüreklerinde öfkenin ahusunu boşaltsınlar toprağa, bırak ağlasınlar…

Neyse ki düşmanım dostlarımdan dürüst çıktı. Buna da şükür Ya Rabbi…

Böyle gereksiz doğrucuları ya sonsuz savaşlara sürmek lazım, ya da temizlemek.

Bu nasıl bir ümmettir, kendi çocuklarını kurban ediyor oy… Bu nasıl kandaşlık, bu nasıl insanlıktır oy…

İnsanların eğrisi ,doğrusu değişmiş…

Kendi rahatlarına dokunulduğunda gözleri bulanıyor, dizleri titriyor…

İnsan kök saldığı toprakları bir kez terk etti mi yaban ellerde ölüp kalmak da var.

Parçalanmış demiri bile onarmanın yolu var ama parçalanmış insanları yeniden birleştirmek olanaksız…

Masum çocukları katledenler her şeyi göze almış demektir.

Araya bir kez kan girdi mi insanları doğru yola çekmek zorlaşır.

Çevren çöplüğe dönmüş senin. Temiz gözlerin kendi içindeki aydınlığı görüyor sadece.

Şu daralmış gönlümüzü bir de sen ezme.

İçimden taşmak isteyen tüm sözler sorumluluklarımın tutsağı artık.

Bu doyulmamış sevdaların hesabı sorulmayacak mı bir gün?

Zaten yüreğim cenderede , bir de sen üstüme gelme…

Bir sevda, bir sevdaya düşman olmaz.

Kararsızlık yüreğime pençe atmış, vurdukça vuruyor.

Ne mutlu onlara ki yürüyecek bir yolları, gidilecek bir hedefleri var.

Demek o çürümüş yapının gövdesinde masumların öldürülmesine ses çıkaran vicdanlar kalmış.

Ben emir kuluyum beni neden suçlarsın?/ Emir kulu olup, Hakkın kulu olduğunu unuttuğun için.

Kuşkular kudurmuş duvar gibi vuruyor gönül duvarlarıma…

Yaşadıklarımın kargaşasına kaptırmadan yargılayabiliyor muyum kendimi?

Düşmanlığım dostluğumdan daha yakıcıdır.

Yollarımız kendini bilmezler tarafından kesilmiş.

En büyük düşmanlıkları ,altından kalkılamayan iyilikler oluşturur. Hz. Ali

İktidar her şeydir.

Bu çektirdiğiniz eziyeti ilerde kendi çocuklarınıza bile açıklayamayacaksınız.

Siz değil misiniz bu toplumun kardeşlik türkülerini karabasanlara çeviren?

Bir toprağın birliği korkmuş gözlerde değil, dost gönüllerde sağlanır.

Aşk olmadan, tamamlanmış sayılmaz insan.

Ayrılık , geride kalanı dağlar.

Ölüme kardı sevdalar…

Göğüs kafeslerinizdeki o et parçası bu kadar kokuştu mu? Bu kadar yitirdiniz mi insanlığınızı?

Akacak kanı damarda tutmaya çalışmak ne acıdır.

Bataklığa giren herkesin üzerine bulaşır çamur.

Her gecenin sabahı var, her kışın ardı bahar. Unutma, kardeşlik türküsünü hatırla.

Ve ölmek yenilmek değildir. Zalime boyun eğmediğimi fısıldayın sabah rüzgarlarına.

Nerde bir ezilmiş varsa onun göğsünde soluklansın Kerbela soluklarım…

Karanlıkla dövüşüyor tertemiz bir yürek…

Bir son değil, diriliştir yüzyıllardır KERBELA…

 

KERBELA

Yazan

: ALİ BERKTAY

Yöneten

: AYŞE EMEL MESCİ

Müzik

: TAHSIN İNCİRCİ

Sahne Tasarımı

: CEM YILMAZER

Işık Tasarımı

: CEM YILMAZER

Kostüm Tasarımı

: HALE EREN

Yönetmen Yardımcısı

: CEM BAZA, CEREN HACIMURATOĞLU, GÖKSEL ARSLAN, UĞUR DİLBAZ, MEHMET SONER DİNÇ

Süre

: 2 SAAT 45 DK.

OYUNCULAR

ALİZE ERTEMASLI MENASASLI ÖNGÖRENAYBAR TAŞTEKİNBARIŞ ÇAĞATAY ÇAKIROĞLUBERFU AYDOĞANBORA SEÇKİNBUĞRA CAN ILDIRIŞIKBURAK DAVUTOĞLUCAN ALİBEYOĞLUCEM BAZACEYSU AYGENÇAĞLAR OZAN AKSUDAMLA CANGÜLEMRAH CAN YAYLI,EMRE ÇAĞRI AKBABAEMRE NARCIERCAN DEMİRHANESEN KOÇER,FAHRİ KINCIRFATMA İNANGİZEM AKKUŞGÜLŞAH BAYARHASİP TUZHÜSNÜ DEMİRALAYİBRAHİM CANİREM ERKAYAİSKENDER BAĞCILARLALE KABULMERİÇ BENLİOĞLUMERT AYKULNAZİF UĞUR TANNİLAY BAĞNUR SAÇBÜKER OTANÖZGÜR ATKINPERVIN BAĞDATSAVAŞ BARUTÇUSEDA ÇAVDARSERAP DOĞANŞENAY BAĞ,ŞİRİN KILAVUZÜMİT BÜLENT DİNÇERVOLKAN ÖZTÜRKZEYNEP GÖKTAY DİLBAZ

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !