Embed

HÜZZAM

Merhaba günlükcağazım, 4 Şubat Çarşamba akşamı Ankada Devlet Tiyatrosu’ndan şehrimize misafir gelen Hüzzam’ı Küçük Sahne’de izledik İclal ile.

Hüzzam’dan, genç yaşına rağmen tiyatro ilgisine, donanımına, yazılarına hayran olduğum Ege Küçükkiper’in geçen yılki yazısını okuduğumda haberdar olmuştum. Şöyle diyordu o yazıda  Ege: “Türk Tiyatrosu size çok şey borçlu... Ankara'da yaşayanlar: Maral Üner'i izleme fırsatı ayağınızda... İstanbul ya da başka bir ilde yaşayanlar: Bir bilet kadar yakınınızda... Siz de benim gibi bir bilet alın ve Ankara'nın yolunu tutun... Yanınıza almanız gereken tek şey "alkış"... Çıkışta anı defterine birkaç şey yazmayı unutmayın... Oyunu ve Maral Üner'in oyunculuğunu, tanıdığınız herkese bir şekilde (benim şeklim blog) anlatın... İkinci defa gitmek isterseniz, kendinizi tutmayın...” Ege’nin bu sözleri, bir tiyatroyu izlemek için başka şehre gidişi Hüzzam’a dair müthiş bir merak ve izleme isteği uyandırdı bende. Sanırım duaların kabul olduğu saate denk geldi ki o isteğim gerçekleşti ve İstanbul Devlet Tiyatroları’na teşrif eden Hüzzam’ı izlemek nasip oldu bana da. Hamdolsun…

Hüzzam’ı Güner Sümer yazmış. Sümer, Ankara Hukuk Fakultesinden ayrılarak Paris’de tiyatro eğitimi gören ve ülkemizde tiyatroya büyük emek verip katkı sağlayan bir tiyatro aşığı. Rahmet olsun Güner Sümer’e .

Hüzzam’daki Mahpeyker’i Maral Üner ilk olarak 1984 yılında canlandırmış. Aralıksız tam 12 yıl da sahnelenmiş Hüzzam. Maral Üner’in emekli olduğu, evine kapandığı ve camiaya kırıldığı bir dönemde  Ankara Devlet Tiyatrosu yeniden sahnelemek istemiş Hüzzam’ı ve bu isteği kabul eden Üner  tiyatroyla canlanmış ,tiyatro da Maral Üner ile elbette. Ankara Devlet Tiyatrosuna bu oyunu yeniden sahnelere kazandırdığı için çok teşekkür ederim. Sayelerinde gerçek bir tiyatro sanatçısını izleme fırsatı buldum ki Maral Üner’i izlemeseydim ‘gerçek oyuncu nasıl olur’ düşüncesinin bende hep eksik kalacağımı hissettim.

Daha önce izlediğim Nice Yıllara adlı oyunda Defne Yalnız’ın canlandırdığı eski bir oyuncu olan Zerrin bana şunları düşündürmüştü:   ‘Bir Çift Yürek adlı bir kitap okumuştum yıllar evvel. Yazarı Marlo Morgan  Avusturalya daki bir kabileden bahsediyordu kitabında. O kabilede doğum günleri bir katkı ve kazanım sonucunda kutlanıyordu, daha iyi olmayı kutluyorlardı onlar. Yaşlanmak bilgeliğin artması demekti. Bizde ise işe yaramazlık, emekliliğe ayrılma, kabuğuna çekilme ve görmezden gelinme olarak algılanıyor maalesef. Zerrin Karaman’ın ‘ Bir insan hem kabiliyetsiz hem moruksa yaşamaya hakkı yok demektir’ sözü de bunu gösterdi bana. Aslında Zerrin Hanım ‘ın bunca yıllık deneyiminden, bilgisinden istifade edilse idi  hem onu kazanmış olacaktık hem de ondan edindiklerimiz bir kazanım olacaktı. Ne yazık ki salgın bir hastalık gibi yayılan egosantrik düşünceler insanları kaybetmemizi ve bir gün kaybolacağımızı gösteriyor .’

İşte bu yüzden 30 yıllık deneyimi, emeği, birikimi ve aşkı ile tiyatromuzun eşsiz değeri Maral Üner‘i izlemenin büyük bir talih olduğunu düşünüyor ve yeniden teşekkür ediyorum Ankara Devlet Tiyatrosu’na…

Hüzzam’da  koca bir hayatı ve  o hayattan geçen bir çok insanı (Dış seslerle) izledim, bir tek kişiyi izlerken. Tek kişilik oyunlar bende büyük merak uyandırıyor zira bir ya da iki perdede bir kişinin neler yapabileceğini tahmin edememek beni çekiyor; hele ki sonunda beğendiysem aldığım tadı kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum.  

Hüzzam’da, Paşa torunu olan ‘El bebek gül bebek büyüyen, para nedir bilmeyen’ Mahpeyker’in sırça köşkünden çıkıp gerçek hayattaki olumsuzlukları yaşarkenki ruh halini , hayatın değişimine duyduğu hayreti ve bu değişime ayak uyduramayıp yalnızlaşmasını, anılarıyla yaşayışını izledim ben  ve de mis gibi Yeşil Çam tadı aldım.  Mahpeyker bana ‘Kızlara tahtlar yapılır da bahtını hiçbir anne baba yapamazmış’ sözünü hatırlattı ki bahtsızlıksa yaşanan, o tahtı da alıp götürürürmüş…

Hüzzam’ı izlerken Üner’in oyunculuğuna, sesine, ses değiştirmesine, mimiklerine öyle hayran oldum ki adeta transa geçtim ve kostüm nasıldı, dekor nasıldı  diye hiçbir şeye dikkat etmedim. Tek gözümden kaçmayan şey ışığın azlığı oldu. Oyundaki müthiş cümleleri çok karanlık olan ortamda el yordamıyla yazmaya çalıştım ki ikinci yarıda yazdığım sayfaların üstüne tersten yazmışım, elimde neredeyse hiçbir cümle kalmadı :( Hüzzam’ın hüznünü loş ışığın katkısı olmadan da hissedebiliyorduk biz, keşke ışık fazla olsaydı da hem notlarımı alabilseydim hem de Üner’in o harika mimiklerini daha fazla görebilseydim. Hele sohbet ederken ışığın açık olmasını çok istedim.

Hüzzam’da,  verdiği 30 yıllık emek neticesinde kendi tabiriyle kendinde hak görerek oyunun ikinci perdesi açıldığında oyundan bağımsız olarak Üner’den tiyatro anılarını, tavsiyelerini, eleştirilerini dinleyip, istifade etmek de müthişti. Sohbeti de oyunculuğu kadar şahane olan Üner’i yakından tanımayı ve onunla muhabbet edip, ondan edineceklerimin hayalini kurdum sohbetini dinlerken bir yandan da…

‘Türkçeye gelince Yunus Emre'den başka bir şey aramayın. Yunus Türkçe...’ dedi üç yıl Yunus’u okumuş, araştırmış olan Üner o sohbette. Eskiden ön sıraların protokole ayrıldığını, o yıllarda milletvekillerinin, bakanların tiyatro izlediğini hatırlattı. Zorunlu Osmanlıca eğitimine, Atatürk Orman Çiftliği’ne, suya-sabuna dokunmamaya atıfta bulundu ve özellikle tiyatrocuların Aruz’u mutlaka öğrenmesi gerektiğini ifade etti, Sokrates’den, Cibran’dan, Tagor’dan sözler de  söyledi ki aslında o sözleri yazmıştım ama karanlıkta üst üste yazdığımdan okuyamıyorum:(

Maral Üner’in sohbet sırasındaki nahif eleştirileri günümüz sanatçılarına (!) örnek olsun isterim. Sanatın anlamı güzelliktir benim için; sanatçı da güzeli taşıyan, gösteren, yayandır. Şimdinin sanatçılarının çoğunun eleştirilerini ifade ederken kullandıkları dil öyle çirkin ki söyledikleri doğru olsa da o çirkin kelimeler beni itiyor onlardan. Bir insanın fikrini ifade etmek için ya da bir şeyi eleştirmek için hakaretten, küfürden çok daha iyi kelimeleri olmalı , hele ki sanatçıysa.

Sanatçı, eleştirmeyi kendinde hak bulduğu gibi eleştirilmeyi de hak bulmalı. Üner’in oyun sonrası seyircilerin fikirlerini yazdığı defterde biri ‘Oyununuz bende ne kaşıntı , ne alerji yaptı. Hiçbir şey ifade etmiyor.’ demiş mesela ki Üner bunu bizlere gayet olgun bir şekilde söyleyebildi. O gerçek bir sanatçı. Onu tanıdığım için çok mutlu oldum.  

Türk Sanat Müziği aşığı olan benim en sevdiğim şarkıların çoğu Hüzzam makamındadır. Hüzzam, hüzün demektir. Üner’in güzel sesinden Yesari Asım Arsoy’un ‘Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır’ adlı şarkısını dinlemek hüznüme hüzün kattı Hüzzam’da. Fakat çoğu seyircilerin dolduğu gibi dolmadı gözlerim Mahpeyker’i izlerken. Üner’in oyunculuğuna duyduğum hayranlık hissi hüznümü bastırıyordu sanki. Ta ki oyun bittiğinde herkesin hep birlikte ayağa fırlayıp dakikalarca alkışladığını görene dek. İşte o an benim de gözlerim doluydu.

Oyundan çıktıktan sonra kardeşcağazım Salih’in ve bütün tiyatro oyuncularının Maral Üner’i izlemesini çok istedik İclal ile. Tiyatronun hakkını verebilmek için  aşık olmak gerekiyor ve aşık olan birini izlemek gerekiyor diye düşündüğümüzden…

Oyun sonunda Üner, ‘Lütfen akıl sağlığınızı muhafaza edin. Çünkü beni unutmanızı istemiyorum’ dedi. Ona o an demek isterdim ki : ‘Hafızası zayıf olan ben dahil hiç kimse sahnede adeta devleşen sizi ve oyunculuğunuzu unutmayacaktır, buna emin olabilirsiniz Sevgili Maral Hanım’

Allah uzun bir ömür versin Maral Üner’'e ve daha çok uzun yıllar onu izleme imkanı bulalım bizler. Emeğine, yüreğine, sağlığına, aşkına bin bereket inşallah.Selam ve sevgimle…

Oyundan :

-Yıllarımı tükettim, kendimi yenilemeden.

-Benim gördüğüm toprak, gülü doğuran toprak değil; dedemi gömdüğüm toprak.

-İşte sonun sonu geldi.

-Eskiden unutulmuşum gibi bir duygu vardı içimde, şimdi unutulduğumu biliyorum .

-Yalnızlığın, sessizliğin gürültüsü …

-Ne olduğumu,kim olduğumu, kimin için yaşadığımı kimse bana anlatmadı, ben de anlamak istemedim.

-Kalbimce bir insan bulamadım.

-Hayat mı bu be? Bıktım! Bir sabah kahvesi bile içemez oldum.

-Muhammen bedelim beş para!

-Biz de varız!

-Deryayı da kuruttular billahi…

-Bir köşede ölüversek hiç kimsenin haberi yok.

-Ah canım İstanbul, eskiden böyle miydi, çiçek bahçesiydi…

-Ben ne olacağım dosta,düşmana karşı?

-Nerde o günler, o eski günler?

-Vurma başıma ikide bir…

-Bizlerin yetişemediğini sizler yapıyorsunuz.

-Neden sevdiğimiz şeyler alerji yapar ,sevmediklerimiz kaşındırır?

-Yaşamak istiyorum!

-Bize göre hava hoş,geldik gidiyoruz.Geride kalanlar düşünsün.

 

  KADRO:

  Yazar Güner Sümer

  Yönetmen Olcay Poyraz

  Dekor Tasarımı Ethem İzzet Özbora

  Giysi Tasarımı Yıldız Köse

  Işık Tasarımı Mehmet Yaşayan

  Oyuncu Maral Üner

  Sahne Amiri Ahmet Ceylan

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !