Embed

FIRTINALAR

Merhaba günlükcağazım, Bülent Özdaman’ın tavsiyesi ile kitaplarıyla tanıştığım Halil Cibran’ın Fırtınalar’ını da okudum.

Cibran’ın ilk okuduğum kitabı Ermiş’in bana düşündürdüklerini yazdığım yazının sonunda ‘Yine ve yeni Cibran kitaplarını da okumak ümidiyle’ diyerek ettiğim dua kabul oldu demek ki Cibran’dan üçüncü kitabı da bitirdim:). Hamdolsun…

Fırtınalar’ı twitterden tanıdığım Munise Şimşek,  ‘Fırtınalar’ı da okuyun mutlaka. Ermiş’den daha çok beğenmiştim ben’ diyerek tavsiye etmişti. Teşekkür ederim değerli tavsiyesi için Munise Hanım’a.Fakat ben kendisi ile aynı fikirde değilim, sanırım ilk göz ağarım Ermiş’i daha çok beğendim:)

Fırtınalar, Cibran’ın gençlik dönemlerine ait Gözyaşı ve Gülümseyiş ile olgunluk dönemi eserlerindenolanFırtınalar adlı kitabından seçilerek bir araya getirilmiş bir kitap. Kitapta kısa kısa öykülermevcut. Kitabın ortalarındaki Fırtına ve sonraki öykülerde dönem farkından olsa gerek üslup bakımından ilk öykülere göre daha farklı yazılmış geldi bana. İlk öyküler daha masalsı ve mistikken Fırtınalar’dan sonrakilerde daha  sade bir anlatım kullanılmıştı.

Cibran değişik yazım ve düşünce tarzı olan biri,çözmek epey zor. Kafası benden beter binbeşyüz:) Kitaplarının inceliğine kimse benim gibi aldanmasınsakın:) Her cümlenin sonunda bir stop lambası yanıyor, dur ve düşün diyor. Düşünmekten, satırların altını çizmekten yoruluyor insan:) Bundan sonra Cibran düşünce antrenörümdür, böyle biline…

Cibran’ın her fikrine elbette katılmıyorumhele evlilikle ilgili olanlara:) Kitabın başındaki mezar kazıcısına karısını boşattı, çocuklarını terk ettirdi yaw:) Evlilik müessesesi hep değerlidir nezdimde. Mühim olan zor olsa da kişiliğini yok etmeden o müessesede barınmak. İmza: ‘Bekara karı boşamak kolay’ atasözündeki bekar:)

Cibran’ın ‘Uyuşturucular ve Neşterler’ başlıklı yazısında bahsettiklerine de kısmen katılmıyorum.

Kitaptaki ‘Ailem Öldü’ başlıklı yazıdaki Cibran muhasebesine özellikle bayıldığımı belirtmek isterim. Ne kadar gerçekçi bir özeleştiri yapmış Cibran o yazısında.

Kitaptaki ‘Devler’, ‘Gece ileSabahın arasında’, ‘Biz ve Siz, Ey anamın  oğulları’, ‘Ey gece’, ‘Tutsak Hükümdar’, ‘Kölelik’, ‘Suçlu’, ’Ey zavallı dostum’, ‘Ateşten harfler’, ‘Gözyaşı ve gülümseyiş’, ‘Söz ve ehli’, ‘Tamahkar menekşe’ ve ‘Fırtına’ üzerine yıldız çizdiğim öykülerden.

Yazımın sonunda duamı yinelemek istiyorum 'Yine ve yeni Cibran  kitaplarını da okumak ümidiyle' Amin... 

Kitaptan:

Şiir yazıyorum,hayata dair insanlara sunabileceğimgörüşlerim var.

Evlilik insanın sürekliliğin gücüne kulluğudur.

İnsanlar hayatın kölesidir ve bu; günlerini zillet ve boyun eğişle kuşatan, geceleri kan ve gözyaşlarıyla kaplayan bir kölelik.

İnsanları Ganj kıyılarından Fırat kenarlarına, Nil deltasına, Sina dağına, Atina meydanlarına, Roma kiliselerine, İstanbul sokaklarına, Londra binalarına kadar izledim; köleliği gördüm kurban alayı ile her yerde dolaşıyor ve onu ilah diye isimlendiriyorlardı.

Güçlü zenginlerin konaklarına, zayıf fakirlerin kulubelerine girdim. Fildişi parçalarıyla, altın iplikleriyle süslenmiş odalarda, ümitsizliğin gölgesiyle ölümlerin nefesleriyle dolu barınaklarda durdum, çocukları sütle birlikte köleliği emerken, oğlan çocuklarını alfabeyle beraber boyun eğmeyi bellerken; kızları, elbiselerine tutsaklık ve baş eğmeyi astar olarak geçirmiş giyerken, kadınları itaat ve uysallık yataklarında uyurken gördüm.     

Kölelik biçimleri ve şekilleriyle karşılaştım ve karşılaştıklarımdan en garip olanı kör kulluktur, o insanların "şimdi"sini atalarının mazisine bağlayan ve benliklerini dedelerinin adetleri önünde çökerten ve böylece onları, eski ruhların yeni bedenleri ve pörsümüş kemiklerin alçıdan mezarları haline getiren köleliktir.

Dilsiz kulluk, erkeğin günlerini nefret ettiği karısının eteklerine kadının bedenini çirkin bulduğu kocasının yatağına bağlayan ve hayatın nezdinde onları ayağın nezdinde ayakkabının yerine koyan kölelik...

Sağır kölelik, fertleri çevrelerinin temayüllerine uymaya ve onların renkleriyle boyanıp, onların giysilerini giymeye zorlayandır. Bu sayede onlar yankıya benzeyen seslere, hayale benzeyen cisimlere dönüşürler.

Çarpık kölelik, zayıf tabiatlıların dillerini korku yoluyla harekete geçirtendir. Bu şekilde onlar bilincinde olmadıkları şeyleri söylerler. İçlerinde olmayanı dışlarında sergilerler.

Topal kölelik, güçlülerin boyunlarını hilecilerin egemenliği altına sokan, kuvvetlilerin azmini şöhret ve ikbal peşinde olanlara teslim edendir. Böylece onlar parmakların oynatıp durduğu ve kırabildiği aletler haline gelirler.

Kararmış kölelik, suçluların masum çocuklarına kusur atfedendir.

Uyuz kölelik, kralların oğullarını kral yapıp taç giydirendir.

Kambur kölelik,bir milleti başka milletlerin kanunlarıyla idare edendir.

Felaketler karşısında sendelemek çakallara yakışır

Yürek atışlarını sakinleştir…

İnsanlar işitmeyen sağırlarken bağırıp çağırmanın ne faydası olabilir ki?

Tahtını kaybetmiş kalp…

Yiyeceğin yerine geçirerek sözleri çiğneyen,onlara içeceğin yerini vererek düşünceler içen genci hoş gör.

Aşk şarkıları terennüm ederdim aşkı bilmeden önce, onu öğrendiğim zamansa ağzımdaki sözler basit solumalara, göğsümdeki nağmeler derin bir sükûnete dönüştü.

Aşk beni örtüsüne bürüdü.

Haydi bana, göğsümde tutuşan, tüm kuvvetimi yutup duygularımı arzularımı eriten şu ateşin ne olduğunu söyleyin?

Haber verin ey insanlar, bana haber verin, aranızda aşk parmakuçlarıyla ruhuna dokunduğu zaman hayat uykusundan uyanmayan var mıdır?

Aşk  ilk insandan devraldığımız fıtrì bir yaratılış zaaftır.

Aşk öyle öldürücü bir zehirdir ki…bir yılda ayılır, bir asırda ölürler…

Hayat iki kısımdır. Bir kısmı donuktur, bir kısmı ateşli. Aşk ateşli kısımdır.

Beni alevin yemeği kıl ya Râb, beni kutsal ateşin yiyeceği kıl ey Tanrım!

Gitmekten usandım yolun korkunçluğundan  artık kaygılanıyor ruhum.

Ama bugün kalbimin sevdiği kadın boşluk ve unutuş ülkesi diye isimlendirilen uzak,tenha,ıssız bir yere gitti.

Hayat,insan kalbine bir dost olarak rıza gösteren ve onu eş edinen bir kadındır.

Hayat, aşıkların gözyaşlarıyla yıkanan ve öldürdüklerinin kanlarıyla kokulanan bir kadındır.

Hayat,siyah gecelerle astarlanmış beyaz günleri giyinen bir kadındır.

Bütün bunlar dünde kaldı ve dün geri gelmeyecek bir düştür.Ama bugün o kadın boşluk ve unutuluş ülkesi diye isimlendirilen uzak,tenha,ıssız bir yere gitti.

Yüzünün hayalini kitapların yüzlerinde görür,siluetine gökyüzünün bulutları arasında rastlar,sesinin nağmesini ipek kanatlarla birlikte yükselirken duyardım.

Bilgi ekmeği vadilerdeki taşlardan daha bolken sizin ruhlarınız açlıktan iki büklüm oluyor; yemiyorsunuz. Kalpleriniz susuzluktan büzülmüşken ve hayat pınarları evlerinizin etrafındaki su kanalları gibi akarken, siz niçin içmiyorsunuz?

Denizin medd ve cezri var, ayın yarımlığı tamlığı var, zamanın yazı ve kışı var ama hakikat; dönüşmez, yok olmaz, değişmez, niçin hakikatin yüzünü çirkinleştirmeye çalışıyorsunuz?

Ruhlarınız kahinlerin ve sihirbazların ellerinde silkeleniyor, bedenleriniz azgınların ve sefihlerin dişleri arasında ürperiyor, ülkeleriniz düşmanların ayakları altında titriyor, bunlara rağmen güneşin yüzü karşısında ayakta kalışınızdan daha ne umuyorsunuz?

Kılıçlarınız pasla kaplı, mızraklarınızın ucu kırık, kalkanlarınız toprakla örtülü; buna rağman savaş ve çatışma meydanında neden duruyorsunuz?

Dininiz riya, dünyanız iddia, ahiretiniz ise toz-duman, ölüm bedbahtların rahatı iken siz ne için yaşıyorsunuz?

Hayat;gençliğe yoldaşlık eden bir azim,orta yaşlılığa katılan bir ciddiyet,ihtiyarlığa tabi olan bir hikmettir.

Biz hüznün çocuklarıyız, siz sevinçlerin…

Biz hüznün çocuklarıyız ve hüzün aleme hayır ve bilgi yağdıran buluttur. Siz sevinçlerin çocuklarısınız, sevinçleriniz ne kadar yükselirse yükselsin sonuçta rüzgarların yıktığı dumandan direkler gibidir.

Biz yalnızlığa sarılırız ve yalnızlığın gölgesinde Muallakat şiirleri ve Hamlet'in hikayesi ve Dante'nin şiiri şekillenmistir. Sizler hırsların kılıçları binlerce kan nehri akıtmışken, hırslarla düşüp kalkarsınız, biz hayale eşlik ederiz ki hayalin elleri En Yüksek Nur'un 
katından bilgiyi indirmekte.

Biz hüzünlü ruhların sahipleriyiz ve hüzün küçük ruhların alamayacağı kadar büyüktür. Biz gözyaşı döker, biz ağlarız ey gülenler ve kim gözyaşlarıyla bir kez yıkanırsa hayatın sonuna kadar pak olarak gider.

Hayat değişti, bizi de değiştirdi, öne geçti bizi de sürükledi…

Sizler bugün dün olduğunuz gibisiniz…

Siz sevindiren gafletlerin, eğleyen uyanıklıkların çocuklarısınız.

Dostlukla düşmanlık arasında gözyaşları ve kanla dolu derin bir uçurum vardır.

Başlangıçtan beri siz bizim uysal gücümüzle sert zayıflığımız eşliğinde güreşirsiniz.

Biz size galip gelirsek ulu kimseler gibi sessizliğimizi koruruz.

Dövünmelerimiz açlıklarını bastırmıyor. Gözyaşlarımız susuzluklarını gidermiyor.Öyleyse onları açlıktan ve susuzluktan kurtarmak için ne yapalım?

Şüpheci,mütereddid,tembel, büyük dramdan yüz çevirip,hayatın ufak-tefek ,küçük işleriyle meşgul kimseler olarak kalacak mıyız?

İnsanların kulakları onların çığlıklarından önce kapanmış olduğu için suskun bir halde öldüler.

Ben hiç bir şeyle hatta gözyaşlarımla bile gurur duyamadan felaketten ve felaketzedelerden  uzakta buradayım

Evet ama ülkemin felaketi dilsiz insanların felaketidir.

Nisan mı evet dönecek. Ama Nisan’ı kışın şamarı olmaksızın isteyen onu asla elde edemez.

Sanki güneş sadece onların ısınmaları için varmış,sanki deniz yalnız onların ayaklarını yıkamak için mevcutmuş gibi…

Can sıkıntısının doğurduğu sükut,gamın yarattığı sükut  gibi değildir.

Dünya devler boğuşmalarına son verdikten sonra ne hale gelir?

Görüşlerimizle ilkelerimizle oynaşan meseleler, bir ihmal örtüsünün arkasında görünmez oldu.

Evet zenginin yoksula merhameti bir çeşit bencillikten başka bir şey değildir, güçlünün zayıfa şefkatle davranması da sadece üstünlük ve gururlanmanın bir biçimidir.

Dişleri hastalıklı olan ulusun midesi de zayıftır. Kaç ulus hazım güçlüğünden şehit olarak gitmiştir.

Hürriyetsiz hayat ruhsuz bir beden gibidir.

Hayat,aşk ve güzellik… Çarpıtma ve ayrılık kabul etmeyen ,bağımsız,sınırsız bir tek cevherin üç esasıdır.

Haksız başkaldırı kurak ve çorak bir çöldeki bahar gibidir.

Hayat , hürriyet ve fikir… Yok olmayan ve yıkılmayan ezeli bir tek cevherin üç esası gibidir.

Aşksız hayat, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaç gibidir.

Sus, güneşle inatlaşan göz kör olur.

Güdülenler arasında anlaşmazlık…

Uyumamak beni yıldızlara yaklaştırıyor.

Sus ey kalbim, sabaha kadar sus. Sabahı sabırla bekleyen ona güçlü olarak kavuşur, ışığı arzulayanı ışık da arzular. 

Sus ey kalbim ve ben konuşuyorken dinle…

Madde denen azgın bir kumam var.

Yazık bana! Uykusuzluk mahvetti beni, ben aşığım ve aşkın aslı da uyanıklıktır.

Bırakın uyuyayım,benliğim sevgiden sarhoş oldu.

Bırakın uyuyayım, ruhum günlere,gecelere doydu.

Uyku ,tabiatı baştan çıkarmış, o da içe işleyen nihavend bir şarkıyla uyanıklığa veda ederek akşamlamıştır.

Sözden ve söz ehlinden usandım.

Sözden ve söz ehlinden dolayı yoruldu ruhum.

Sözü yerdim fakat yine sözle.

Ebediyetten gelenlerden başkası ebediyete gitmeyecek.

Hakikat, gülümseyişlerinizi perdeleyen gözyaşı örtüsünü yıkacak.

Denizin gürültülerini kim bülbülün ötüşüyle birleştirebilir ve kim şiddetli rüzgarları bir çocuğun iç çekişiyle bir araya getirebilir?

Ben senin gibiyim ey gece sessiz ve derin…

Ben senin gibiyim ey gece vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım
mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle doludur

Evet biz ikiz kardeşiz ey gece; çünkü sen evreni ortaya çıkarırsın ben ruhumu.

Ben de senin bir benzerinim ey gece ve ecelim gelinceye kadar sabahım gelmeyecek!

Hayata az bir şeye ü sadece dünya metaından mürekkep ve kağıda rıza gösteren şair!

Siz ey insanlığın kurallarının şehitleri, zayıf dostlarım!  Sizler gadre uğramışlarsınız!  Güçlünün azgınlığının, hükmedenin sapkınlığının, zenginin zulmünün, şehvetlerine kul olanın enaniyetinin sonuçları perişan etmiştir sizi!

Bugün mükafatlandırmadığımız yorgunluklar, bizimle yaşayacak ve büyüklüğümüzü faş edecek.

Varlığın amacı, varlığın arkasındakilere özlem duymaktır.

Ancak belalar ve meşakkatler gelip çattığında şikayetin kendi ruhundan olsun.

Sen ne istediğini bilmiyorsun, görünen büyüklüğün ardındaki gizli belalardan haberin yok.

Oysa mutlu kimselerin öğütleri bahtsızların kalplerinde ne acılaşır, bir güçlü zayıflar arasında hatip olarak dikildiğinde ne de merhametsizdir.

Sen değerini bilmediğin bir nimetin içindesin.

Benim varlığımın derinliklerinde açlık ve susuzluk var.

Ve bilgi gam sebebidir.

Ama ben, nefsine fırtınaları sevmeyi öğretmeni diliyorum, onlardan korkmayı değil…

Ümitsizliğe kapılmayın; bu dünyanın zulümlerinin, maddenin, bulutların, esirin her şeyin ötesinde; tüm adaletin,tüm şefkatin, merhametin,tüm muhabbetin kendisi olan bir güç var!

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !