Embed

Diz Boyu Papatyalar

Merhaba günlükcağazım, Kemal Sayar’ın sosyal medyada “Defalarca dönüp dönüp okumak için” diyerek tavsiye ettiği Tomris Uyar’ın Diz Boyu Papatyalar adlı öykü kitabını okudum.

Tomris Uyar’ı bu güne dek sosyal medyada paylaşılan çok değerli bulduğum sözlerinden öte tanımıyordum ben, ne yazık ki… Bir de Göğe Bakma duraklarımdan biri olan şair Turgut Uyar’ın eşi olduğunu biliyordum işte… O nedenle Kemal Sayar’ın kitap tavsiyesini merakla dikkate aldım ki kendisine çok teşekkür ederim bu vesileyle harika bir öykü yazarı ile tanışmama vesile olduğu için.

Diz Boyu Papatyalar, sekiz tane birbirinden değerli , içli, anlamlı ve farklı öyküden oluşuyor. Ben bu öyküleri okurken Uyar’ın farkındalığına, derdine,yüreğine, gözlemine ve diline bayıldım. Ama çare-sizliğe karşı karamsar bakış açısı gözümden kaçmadı doğrusu.Kısacık öykülerde nasıl da burnumu sızlatmayı başardı Tomris Uyar:(  Bundan sonra okuyacağım öykülerinde umudu yakalamayı umut ediyorum. Hayatın acılarını gören gözü ve yüreği çok değerli olsa da umudu aralayan öyküleri,sözcükleri arayacağım Uyar’da...

Diz Boyu Papatyalar’daki ‘Hakların En Güzeli’ adlı öyküde ne kadar üçüncü sayfa haberi okumaya alışmış olursanız olun ‘Yok artık!’ dedirtecek bir öykü okuyorsunuz mesela. Öykünün bana göre en büyük kazanımı duyduklarımızın,gördüklerimizin ve bildiklerimizin bir hiç olduğunu ve asla onlarla yargıda bulunmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatması idi.

‘Emekli Albay Halit Akçam’ın İki Günü’ nde tek kelime ile içim acıdı Halit Bey’e. Toplumun genel kabulleri için yaşayan; fakat sonunda hiçlik, mutsuzluk duygularıyla debelenen insanlara örnekti Halit Akçam. Dibine kadar yalnızlık duygusunu hissettim Akçam’ı okurken. Sonunda dediğim cümle : ‘Elde var :HİÇ’ oldu ne yazık ki…

Diz Boyu Papatyalarda ,büyük şehirlerde yiten bizleri okumak içimi acıtsa da, bir sözcüğün anlamının umudu ,kararlılığı ve farkındalığı kamçılayacağını gördüğümde içimde papatya açtı.

Limanda’daki aktörün iç hesaplaşması da çok etkileyici idi. Fakat yine umutsuzluktu o aktörün elinde kalan.

Aykırı Dal Üstünde’de de safiyane bakış açısının da dengesini yine farkındalığın kurduğunu fark ettim. İyilikte dahi olsa dengeyi yakalamanın ne denli önemli olduğunu… İşte bu yüzdendir dûalarımın başında dengeyi dilemem ya…

Ömür Biter Yol Biter’de çaresizliğin dibini hissettim buram buram ...

Şen Ol Bayburt’da çok şey düşündüm ama en çok da  kitapların kıymet bilen için vücudunun bir organı olduğunu fark ettim. Yine öykü sonunda çaresizliğin arattığı çarelere içim acıdı.

Yaz Suyu’nda merhameti dahi dengede tutmanın gerekliliğini; eksikliklerimizi insanlar üzerinde baskı aracı olarak kullanmamız gerektiğini düşündüm .

İstisnasız bütün öykülerinde saatlerce düşündüğüm ,Sayar’ın ifade ettiği gibi dönüp dönüp okuduğum Diz Boyu Papatyalar’ın yazarı Uyar’a rahmet olsun…

Kitaptan :

-Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa…

-Genç kızken dökülür dişleri anaların.

-Eşya çoğaldıkça ev olmaktan çıktı ev.

-Yıllardır bekletilmiş baskı altında tutulmuş,üstüne sünger çekilmiş o ipini koparmışlık duygusu ansızın gelivermişti işte. Hem de durup dururken.

-Toplumun bünyesindeki aksaklıklar fertlerde de kendini gösteriyor, genel bir laçkalığa yeşil ışık yakıyor.

-Deniz,yanıbaşından akıp gidiyordu yaşamasına bir şey katmadan.

-Denizi aşmada insanı arıtan bir şeyler olmalı.

-İnsan hangi yaşında severse sevsin liseli oluveriyor.

-Kendi zararına hep,onun yararına…

-Yaşlandıkça kusurlar azalıyor,daha doğrusu biz öyle düşünüp avunuyoruz ,gençlerin hoşgörüsüne sığınıp.

-Anılar da öylesine çoğalmış ki bastırıveriyorlar, günü karartıyorlar erkenden.

-Kendi kendimle konuşmaktan yoruldum.

-Yanakların en son hangi gün dolgundu, bacakların ilk hangi gün boşalmaya başladı bilemezsin ki.

-İnsanı önce kendi soyu yer bitirir.

-Yoksullar, zaten güç kalıyor hayatta… güçlükle büyüyor,güç de inanıyor o yüzden.

-Ama sevinmek yasak bize

-Demek yitirebileceği şeyler çoğaldı artık. Yitirebileceği kadar çok şeyi var.Tehlikede.Bu güvenli yaşamanın bozulmaması için her aykılığı göze alabilir.

-Beni kurtarmasınlar artık,yeter.

-Yalnız rüzgarın uğultusu duyuluyordu. Ne kahkaha,ne küfür,ne tren düdüğü,ne zar sesi.

-Temiz ne kalmış ki?

-Birşeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklarımdan,alışkanlıklarımdan.

-Topluca sarıldık bir şeylere.

-Ne derseniz deyin, bir tek şeyin bile yıllarca akılda kalması çok önemli .

-Halk çocuğu,halktan aldığını halka verme,halka dönük,halk değerleri gibi sözlerin bile bir sanayi olabileceğini…

-Çok geçti artık.

-Başkentin çalışan kadınları ne kadar aykırı düşer gün ışığına! Hele iktisadi bağımsızlığı sevgisizlikle, bencillikle karıştıranlar...

-Ne kadar çabalarsak çabalayalım yaptığımız işin özünde yatıyor kopukluk.

-Gençliğimizi iki üç yıla sığdırıp hızla tükettik.

-Çünkü kendiliğinden oluşmuş bir kentin doğal eğilimleri, halkın içgüdüsünü yansıtan, hemen kestirilebilen akla yakın yokuşları, çıkmaz sokakları yoktur buranın. Burada her şey insan elinden çıkmıştır. İnsan zoruyla.

-Burası, yavaş yavaş, bin türlü güçlüğe göğüs gererek yetişenlerin, sonra da bu güçlüklerle bir daha karşılaşmamak için ellerinden her geleni yapacakların yurdudur.

-Dışardan bakanlar için gülünç, özentili yine de fiyakalı bir oyuncaktı bu keman. Oysa Şermin için, kendi mutsuzluğunun elle tutulur bir simgesiydi. Bir tabuttu düpedüz. Şermin'in taşımak zorunda olduğu kendi tabutu.

-Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz'in ortak dili bu. 'Dizboyu Papatyalar' anlamına da gelebilir, 'Daha yığınla çocuk var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak' anlamına da. 'Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,' anlamına da...

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !