Embed

Güneş Batarken Bile Büyük

Merhaba günlükcağazım, 4 Aralık Perşembe akşamı DT Cevahir Sahnesi’nde izledim ‘Güneş Batarken  Bile Büyük’ adlı tiyatro  oyununu.

Güneş Batarken Bile Büyük’ün önce ismine vuruldum. Ne güzel bir isim değil mi? Bu cümleyi benimsesek hayattaki negatiflikler bize vız gelir evvelallah…

Oyunun yazarı ve yöneteni Kazım Akşar idi. Akşar , Johann Wolfgang von Goethe’nin alt sınıftan (!) bir kadınla evlenmesiyle taşrada yaşadığı ve yazmaya doyamadığı için bitirmeyi bir türlü göze alamadığı eseri Faust’u yazdığı süreci işlemiş oyununda. Goethe’yi öyle iyi okumuş ve anlamış ki Akşar , kalemini ve rejisörlüğünü de konuşturunca yürekte tat bırakacak bir oyun  çıkarmış meydana.

Oyunun başrol oyuncusu Reha Özcan’dı . Özcan’ı  mimikler  prensi ilan ettim ben . Özcan , öyle  şahane bir  oyunculuk sergilemiş  ki rolüne ve sahneye çok yakışmıştı. Tabi diğer oyuncular da çok başarılı idi hepsini tebrik ederim ayrı ayrı.

Güneş Batarken Bile Büyük’de Goethe’nin hayatının satır araları okunmuş adeta. Hepimizin bildiği süreçleri yazar  zihninde irdelemiş. Çok seviyorum böyle oyunları ben. Duygu durumlarına ve insani yönlere  kafa yoran  bu oyun Goethe’yi daha gerçekçi kıldı gözümde. Onun zaaflarını, çelişkilerini, korkularını, arzularını görmek hiçbir şey eksiltmedi dünya edebiyatının büyük ustasına duyduğum saygıdan.

Tekstini okumak istediğim oyunlardan biri oldu Güneş Batarken Bile Büyük. Oyunun diyaloglarını çok beğendim. Goethe’nin eserlerini  çok iyi özümsemiş ve çok yerinde kullanılmıştı Akşar.

Oyunda tiyatro ile ilgili de güzel söylevler vardı tam da ihtiyaca binaen:)

Oyunda Napolyon ve Maraşal’ın sanat bilgisini görünce entelektüellik tek başına bir şey ifade etmiyor diye düşündüm. Sanat insani hasletleri kaybetmemekle bütün olarak değerli. Sanatı bilmek ayrı  özümsemek apayrı.

Sahnede gördüğüm Goethe’nin sanatçı dostu Schillersanat çevresindeki dostlukların çoğunun sahte oluşunu hatırlattı bana. Oysa ben onların dostluğunu çok farklı bilirdim. Hayatta görünen, gösterilen ve gerçek hep karışmış birbirine. Süzgeçten geçirmek mahareti okuyucuya, izleyiciye kalıyor böylelikle.

Goethe’nin eşi Christiane’e olan aşkı çok hoşuma gitti benim. Fakat , ‘Benim iki Tanrım var biri sen biri uyku. İkiniz de bana iyi geliyorsunuz’ diyen Goethe’nin eşine sadakat konusundaki zafiyetini bir bayan olarak anlamam mümkün değil elbette . Besin kaynağı aşk olan bir yazarın eşi olmak istemeyeceğime karar verdim bu oyunu izledikten sonra ben, yazar taliplerime duyurulur :)

Oyundaki Goethe’nin arkadaşı Karl’ın sözlerine hayran oldum . İnsanın kendisini doğru şekilde uyaran arkadaşlarının olması ne güzel bir talih, değerlendirebiliyorsa elbette…

Oyunda Goethe’nin kız kardeşi Cornelia’ya olan bağlılığını görünce aklıma gelen ‘acaba ona çok bağlı oluşundan mıdır ki bir başka kadına uzun süre bağlanamayışı’ diye düşündürttü. Kaç insan kız kardeşine böyle bir söz eder ki ? “Sen benim hem kılıcım hem kalkanımdın . Ben bu yüzden kırılgan yanlarımı hiç güçlendirmedim.” Kardeşcağazım Salih böyle bir söz etse mest olurdum sanırım :)

Oyundaki kadını aşağılayan sözcükleri görünce ‘sanırım kadının kaderi bu’ diye iç geçirdim. Her yüzyılda mutlaka bağnaz erkeklerin aşağılık söylevlerinden nasiplenmiş kadınlar . Neyse ‘kişi söylediğidir’ deyip ben erkeklerin seviyesine düşmeyeyim :) Hem oyunda geçen “Erkek denen yaratık kadın düşüncesinden korktuğu  kadar hiçbir şeyden korkmaz.” sözü ve itirafı yatıştırdı beni :)

Benim bildiğim Goethe ‘nin babası ile oyunda bahsedilen babası arasında fark vardı . Bu da şaşırdığım unsurlardandı. Ne diyordu oyunda geçen bir söz “Hiç kimse hakkında onun yerinde olmadan hükümler verme.“  Ah bir dikkat etsek bu söze, ne kadar az zanda bulunur ve ne kadar az yanılırız belki de…

Oyun dekorunu çok ihtişamlı buldum. Bir sanatçının sanat eserleri ile dolu evini sahneye iyi yansıtmıştı dekor tasarımcısı (Şirin Dağtekin Yenen).

Kostümler dönemini çok iyi yansıtamamıştı. Özellikle kadınların kıyafetleri basit ve sabahlığı andırıyordu . Bu da nazar boncuğu olsun :)

Oyunda beni en çok etkileyen cümle  “Gerçek dindar içindeki kutsalı bütün gösterişten uzak tutarak  yaşayandır.“ cümlesi oldu.

İzlediğim iyi oyunlardan biri olan Güneş Batarken Büyük ekibini tebrik ederim. Emeği geçen herkese selam ve sevgimle…

Oyundan:

-Gerçek delilik bu, başka kılığa bürünmüş akıl.

-Hayat çok  kısa insanın onu daha güzel geçirebilmesi için başka fırsatlar olmalı.

-Kral olsan, kraliçe olsan ne olur gireceğin bir avuç toprak.

-Aşk ve nefret iki kardeş duygudur. Kör olursun göremezsin önünü.

-Nasıl yaşadığı, neler yaptığı beni  hiç ilgilendirmiyor.

-Kime ne bundan?

-Neden insanlar birbirlerini üzmek için didinip duruyorlar?

-İnsanlar daha iyi olabilirlerdi birbirlerinin yaptığı kötülüğü tekrarlamasalardı.

-Kılıç, bakmak için güzel.

-Ne istediğini açıklayabilen insanları çok severim.

-Anlatamıyorum savaşı ona. Sadece o değil bazen biz bile neler olduğunu anlamıyoruz.

-Bari onlar çiçeklerin filizlendiğini görsünler.

-Asıl korkunç olan kaybedecek onuru olmayan insanların olduğu bu dünya.

-Hiç kimse kılını kıpırdatmıyor.

-Herkes kölelik için yaratılmış sanki.

-İnsan kendisiyle bile düşündüğü gibi konuşmamalı.

-Kendimi tanırsam o gün kendimden kaçacağım.

-Büyük mutsuzluklar yaratmak için faaliyettesin yine.

-Eğer yenik düşen akıllıysa yenenle dost olur.

-Ancak zayıf nitelikli insanlar devrimci olurlar.

-Kendimi değersiz mi hissetmeliyim düşmanlarım var diye.

-Başkalarının eksikliklerini söyleyince kendimizinkilerden arınmış mı oluyoruz?

-Hiç kimse hakkında onun yerinde olmadan hükümler verme.

-Sanatın sesini duymayan kim olursa olsun barbardır.

-İyi insanların çoğu zaman cesaretleri eksik oluyor.

-Sanat, savaşı unutturmak için birebir.

-Çok akıllısınız, endişe ediyorsunuz çünkü.

-Otorite ile sanat hiçbir zaman aynı kefede bulunmaz.

-Savaş zaten bir hastalık.

-Servetini kaybettiysen yeniden kazanabilirsin. Ama cesaretini kaybetmişsen her şeyini kaybetmişsin demektir.

-Yaşamak için cesur olmaya gerek yok. Hileyle de yol alınabilir.

-Erkek denen yaratık kadın düşüncesinden korktuğu  kadar hiçbir şeyden korkmaz.

-Ben artık biraz kendim olmak istiyorum.

-Yeryüzünde hiçbir şey terk edilmiş bir sevgiden daha kötü olamaz.

-Sen benim hem kılıcım hem kalkanımdın . Ben bu yüzden kırılgan yanlarımı hiç güçlendirmedim.

-Bazı oyunları okumak daha zevkli , sahneye konulduğunda soğuk duş etkisi yaratabilir.

-Sonunda kendi yarattığımız şahsiyetlerin kölesi oluruz.

-Aşağılanma insanı yıkar.

-İnsan ancak anlayabileceği şeye hayranlık duyar.

-Tiyatro alanında düşmanlığın dehanın yerine geçtiğine inanılır. Demek ki doğruymuş.

-Aşkın karşısında bütün haklar kayboluyor.

-Gerçek ahlak sadece kitaplarda olur.

-Önce yutacaktı beni, sonra tüketecekti beni.

-Benim iki tanrım var sen ve uyku. İkiniz de iyi geliyorsunuz bana.

-Gerçek dindar içindeki kutsalı bütün gösterişten uzak tutarak  yaşayandır.

-Ölüm kötü bir ressam insanın yüzünü çirkinleştiriyor.

-Doğurmadan emzirilir mi?

-Hissetmeden şiir yazılır mı?

-Zaten hata yaptığında herkes anlıyor. Ne acı di mi aptallık yaptığında herkes affediyor da haklı olduğunda öldürüyorlar.

-Dünyada var olan her şeye saygı göstermeyi unutma.

-Tutulacak o kadar el var ki...

- Daha çok ışık…

Kadro:

Yazar Kazım Akşar

Yönetmen Kazım Akşar

Dekor Tasarımı Şirin Dağtekin Yenen

Giysi Tasarımı Nalan Alaylı

Işık Tasarımı Önder Arık

Dans Düzeni Tanju Yıldırım

Yönetmen Asistanı Selin Tekman, Cansu Gültekin

Oyuncu Reha Özcan, Engin Delice, Hakan Güneri, Mehmet Şahin, Meral Bilginer, Berrin Akhasanoğlu, Ayla Baki        Yücesoy, Atsız Karaduman, Gökalp Kulan, Şeyda Terzioğlu, Cansu Gültekin, Selin Tekman, Pınar Efe, Rezzak Aklar, Berk Yücesir, Tolga Kortunay

Sahne Amiri Ahmet Ali Sarabil

Kondüvit Zeynep Reha Dağarslan

Işık Kumanda Hakan Çağlı

Suflöz Hande Subaşı

Görsel Tasarım Vural Çınar

Kukla Hakan Dündar

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !