Embed

Doğu'nun Limanları

Merhaba günlükcağazım, sosyal medyada paylaşılan beğendiğim sözleri ile dikkatimi çeken Amin Maalouf’un Doğu’nun Limanları adlı kitabını okudum. 

Bugüne dek  sosyal medya ile ilgimi çeken ve  sosyal medyada takip ettiğim; okumalarına güvendiğim insanların tavsiye ettiği çokça kitabı okumuş biri olarak özellikle sosyal medya vurgusunu yapıyorum ki iletişim çağının en tehlikeli araçlarından olan bu mecradan- iyi kullanıldığında- istifade edileceğini de göstermiş  olayım. İmza: Bireysel spotu :)

Lübnanlı Amin Maalouf, Fransa’da yaşıyor ve eserlerini Fransızca yazıyormuş. 1975 Lübnan savaşına kadar ülkesinde gazetecilik yapan Maalouf, Orta Doğu’ya hakim bir yazar olduğundan genellikle eserlerinde oraları anlatıyormuş.

Doğu’nun Limanları, Türkiye, Lübnan, Filistin, Fransa  gibi çoklu mekanlarda, genelde çatışma ortamında geçen bir kitap. Kitabın kahramanı olan İsyan’ın kökleri Osmanlı’ya, hanedana dayanıyor. Türkiye’deki azınlıklara yapılan saldırılardan sonra en yakın arkadaşı olan Nubar ile Lübnan’a kaçan İsyan’ın  babası Osmanlılı, Nubar'ın kızı olan annesi Ermeni.

İsyan,okumak  ve direnişi, isyanı, eylemi seven babasının kendisini lider olarak görmek istediği ortamdan kaçmak için gittiği Fransa’da, Hitler’in Fransa’yı işgali sırasında direnişçilere karışıyor ve babasının baskısıyla istemediği bu rolü kendi isteğiyle üstleniyor bu kez.

Direniş zamanında büyük zaferlere imza atmamasına rağmen Fransa’da ve ülkesinde halk kahramanı olarak biliniyor İsyan, bu durumdan hiç memnun olmadığı halde… Fransa’da direnişte tanıştığı kız arkadaşı Clara ile evleniyorlar daha sonra. Clara ,ailesinin hemen hemen bütün fertlerini  Nazilerin toplama kamplarında kaybetmiş bir Yahudi.

İsyan ve Clara, kendilerini buldukları  çoklu kültürün etkisinden midir yoksa kişisel tercihleri midir ki  her ikisi de herhangi bir dinin mensubu olarak göremeyecek kadar  sağlam bir inanca sahip değillerdi. İsyan’ın babası da öyleydi gerçi. Okuduğum kitaplarda Osmanlı’nın son döneminde böyle arafta kalan çok insana rastlıyorum ben. Kültür ile dini özdeşleştiremeyen, dinin gerilemeye neden olduğunu düşünen çokça insan varmış maalesef, şimdi olduğu kadar belki de… Maalesef diyorum çünkü bana göre sağlam ve gerçek  inanç insanları kuvvetlendiren bir unsur. 

Kitapta Türkiye’deki azınlıklara karşı yapılan ayaklanmaları, Fransa’daki Nazi işgalini, Filistin’deki İsrail işgalini ve Lübnan’daki savaş dönemlerini okurken Maalouf’un tarihi biraz haksızlık ederek  anlattığını düşündüm nedense. Özellikle hassas noktam olan Filistin konusunda biraz alınganlık gösterdiğimi söylemeliyim. Kesinlikle Maalouf’un da, kitaptaki karakterlerin de barıştan, kardeşlikten yana olduğuna şüphem yok ama yine de Filistin konusunun özellikle daha hassas anlatılmasını isterdim. Zira hâlâ terörist İsrail devleti Filistinli masum halka zulmediyor ve dahi bu konuda çok net bir tarafım var benim.

Savaştan kaçıp, göç eden yazarlarda bu kafa karışıklığı doğal mıdır aceba bilemiyorum. Bin Muhteşem Güneş ve Uçurtma Avcısı'nın yazarı Halit Hüseyni'de ve Halil Cibran'da da hissettim bu durumu. Kültür, inanç,bakış açısı Avrupa, ABD  gibi ülkelerde yaşayınca genişlerken, sapıyor da sanırım. Etkileşim iyi güzel de pirinci ayıklayarak yemek daha güzel değil mi? Yine de derdi, yüreği ve aklı güzel bu yazarlarımızın sayılarının artmasını dilerim bütün kalbimle... İmza: Okurken seçici olma maharetine sahip okur:)

Doğunun Limanları, çok akıcı ve sürükleyici bir kitap. Maalouf, kahramanını konuşturduğu kitabında çok yalın bir dil kullanmış.  Kitabı okurken Müge Anlı’yı izliyorum  gibi hissettim bazen. ‘Yok artık, bu kadar da olmaz’ dediğim bir sürü şey yaşadı İsyan. Müge Anlı’yı hiç izlemedim ama duyduklarım gerçekse pekala İsyan’ın hayat hikayesinin de olası olacağını düşünüp yaşamın  ne kadar bilinmez olduğu kanaatim pekişti. Geçmişine hayret ettiğim, geleceğine haşyet beslediğim  kendim, ülkem ve dünya nelere gebedir daha  kim bilir?…

Savaşın, sadece bir kaç kişinin hayatını ne hale getirdiğini okuduğum bu kitap yine duamı yinelemem için bir vesile oldu. Yüreğine ve emeğine sağlık Maalouf'un...

Rabbim, geçmişimiz gibi olmasın geleceğimiz. Daha refah, daha huzurlu, daha barış içinde yaşayacağımız günler olsun önümüzde. Barışı görmeden, yaşamadan alma benim canımı. Gerçek aşklar hiç bitmesin, engelle karşılaşmasın.  Kardeşlik ve sevgi sarsın dünyamızı. İyi insanların sayısı artsın. Çocuklar hep gülsün. Amin…

Kitaptan:

-Ruhunda daha derine inemez olmuştum.

-Bulutlardan inmesi vakit alıyordu.

-Gönlündeki bir teli titretmiştim galiba.

-Bendin arkasında haddinden fazla beklemiş bir nehir gibiyim. Hele bir gedik açılsın bir daha beni susturana aşk olsun.

-Bir insanın hayatının doğumuyla başladığına emin misiniz?

-Yakın adamlarını iyi seçmemişti, hep kötü tavsiyelerde bulunmuş, cömertliğinden faydalanmışlardı

-Ama gelecek, geçmişin duvarlarının ardında değildir.

-Dünyanın malına sahip birine bile eski bir kitap armağan edilebilir.

-Bil ki şu başımıza gelenleri ne sen ne de ben istedik. Ama ikimiz de önüne geçemeyiz.

-Evin ferah, ama memleket dar.

-Tıpkı, ilkbaharın kısa olduğunu bildiği için biran evvel büyümeye bakan yaban buğdayı gibi.

-Gerçek üstatlar, insana farklı gerçeklikleri öğretenlerdir.

-Bir çocuk doğduğundan beri sevilmediğini hissettiyse tamamen yanılıyor olamaz.

-Başka bir yerde olmak ne büyük mutluluk

-Ama halkımız düşmanını karıştırmamalı.

-Felaketler karşısında el ele tutuşmalarını sağlayan, düşmanlığı beraberce reddetmeleriydi.

-Oynanan bir rolün önemi değerlendirmeye bağlıdır.

-Böyle içini dökmek ağırına gidiyordu.

-İçimi kemiren bir ur olsa, onu da mı seveyim etimdendir, kanımdandır diye?

-Savaş kimi insanların zekasını harekete geçirir. Bazen iyi yolda. Ama genelde kötü yolda.

-Bazen kaçış ümidi olmayan bir mahkum gibi hissetmez miydim?

-Bin türlü kusurum varsa , övüngenlik bunların arasında hiçbir zaman yer almamıştır.

-Kalbimin olduğu yer gerçekten sızlıyordu.

-Naziler daha dün yenilmişken Hitler’in nefret ettiği bu iki halkın birbirinin boğazına sarılabilmesine katlanamıyordu.

-Birbirinize kıymayın.

-Tek yapmam gereken, engelleri yok sayarak yürümekti.Düşüşün tohumu işte böyle atılır.

-Her çare, çözdüklerinden katbekat fazla yeni sorunlara gebeydi.

-Daha fazla niye bekleyecektik ki? Mutluluk elimizden keskin bir ip gibi kayıyordu,avuçlarımızı hemen sımsıkı kapamazsak onu tutamazdık.

-Sokakta yürümek,gündelik hüzünlere dahildi.

-Hayat insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.

Yanımdaki insanları incitecekse konuşmaktan kaçınırım.

-Anılar mı? Mezarcı küreği gibi, güneşe toprak atmak benimkisi.

-Aşkımızı nefretin inkarı olarak gördüğünü söyledi.

-Etrafımızda ne varsa yoldan çıkmıştı.

-Hayat çizgilerinin önünde hep bir yara vardır.

-Şaşkınlığımız kadar büyüktü umutlarımız da. Yarınlar ne kadar karanlıksa,yarından ötesi o kadar aydınlıktı.

-İkimiz de kendimizi ötekinin yerine koyuyorduk.

-İhtiyatsızlık ve gözü pekliği enikonu huy edinmiştik.

-Ama korku da yabana atılır bir şey değil.

-Belki bir çocuğumuz olacağı için ufkun ötesine bakmaya gücümüz hâlâ yetiyordu.

-İkimiz de birbirinden kırılgandık.

-Başkalarının savaşı başladığı anda ben kendiminkine yenilmiştim.

-Onunla aynı anda çökmek alnımızın yazısı imiş.

-Battığımın farkındaydım,ama gene de batıyordum.

-Beni tutmasına ihtiyacım vardı.

-Başlarına gelen felakete yoksulları ortak etmekten iğrendikleri için buradaydılar.

-Duygusal ihtiyaçları varsa bunları gidermek yerine bastırmaya çalışıyordu.

-Savaş mevsimi bazen bitmek bilmez.

-Kendi içimde tutsak olduğumu,diri diri gömüldüğümü nasıl bilebilirlerdi? İmdat çığlığı atmamıştım ki!

-Gene de hayatta kalabildimse, hayatta kalmamak da irade gerektirdiği içindir.

-Tünelin ucunda ışık göremesek de, bir ışığın var olduğuna,er ya da geç görüneceğine inanmamız gerekir.

-Bazıları geleceğe olan inançlarını kaybetmedikleri için sabrederler. Bazıları ise işi bitirmeye cesaret edemediklerinden.

-Hayırlı bir basiretsizlikti.

-Kanının damlalarını,ruhunun  zerrelerini bölüp parçalamaya  hiç niyeti yoktu.

-Aslında bizi ayıran topu topu birkaç kilometrelik muhteşem bir sahil yolu,ama lanet olasıca bir sınır ve nefret ve anlayışsızlık aramıza girdi.

-Hayat kendi yolunu çizer hep; yatağından edilince hemen bir yenisini kazan nehirler misali.

-Yüreği, aklını çelmişti.

-Gelmemenin bir vakti yoktur.İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse,o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır.

-Sözlerinin bir bakıma kendi yatağında akmasını istemiştim.

-Artık geriye bakacak vaktim yok

-Hayatını yollara saçmayı ve dönüp toplamayı alışkanlık edinmişti.

-Gelirse bir hayat tekrar başlayacak

-Ama zaman denen şey bir yanılsamadır.

-Uçma alışkanlığını çoktandır kaybetmiş bir kuşun kanatları gibi. 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !