Embed

Hüzün ve Tesadüf

Merhaba günlükcağazım, “Yeni cicimi, yeni gözlüğümle kombin yaptım:) Bismillah...” diyerek başladığım Mustafa Kutlu’nun Hüzün ve Tesadüf adlı kitabını nihayet bitirdim.

Nihayet dememin sebebi, kafamın karışık, ruhumun sıkışık olduğu şu dönemde, ince diye başladığım bu kitap kafamı daha çok karıştırdı, ruhumu daha çok sıkıştırdı da ondan.

Hüzün ve Tesadüf’ü okurken, ince kitaplara aldanmamak lazımmış bir kez daha anladım. Hele ki söz konusu Mustafa Kutlu ise kitabın inceliği, cümlelerin kısalığı, kelimelerin kolay anlaşılabilirliği asla yanıltmamalıymış, bildim…

Gazetelerde yazdığı yazılardan ve sosyal medyadaki alıntılarından tanıdığım Kutlu’nun ilk kez bir kitabını okudum. Öykü ustası olan bir yazarı okumakta çok geç kaldığımın farkındayım fakat bu kadar ruhumu sıkıştırırsa biraz zor okurum bundan sonra da. Şaka şaka elbette dilinin yalınlığına, farkındalığına, gözlemine, tasvirine ve tahliline hayran olduğum Kutlu’yu her daim seve seve okurum.

Kutlu’yu okurken bir kez daha anladım ki küçük veya büyük şey yoktur, küçük veya büyük görülen şey vardır. O her şeye büyük değer veren nazarla bakmış anlaşılan. Şimdiye kadar fark etmediğim, bir hikaye konusu olacağını  asla düşünemediğim şeyleri nasıl da yakalamıştı Kutlu. Gönlü uyanık insanlardan olduğu besbelli…

Hüzün ve Tesadüf iki bölümden oluşmakta. Mahsun Mücahit başlıklı birinci bölümde kısacık ama sıcacık hikayeler var. Aynı zamanda kitaba adını veren  Hüzün ve Tesadüf adlı ikinci bölümde nisbeten biraz daha uzun hikayeler var.Bu hikayelerden en çok, Mahzun Mücahit, Bir Şey Yap, Yürüyen Hüküm, Kambur Hafız ve Minare, Karakoncolos, Mevzu Derin, Uç Selahattin Uç başlıklı hikayeleri sevdim ben.

Mustafa Kutlu’nun yüreğine, diline, emeğine, farkındalığına bin sağlık…

Kitaptan :

Şu sardunya susuz galiba…

İşin kötüsü mertlik elden çıkıp, nâmertin sayısı artıvermiş.

Nâmertlik aldı yürüdü diye, mertlikten vaz mı geçeceğiz?

İnsan niyetine bağrımıza bastığımız kaç mahluk tosbağa çıkar bilirsin. Bilirsin bazılarına dokunmaya hiç gelmez,ısırıverirler.

Ay büyümez ise küçülür…

İp koptu, zaman uçtu, hayat köşe bucak bir yerlere saklandı. Uykularımız kâbuslarla donatıldı. Aydınlık bir yüz gördüğümüzde ilk aklımıza gelen cümle "Sırıtma lan" oldu. 

Siz en iyisi bana şiir okuyun.

Ben şiir istiyorum, içinde gitmek olsun,uçmak olsun...

Bir şiir, içinde bulut olsun, yağmur olsun, fesleğen ve bademşekeri de olsun...

Kimin hükmü yürüyor? Ney ve tamburun, fırça ve tezhibin, kemanların, çizgilerin hükmü değil herhalde…

Çimenler üzerinde parıldayan gözyaşları kimin?

Bir derdi var ise kalbinde kalsın.

Çıbanı patlatmış, kanı, irini yazarın üstüne sıçratmıştı.

Islak geceyi bir ince leylak kokusu dolduruyor.

Artık mendiller de kâğıda döndü,ne tuhaf.

İçimde bir panik, diz bağlarım çözülmüş. Sesim nereye kaçtı, o kesilesi sesim.

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !