Embed

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Merhaba günlükcağazım, son zamanlarda depresif ruh halimin dürtüsüyle aldığım bolca kıymetli kitap arasında -ne okuyacağım- diye kara kara düşünürken, kardeşcağazım Salih yeni okuduğu kitabı tavsiye etti ‘Çok güzel abla iki kahve içiminde okursun’diye.

Salih’in tavsiyesine güvendiğim için -aç gözlüce-hemen elime aldım kitabı. Okuduğum ilk sayfadaki ‘Eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim‘ ve ‘Yol bana uygun bir ruh önerebilirdi’ cümleleri, altını çizme isteği uyandırdı bende ki Salih buna izin vermedi, kitabı arkadaşına hediye edeceğini söyleyerek.

Bu kitapta çokça altını çizebileceğim cümlelerin olduğunu düşünüp yalvardım Salih’e ‘kurşunla çizerim ,yenisini alırım sana’ diye ve zar zor kabul ettirdim kardeşcağazıma gönlümce okuma isteğimi sonunda:)

Hislerime hiç güvenmeyen ben yine beni şaşırtmadım ki bu kitabın en başında hissettiklerim foş çıktı be günlükcağazım:) Foş kelimesini kitabın diline uygun olduğu için, bile-isteye seçtiğimi belirtmek isterim :)

Bahsettiğim kitap İlhami Güngör’ün Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku adlı kitabıdır. Kitap başlıktan da anlaşılacağı üzere bir deli oğlanın Müzeyyen’e tutkusunu anlatıyordu; fakat ne dili, ne metaforları bana hitap etmiyordu. Okurken Yılmaz Erdoğan’ın nesirlerini  hatırladım nedense… Ha bir de Salih’e bol bol sövdüm okurken:) Zaten kitapta da bol bol sövülüyordu:) 

İlhami Algör’ün ismini ilk kez bu kitapla duyduğumdan kimdir diye internete baktığımda Ekşi Sözlük’de yazılan birkaç cümle beni gülümsetti. Nedense Algör’ün kendi ile barışık, kafa bir adam olduğunu düşünüyor ve affına sığınarak burada o cümleleri alıntılamak istiyorum.

O cümleler : ‘Zor önerilir’, ‘Aslında belki de iki elini böğrüne vurup “abi ne oluyor, ne diyon sen abi?” demek lazım ama yaşlı başlı adam’,  ‘Eğer bu üç kitaba okumaya niyetlenilir ise, kitabın başına oturma, kitabın başından kalkma ve skyhook yöntemiyle fırlatıp atma arasında geçen süreler göz önüne alındığında kitapların, normal şartlarda kitaplardan beklenemeyecek ölçüde kültür-fizik yaptırdığı gözlemlenebilir’ :))))

Kitapta en hoşnut olduğum kısım çizimlerdi ki Seda Mit’i tebrik ederim onlar için.

Kitabın arkasında Algör için “İlhami Algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazarı.” diye yapılan tanımı yakıştırdım ben de kendisine.

Velhasıl herkesin tutkusu, tutkusunu yaşayışı, anlatışı bambaşka; İlhami Algör ‘ün de…  Eminim O,okurken  beni yoran cümleleri çok düşünmeden ve yorulmadan yazmıştır. Kafasına sağlık :) Amin…

Selam ve sevgimle…

Kitaptan :

- Eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim

- Yol bana uygun bir ruh önerebilirdi

-Kör testere ile kesseler sırıtırdım .

-Bu milletin tarih kitabına ihtiyacı yok. Şarkıları peş peşe diz,koy kasete,ver radyodan…

-Arsızdım. Dağıtmazsam,toparlayamazdım…

-Birbirimizi idare etmeliydik. Kapışmanın ve karşılaşmanın, yüz yüze gelmenin, tersyüz etmenin,her neyse,her konunun kendine göre bir kum saati ,vadesi vardı.

-Şimdi devrik ve devirsizdik.

-Bir şeyleri hissediyor ama reddediyordum.

-Bana öyle geliyordu.

-Bir tarafım haklı olduğumu söylüyor,diğer tarafım ‘sana öyle geliyor’ diyordu.

-Garibanların, garibanlık nedenleri karşısında sarsak ve telaşe olmalarını affedemiyordum.

-Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu.

-Mesafeli bir yerden konuşuyordu. Oraya nasıl gitmişti? Ben mi göndermiştim?Taksi mi tutmuştu?

-Birinin benim adıma karar vermesini bekledim… Boşunaydı… Boş…Boşuna… Boşa…

-Ben sözlerden değil,bakışlardan tırsardım.

-‘Uzatma’ dedi benim çok bilmiş iç sesim.

-‘Diğerleri’ olmuş olmaları nedense beni onlar adına üzecekti.

-Nereye gidiyorsun çocuk… Büyümeye mi?

-Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?

-Ya da bana öyle geliyordu.

-Bitse ne olur,bitmese ne?

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !