Embed

Duino Ağıtları

Merhaba günlükcağazım, Rilke’nin tam on yılda tamamladığı  Duino Ağıtları adlı şiir kitabını okudum.

Duino Ağıtları’nı Rilke,  misafir olarak kaldığı Duino Şatosu’nda yazmaya başlamış ve vefatından 4 yıl önce tamamlamış. Tam on ağıttan oluşan bölümlerinin -içeriği nedeni ile- bir vasiyet niteliği taşıdığı da söylenmekte Duino Ağıtları için. Hatta son sözleri diyenler de var ki ben buna katılmıyorum çünkü bir şairin son sözü diye bir şey olamaz. Tam üç kez okuduğum kitapta her okuyuşumda bana başka bir şey söyleyen Rilke’nin henüz söylenmemiş çok sözü var mısralarında, buna eminim .

Duino Ağıtları’nın ön sözünde eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Ali Yücel, 1941 yılında tercüme faaliyetlerinin ehemmiyetinden bahsettiği yazısını okuduğumda geldiğimiz noktayı yeterli bulmasam da ilerlediğimizi görmek bana mutluluk verdi. 

Bir çok kitapta rastladığım o önsözde  Yücel, “Bir  milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. Zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi demek olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işliyen ve sinen bir tesire sahiptir. Bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. Hangi milletin kütüpanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir.” diyordu.

Okuduğum Duino Ağıtları, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmış ve çevirisini Can Alkor yapmıştı. Aynı zamanda şair olan Alkor’un ruhundaki  şiire istinaden çevirmenliğine güvendim ben. Kitapta şiirlerin Almanca’sı da mevcut olduğundan inanmayan ve Almanca’yı bilen karşılaştırsın:)

Duino Ağıtları’nda Rilke’yi okurken Akif ‘i hatırladım ben. Görünüşte nazıma benzeyen kuvvetli nesirlerin sahibi olarak benzettim ikisini birbirine.

Rilke’nin ruhunu bir kadın ruhuna benzetiyorum  bir de... Şiirlerinde gözlemlediğim nahif kişiliği, melankolik ruh hali, bana nedense hemcinsimi okuyormuşum hissiyatı veriyor. Sanırım bir erkeğin bu kadar duygulu olabileceği ihtimalini veremiyorum , erkek şairlerin sayısı kadın şairlere oranla fazla olmasına rağmen hem de…  İmza: Hadsiz Feminist :)

Duino Ağıtları’nda her bir ağıtı pat diye bitirmesi çok hoşuma gitti Rilke’nin. Yazıyor, yazıyor, yazıyor ve frene öyle bir basıyor ki zaten sarsılan ruhum düşünce dehlizlerine zorunlu çarpıyor. Her ağıttan sonra durup düşünmek, aldığım yaraları saymak düşüyor o an bana. İşte o sert frenlerde ben erkeğim diye haykırdığını hissediyorum Rilke’nin :) Adam haklı onu kadın gibi düşünmemeliydim :)

Hem realist hem melankolik biri Rilke. Duino ağıtları’nda bir çok metofor kullanmasına rağmen, o metaforlar öyle yerinde ki kıvırmadığını,evirmediğini, çevirmediğini anlatıyor her cümlesinde bana. Ruhum aklımdan bağımsız değil diye haykırıyor adeta…

Rilke, bazen  de Cibran’ı da anımsatıyor bana. Bu kadar anımsamama neden olan, bu kadar iyi şair ve yazarımızı okumuş olmamdan dolayı Allah’a şükrediyorum sonra…

Derdi güzel  insanları çok seviyorum. Ne güzel derdi var Rilke’nin.  Girizgah olan Birinci Ağıt’ında geçmişten gelecekten, bizlerden bahsederken  ‘Sesler,sesler. Duy yüreğim’ derken yüreğinde beni de taşıdığını biliyorum Rilke’nin, yüreğinde dünyayı taşıdığını hissediyorum…

İnançlı  insanları seviyorum. Ne güzel bir inancı var Rilke’nin. Görmeden inanabilen, aklı kadar büyüttüğü yüreğiyle ne çok benimsemiş melekleri ve ne çok bahsetmiş onlardan. İkinci Ağıt’ında da meleklere sesleniyordu yani  sevenlere. Bana göre gerçekten sevmek melekleşmektir ve gerçekten seven çok azdır dünyamızda. Rilke’nin  melek gibi insanlardan biri olduğunu hissediyorum…

Aşk insanlarını seviyorum. Aşk adamı bence Rilke. Aşk dediysem içinin çürük olduğu aşklardan ayırmak lazım o kelimeyi, çünkü aynı sözcük onlar için de kullanılıyor günümüzde. Üçüncü Ağıt’da da çürük aşkları vurguluyor bence Rilke. Özellikle genç kızları uyarıyor. Rilke’ye kulak vermeli, zira onun,  aşkın gerçek temsilcilerinden biri olduğunu hissediyorum…

Hayatının her dönemini önemseyen, muhasebe yapan insanları seviyorum. Dördüncü ağıtta çocuk olan, genç olan, büyüyen ve ölen biz insanoğlullarının muhasebesini okudum ben.’Ben’ çarptı bana :). Rilke ile yürek-daş olduğumuzu hissediyorum…

Tefekkür eden insanları seviyorum. Sanat eserlerinde Sanatçı’yı gören ,Sanat sevdalısı biri bence Rilke. Her insanın bu dünyada geçici olduğunu, insanların da diğer yaratılmışlar gibi birer sanat eseri olduğunu düşünüyor…  Sanat eserleri arasında en az ömürlü olan belki de insan, ölümlü çünkü. Beşinci Ağıt’ı okurken Rilke’nin, ölümlülüğünün her an farkında olduğunu  hissediyorum…

Yiğit insanları seviyorum. Bana göre yiğit biri Rilke. Yiğit dedimse haksızlıklarla, zorluklarla, çirkinliklerle mücadele eden , sözle savaşan yiğitlerden bahsediyorum. Altıncı Ağıt’da bahsediyor zaten  Rilke’de … Okudukça sözün kahramanı olduğunu hissediyorum…

Direnen insanları seviyorum. Varoluşun cazibesini keşfetmiş, zorlu mücadeleye melek katına yükselmek için razı gelmiş ve yılmamış insanları seviyorum.  Yedinci Ağıt’ı okurken  bunları hissediyorum…

Dünyamızı paylaştığım, yaradılmışlar olarak eşit saydığım, olmasalardı eksik olacağımız hayvanları seviyorum ben yaa, ama uzaktan:). Rilke’de ben gibi düşünüyor (Uzaktan kısmı hariç) olsa gerek ki Sekizinci Ağıt’da hem bizden hem hayvanlardan söz ediyordu. Ne güzel gözlemlemişti hayvanları, sadece kendine bakmadığı ve görebildiği nasıl da belliydi…

Şeyleri seviyorum… Neyleri deme, işte şeyleri… Akla ne gelirse… Nasıl da kurtarıcıdır ‘şey’ ler. Hem hiç bir şey ifade etmez hem de çok şey ifade ederler. Hayat ‘şey’siz olmazdı bence… Rilke Dokuzuncu Ağıt’ında bizden, meleklerden, ölümden ve daha bir sürü şeyden bahsediyordu işte…

Onuncu Ağıt bunca farkındalıktan sonra nokta koyuyordu  . ‘Ya Rilke ölüm var’ diyor adeta kendine ve bizlere hatırlatıyordu ölümü. Ama bir fark var aramızda Rilke ile; O ağıt yakıyor, yas tutuyor.  Hüzünlerimiz çok benzer de ben istesem de ağıt yakamam, yas tutamam ki. Biliyorsun günlükcağazım inandığım din buna izin vermiyor. Ümitvar olmayı salık veriyor Sevgili Peygamberim de, bazen zorlansam da…

Her ne kadar bütün bu yazdıklarım ve fikirlerim sadece bana ait olan öznel şeyler olsa da benzer veya farklı düşüncelere dalmak, hissetmek için herkesin okumasını isterim Rilke’yi.

Rilke’yi seviyorum ben yaa… Her ne kadar okuduklarım ağıt da olsa yüreği güzel insanları okumak umut veriyor bana. Allah’ım derdi güzel, yüreği güzel olan insanları çoğalt. Amin…

Kitaptan :

Ödevdi hepsi. Üstünden gelebildin mi ama?

Tut ki biri yüreğine aldı beni apansız.

Evet, güzel dediğin yalnız başlangıcıdır korkunç olanın…

Ah kimden,kimden bize hayır var?

Esip geleni duy sen, suskundan oluşmuş aralıksız bildiriyi.

Sevdiğimizden severek kopmak, onu titreyerek aşmak çağı değil mi: nasıl aşar kirişi ok, o yoğun sıçrayışta bir şeyolmak için kendinden öte.

Yavaşça yeryüzünden  çözülür insan,ana memesinden kesilir gibi…

Derler ki çoğu zaman bilemezmiş melek, diriler mi, yoksa ölülerin mi arasında yürüyor.

İnsanca geleceğin anlamını verememek güllere, vaatlerle dolu öbür şeylere…

Çünkü bizler duydukça azalıyoruz.

Bizim de olaydı gösterişsiz ve arık bir insanca yerimiz, bir ekili toprağımız, kayalarla ırmağın arasına sıkışmış.

Aşıyor bizi de kendi yüreğimiz çünkü…

Kulak ver gece nasıl da çukurlaşıp oyuluyor. Siz yıldızlar sizden doğmuyor mu sevenin isteği sevdiğinin yüzüne?

En kendin, ne bilirsin, hangi uzak çağları dirilttiğini sevenin içinde…

İçimizde seviyoruz biz.

Ama biz, bir şey düşünürken bile tek bir şey duyuyoruz öbürünün ağırlığını. Düşmanlık bize en yakın olan .

Yüreğinin perdesi önünde kim korkuyla oturmamıştır?

Hayır bu kof maskeleri istemiyorum…

Uzlaşmış değiliz. Haberli değiliz biz göçmen kuşlar gibi…

Bir yerlerde aslanlar dolaşıyor daha, bilmeden, aslan oldukları süre, güçsüzlük nedir.

Gene de kalacağım. Her zaman seyir vardır.

Ölümü, tüm ölümü daha yaşamdan da önce böylesine usulcacık içinde bulundurmak ve kızgın olmamak anlatılmaz şeydir.

Yakı örneği serilmiş,sanki dış mahalle göğü canını acıtmış orada yeryüzünün.

Bir yer olmalıydı bizim bilmediğimiz…

Yüreğin döküp saçtıklarını biz biriktiriyoruz.

Ve musiki daha da yükseklere ulaştı,bizi aşıp…

Sanma seni kazanmaya çalışıyorum.

Gelecek de uzaktır çünkü insanlar için

Ben,adsız, seni seçtim kendime çok uzaktan.

Acıları boşuna harcayanlar, biz.

Vedalaşıyoruz hep…

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !