Diyarbakır Seyahatim

 

Merhaba günlükcağazım bir seyahatimi daha yazmanın sevincini yaşıyorum sana:) Hamdolsun…

Aylar önce aldığımız biletin vakti gelince 22 -23 Kasım tarihlerinde Diyarbakır’a gidip geldik  Saliş, Hilal, Seda, Emrullah ve Hasan ile birlikte.

Neden mi Diyarbakır?

Yıllar evvel  katıldığım Gap turunda Diyarbakır’ a da gitmiş ve orada Hasan Paşa Hanında yaptığımız kahvaltıyı unutamamıştım.Van dahil nerede kahvaltı yaparsam yapayım Diyarbakır’ı geçemedi yediklerim. Hep aklımdaydı yeniden gidip o leziz kahvaltıyı yapmak. Aklımdakini  Seda’lara ve Hilal ‘lere teklif ettim  ki onlar da hemen kabul  etti ve biz Diyarbakır’a gidip geldik haftasonu :) Tamamen midesel sebeplerdi yani :)

Bir gecelik konaklama : Turistik Hotel

Cumartesi günü 14:30 da varınca Diyarbakır’a evvela konaklayacağımız Turistik Hotel’e giriş yaptık. Aslında biz kahvaltı yapıp günü birlik dönmek istiyorduk fakat uçak saatleri uymayınca bir gece konaklayalım bari dedik:)  Kalacağımız oteli Emrullah seçti , iyi de etti zira memnun kaldık asansörü haricinde:) Asansör biraz korkuttu da bizi:)

Kaburgacı Selim Amca’da Kaburga Dolması

Otele yerleştikten hemen sonra Güney Doğu deyince ilk aklımıza gelen eylemi yani yemek yemeyi gerçekleştirdik :) ‘Diyarbakır’a gidip kaburga dolması yemeden dönmeyin’ diyen dostların tavsiyesine uyup İstanbul’dan da bildiğimiz Kaburgacı Selim Amca’yı tercih ettik. İyi de ettik zira hem kaburga dolması, hem içli köfte ve diğer mezeler ( Bostana, Patlıcan dolma, ıspanak,) çok güzeldi. Sonunda ikram ettikleri çay ve helva da ne iyi gitti anlatamam :) Yorgunluğumuzu karnımızı doyurarak çabucak attık bu vesileyle :)

Güney Doğu da akşam çok erken ,tam oruç tutmalık:)

Güney Doğu’da kışın gündüzün ne kadar kısa olduğunu unutmuşum ben :) . Akşam 16,00 da hava kararınca hatırladım bu durumu ki  kısa günümüzü değerlendirmede kocaman bir engeldi bu :)  Yine de biz bu engeli aşmaya çalıştık. Doğru değerlendirdiğimizi düşünüyorum zamanımızı. Kışın gündüzler kısaysa akşamlar uzun di mi yaw:)Emrullah “Boşuna Doğulu’larda çok çocuk yok, adam yatsıyı kılıp eve gidince vakit nasıl geçecek” diye absürt bir latife bile yaptı gündüzlerin kısalığına dair hatta:))  Benimse ilk aklıma gelen kışın  burada oruç ne güzel tutulur oldu :))

Nebi Camiinde akşam namazı

15. yy. Akkakoyunlu eseri olarak bilinen Nebi Camii kubbesinde yazan hadis-i şeriflerin çokluğu ile bu ismi almış. Biz yolumuza çıktığı için burayı tercih etmiştik ki dönünce Evliya Çelebi’nin bu Camii hakkında yazdığını okuyunca keşke kıymetini bilip gitseydim diye üzülmeden edemedim :(

"Dağ kapısı yakınında bir eski camidir. Gayet ruhaniyetli olup, kubbeleri kârgirdir. Baştanbaşa kurşunludur. Dört köşe bir minaresi vardır. Bir tarafında Şâfiîler Camii var. Mihrab ve minberi, müezzinler mahfili gayet sanatlıdır. Avlusunda bulunan havuzu ve fıskiyesi sanatlıdır. Bunun da cemaati çoktur. Yapıcısı, Hazret-i Peygamberi rüyasında görüp, onun öğretmesiyle yaptığı için Peygamber Camii derler." (Evliyâ Çelebi, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, IV, 25.)

Ulu Camiinde yatsı namazı

Nebi Camiinde akşam namazını kılıp merkeze doğru yürürken bir de baktık Yatsı ezanı okunuyor:) Demiştim di mi kışın gündüzün hükmü yok burada:) Biz de hemen ezana kulak verip Ulu Camiiye gittik yatsıyı eda etmeye. Hemen söyleyeyim ki ezanı okuyanın da namazı kıldıranın da tilavetine hayran oldum ben. İslam Dünyasının 5. Harem-i Şerif’i olarak bilinen Ulu Camiine ikinci gelişim benim. Anadolu’nun bilinen en eski camilerinden Ulu Camii. Yıllar evvel geldiğimde rastladığım  restorasyon çalışmaları  hâlâ devam ediyordu burada fakat bu kez içine girebildim :) Bu cami büyük ve çok yapılı bir camii. Camii avlusunda sibernetiğin babası El-Cezeri’nin yaptığı 900 yıllık güneş saati var. Ben Ulu Camiiyi çok seviyorum doğrusu.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Ulu Camii için  şöyle söylemiş: “Müverrih-i Rûm ve ukalâ-ı dûrbîn-i zevî’l-mefhûm cümlesi müttefiklerdir ki bu ibâdetgâh-ı atîk tâ Hazreti Mûsâ aleyhisselâmın zamân-ı sa’âadetlerinde binâ olunmuşdur. Her düvel destinde bu kal’a oldukça bu binâ-yı kadîm ibâdethâneden gayrı bir şey olmamıştır. Hâlâ öyle rûhaniyyet var kim bir musallî rek’ateyn ibâdet etse kabûl olduğuna âdemün kalbi şehâdet eder. Gûyâ Haleb’ün Ulu Câmii ve Şâm’un Cam-i Ümeyyesi ve Kuds-i Şerîfin Mescid-i Aksâsı ve Mısr’un Cami-i Ezher’i ve İslâmbol’un Ayasofya-i Kebîri gibi müstecâbü’d-dâ’ ve bir Cami-i Diyârbekir’dir”

Tarihi Hasan Paşa Hanı

Biliyorsun günlükcağazım eskiye merakıma dahildir tarihi  hanları görmek . İkinci kez geldiğim yerlerden biri olan  bu han, 1572-1575 yıllarında dönemin valisi Sokullu’nun oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından yapımına başlanmış ancak Hasan Paşa’nın görev yeri değiştiğinden Osman Paşa tarafından tamamlanmış. Deliller Hanından sonra ikinci büyük hanıymış Diyarbakır’ın ki bu gidişimde orayı da gördüm bendeniz:) Hanın kitabeleri, revakları, şadırvanı tarihini ayakta tutan özelliklerinden ve görülmeye değer bir yer .

Meşhur Kahvaltıcı Kadri’de akşam kahvesi :)

Tarihi Hasan Paşa Han’ında bulunan Kahvaltıcı Kadri, şuursuzca yediğimiz kaburga dolmalarını hazmetmemiz için tercih ettiğimiz bir mekan oldu:) Sadece bize ait olan şark usulü döşenmiş odada şahane sunulan menengiç kahvesi ve soda ne iyi geldi anlatamam. Sere serpe oturmak da tabi :) … Kahvaltıcı Kadri, adı üstünde kahvaltısıyla da meşhur olan yerlerden biri. Bir daha yolum düşerse mutlaka kahvaltısını da tatmak isterim. Bu mekanda yeni bir şey de öğrendim ben, 17. yy. da yaşamış  Osmanlı Kürt edipşairtarihçi ve mutasavvıfAhmed-i Hani’nin kilime dokunmuş resmini görüp sorduğumda ismini ilk kez duymanın utancını yaşadım. Oradaki ilgili çalışanlara ayrıca teşekkür ederim.

Dört ayaklı minareli Şeyh Mutahhar Camii

1500 yılında Akkoyunlu’lar zamanında Sultan Kasım döneminde yapılan bu camiyi maalesef dışarıdan görebildik; zira yatsıdan sonra hemen kapıları kapatılıyor camilerin. Keşke 24 saat açık olsa camilerimiz çok isterdim bunu. Dicle’nin tacı diye anılan bu caminin en büyük özelliği minaresi. Anadolu’da tek örnek olan dört ayaklı minaresi dört İslam mezhebini temsil ediyor. Bir minarede bile kardeşliğimizi, birliğimizi  simgelemiş olan Diyarbakır’a selam olsun …

Deliller Hanı (Şimdi Kervansaray Hotel)

Diyarbakır’ın en büyük hanı olan Deliller Han’ı şu an Kervansaray Hoteli. Biz kapısında sıra gecesi afişini görüp girince sıra gecesinin o gece olmadığını öğrensek de hanı gezme imkanı bulduk. İpekyolu üzerinde bulunan Diyarbakır’da Hicaz’a gidecek hacıları götürecek delillerin yani rehberlerin bu handa konaklaması ile bu ismi almış han. Hüsrev Paşa Hanı olarak da bilinmekte burası. Harika ve otantik bir yer olan bu yerde  konaklamayı çok isterdim doğrusu, bir dahaki sefere inşallah:).

Sultan Şücâ Türbesi

Güney Doğu Bölgesini sevmemin en önemli nedenlerinden biri de peygamberler,sahabeler diyarı olması. Diyarbakır da onlardan biri ki Kervansaray’ın tam karşısındaki türbede bir rivayete göre sahabeden Sultan Şücâüddin Hazretlerinin olduğu belirtilen Sultan Şücâ türbesi var. Bu türbenin bir rivayete göre de Melihşah’ın torunu Sultan Şücâ’ya ait olduğu söylenmekte. Her halükârda akşam saatlerinde ziyaret ettiğim için kapalı olan bu türbenin dışından Fatihalarımı hediye ettim Sultan Şücâ’ya. Allah kabul etsin. Amin…

Gazi Köşkü’nde Eyvan Gecesi

Önceki gidişimde yol üstünden geçerken göstermişti rehber Gazi Köşkü’nü  bize. Sinir olmuştum ben de ‘neden gezdirmedi’ diye:) Bu kez bu fırsatı kaçırmak istemedim ve hep birlikte gittiğimiz Gazi Köşkü akşam saatinde kapalı olsa da köşkün bahçesindeki  Şark evinde eyvan gecesine tesadüf ettik ki işte bu çok iyi oldu :) Gazi Köşkü’ne giderken yolu sorduğumuz bir genç bize evine gidene  kadar eşlik etti ve evine davet etti ‘buyrun çayımızı için’ diye.  Biz teşekkür ettiğimizde evini gösterip ‘bir sıkıntınız olursa mutlaka gelin’ demesi ne büyük incelikti. Biz bu inceliklere çokça rastladık Diyarbakır’da . Hamdolsun…

Eyvan, Diyarbakır’da antreye verilen isimmiş. Eyvan gecesi de Diyarbakır’ların eğlencesi yani bir nevi sıra gecesi. Genelde eğlenceler antrelerde olduğu için bu ismi almış. Şark evi tam benlikti, görür görmez sevdim . Eski Diyarbakır evleri de böyleymiş aksesuvarlar, sobalar, kilimler, yer minderleri, sedirler çok güzeldi yaa… Ben türküden anlamadığım için midir nedir sıra gecesinden pek haz etmem biliyorsun günlükcağazım fakat bu eyvan gecesine bayıldım, ya sanatçılar ve ortam çok iyiydi ya da adı değişik olunca cezp etti beni bilmiyorum ama bizimkiler ‘kalkalım mı’ dediğinde biraz daha oturalım diye ısrar eden ben oldum bu kez:) Eyvan gecesinde misafirlerden Hamide teyzeye ve söylediği güzel türkülere eşlik etmek de çok güzeldi. Ben lise grubuma bol bol şarkı dinlettim kayıt edip orada :) Onlar da benimle birlikte eyvan gecesini yaşamış oldular bu vesile ile :) Saz ve söz heyetinin yüreklerine sağlık…

Gazi Köşkünün asıl adı Semanoğlu imiş. 15. yy Akkoyunlu eseri olan bina , Atatürk’ün Doğu Cephesinde 16. Kolordu olarak görevlendirildiği sırada kendisine konut olarak tahsis edilmiş. Daha sonradan Cumhurbaşkanı sıfatıyla yeniden ziyaret ettiğinde halktan yardım toplanarak sahiplerinden satın alınıp Atatürk’e hediye edilmiş . Etrafı çok güzel, eminim şu an müze olarak kullanılan içi de çok güzeldir.

Son durak : Ciğerci :)

Ciğer yemeden günü ve geceyi sonlandırmak olmazdı elbette ki bize tavsiye edilen Umut Ciğercisi’ni sora sora nihanet bulup kapanmış olduğunu gördüğümüzde yaşadığımız hüsranı var sen düşün günlükcağazım :) Ocak ve ışıklar sönmüştü ki çıkmaya hazırlanan Umut Ciğercisi çalışanları bu duruma çok üzüldü. ‘Yarın mutlaka bekliyoruz’ dediler fakat biz ertesi günü maalesef yetişemedik . İnşallah bir dahaki sefere :) Yolda ciğerciyi sorduğumuz bir amcayı hiç unutmayacağım. Bizimle birlikte yürüdü, açık olmayacağını da söyledi hatta. Evine geldiğinde ayrılırken ‘Bize buyurun, Allah ne verdiyse’ diye evine davet edişindeki samimiyet çok etkiledi bizi ve utandırdı.  Umut ciğercisi kapalı diye elbette ciğer yemekten vazgeçmedik ve Dağkapı Ciğercisi’nde noktaladık geceyi :) Hamdolsun…

2. Güne Bismillah…

Diyarbakır seyahatimizin müsebbibi : Mustafa’nın Kahvaltı Dünyası

Yazımın başında da bahsettiğim üzere kahvaltısını unutamadığım Diyarbakır’a ikinci gidişimde aynı mekanda ikinci kez kahvaltı yapmanın saadetini yaşadım günlükcağazım :) Fakat ilk gidişimdeki çeşidi ve lezzeti nedense bulamadım . Ben bu kahvaltıya mahsus özel sosları çok sevmiştim , mekan sahibi Mustafa Bey masamıza geldiğinde ona da söyledim bu durumu ki soslardan ilave yaptı hemen bize. Mustafa Bey, bütün masaları tek tek gezip ihtiyaçlarımızı sordu ve ilgilendi bizlerle sağolsun. Esnaf dediğin böyle olmalı işte… Hem Mustafa Bey’e ve çalışanlarına hem de bize bu güzel kahvaltıyı ısmarlayan Emrullah’a çok teşekkür ederim.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ev

Diyarbakır evlerinin özelliklerini en iyi yansıtanlardan biri olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu evine ikinci gezişimdi benim. Bu kez müze bahçesinde çocuklar olmayınca merdivene çıkıp 35 Yaş şiirini okumak bana düştü :) Şiir okumak konusundaki hiçbir fırsatı kaçırmadığımı bilirsin günlükcağazım :) Cahit Sıtkı şiirlerini çok sevdiğim şairlerdendir benim, evini gezerken ona ait eşyalara bakmak , mektupları ve şiirleri okumak çok iyi geldi yine. Evi de muhteşem bu arada mutlaka görülmeli derim nacizane.

Ulu Camii ikinci ziyareti hak ediyordu…

Bir önceki gün yatsı namazını eda etmek için girdiğimiz Ulu Camiiye bu kez gündüz gözüyle görmeye gittik. Ve namaz saati dışında bir zaman dilimi olduğundan içini de komple gezdik çok şükür. Camiiyi gezerken dışarıda tesbih satan bir ağabey bize gönüllü mihmandarlık yapıp camiinin özelliklerini anlattı ve yine biz utandık bu incelik karşısında:( Allah kendisinden razı olsun. Ulu cami huzur bulmak için çok doğru bir adres, kesinlikle tavsiye ederim.

Güney Doğu ya gidip alışveriş yapmamak olmaz:)

Bu kez asla alışveriş yapmayacağım diyen benim dönüşte elimin, kolumun, çantamın  dolu olması kesinlikle Güney Doğu’nun cazibesindendir:) Yoksa asla alışveriş hastası değilim ben yaw :) Sahiden değilim ama gittiğim şehrin leziz biber salçası, sumağı, el yapımı nar ekşisi, örgü peyniri bizi öyle bir çekti ki almadan edemedik. Nuhoğlu’ndan menengiç ve 5 çeşit karışımdan oluşan özel kahvesini de aldık ki önce ikram edip bizi hipnoz etti şahane kahvesiyle Nuhoğlu’ndaki beyefendi:) Her zamanki gibi koleksiyonuma ilaveten magnet ve kalenin maketini de almayı ihmal etmedim tabi. Aslında daha çok alınacak şey vardı ki üç hafta sonra gideceğimiz Mardin gezisini düşünüp kendimizi frenleyemeye çalıştık:)

Bürokrasi yakamızı bırakmıyor yaw :) Burhan Kuzu ve Mehdi Eker ile rastlaştık …

Otele çantamızı almaya gittiğimizde kapının önündeki korumaları, araçları ve  polisleri görünce ‘Ay burada da mı beni rahat bırakmadılar yine kim geldi yaa’ diye yaptığım latifenin ardından otelimizin Ocakbaşı kebapçısında Burhan Kuzu ve Mehdi Eker’in yemek yediğini öğrendik. Vay be dedim biz nerede kalmışız böyle :) Restauranta girip başımla selam verdim kendilerine, hatır koymasınlar mademse buraya kadar gelmişken :) Sayın Bakanlarımızın yanına yaklaşmak mümkün olmadı zira. Yapak Bosna’ya gittiğinde Cumhurbaşkanı Bakir İzzetbegoviç’in sokakta yürüdüğünü görmüş ve kendisi ile fotoğraf çektirmişti. Aradaki farkı görünce çok üzüldüm doğrusu. Bakanlarımıza tahsis edilen bunca araç, bunca koruma, bunca polis önlemi hem israfımızı hem de ülkemizin ne denli güvenilir olmadığını gösteriyor bana ki bu durum canımı çok sıkıyor.

Saydım , tam on gözü var On Gözlü Köprü’nün :)

Diyarbakır’ın simgelerinden olan ve Dicle, Sirvan, Mervani olarak da bilinen On Gözlü Köprü’ye vardığımızda ilk işim köprünün gözlerini saymak oldu benim :) Saliş’in de aynı şeyi yaptığını öğrendiğimde ne kadar güvensiz olduğumuzu fark edip kendimize acıdık biz :) Velhasıl evet tam tamına on gözü var bu harika köprünün :) On Gözlü Köprü bazı kaynaklara göre 6.yüzyılda I.Anastasias Döneminde yapıldığı söylenmekteymiş. Daha sonra çokça yıkılmış ve yapılmış. Şahane bir görüntüsü var ki bu köprünün bir yakasına yapılan yüksek binaları kim yaptıysa ivedi yıkmalı acımadan. Zira silueti çok kötü bozmuş bu binalar :( Koca Diyarbakır’da bina yapacak yer mi yoktu yaw :( Bu nasıl iştir anlamadım. Ben ki Diyarbakır’ı gezerken devlet iyi ki buraya hizmet etmemiş tarihi yapılar ne güzel duruyo diye trajikomik bir latife yapmıştım ki o binaları görünce  şom ağzımı açtığımı düşündüm :(

Surlar ve Keçi Burcu…

Diyarbakır’ın en büyük simgelerinden biri de surları günlükcağazım, Çin seddinden sonra dünyanın en uzun surları (5000 mt) Diyarbakır’ da zira… Biz 82 burcu olan bu surların Keçi Burcu’nu gezdik. Keçi Burcu, surlardaki burçların en eskisi ve en büyüğüymüş. Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Mervanoğlulları tarafından onarıldığına dair bir yazıt mevcut burada. Burçtaki sutun başlıkları, kullanılan formlar Roma dönemine ait bir güneş tapınağı olduğunu göstermekteymiş.Yer yer sülüs ve kuş figürü kullanılmasına rağmen diğer burçlara göre daha sade bir burçmuş burası.Tam 11 kemeri olan bu burcun tapınak olarak bilinen kısmında çay içip, böyle bir uygulamaları olmamasına rağmen misafirperver çalışanların izni ile satıştaki yöresel kıyafetleri giyinip fotoğraf çekildik bizler. Kendilerine çok teşekkür ederim. Burcun üst kısmında da çay içip Diyarbakır’ı izlemesini öneririm gidecek olan dostlara…

Hz. Süleyman Camii ve 27 Şehit Sahabe Türbesi

Hz. Süleyman türbesine gidelim dediğimde Saliş, hayvanlarla konuşmasıyla bilinen Süleyman Peygamber zannetti ve dedi ki ‘Abla Süleyman Peygamber yaşasaydı biliyor musun seninle de konuşurdu mutlaka’ :))) Hem çok güldüm hem de pişkin pişkin ‘bu Süleyman sahabe olan Süleyman’ dedim kendisine ben de :) Hay Allahım yaa :))

Hazreti Süleyman Camii, Nasıriyye, Murtaza Paşa, Kale ve Hâlid b. Velid Camii isimleri ile de anılmaktaymış. Neden bir tane isimleri yok bu mekanların yaaa aklım karışıyor benim :) Evliya Çelebi, camiinin fetihten sonra yapılan ilk camii olduğunu belirtmekte. Bu camiinin minaresi çok ilginç ve güzel ki Arap uslubunda bir minareymiş. Diyarbakır da bu tarz kare yapıdaki minarelere sık sık rastlamak mümkün.  

Diyarbakır sahabeler ve Peygamberler şehri. Biz Peygamber makamlarının olduğu Eğil’e gidemesek de sahabeleri ziyaret etme fırsatını kaçırmadık Hamdolsun. Fakat Sur içindeki bu türbenin çevresi çok bozuk maalesef. Çocuklar kiraladığımız arabamızı durdurdu, otoparka koymamızı engelledi, arabamıza kendilerinin bakacağını söylediler para isteyip, kabul etmeyince küfürün bedduanın biri bin para :( Ellerinde taşla arabayı taşlayacaklarını söylediler ki velhasıl canımızı çok sıktılar. Bir de türbede elinde Yasin-i Şerif kitabı  ile bizim yerimize Kuran okumak isteyenler vardı ki onlar da çok can sıkıcıydı. Biz kendimiz okuyabiliyoruz desek de ısrarları bunaltıcıydı :(

Bir şehirde sahabelerin olması o şehrin halkı için büyük nimet. Bence bu nimetin kıymetini bilmeli ve bu rahatsız edici durumlardan da arındırmalı o mekanı. Zira Halid b. Velid’in oğlu Hz. Süleyman’ın ve Diyarbakır’da şehit düşmüş diğer sahabelerin huzurlarını kaçıracak bir durum bunlar. Rabbim kıymetini tam anlamıyla bilmemizi nasip etsin ülkemizi ve şehrimizi şereflendiren bu büyük zatların. Amin…

Çiğköfteci Recep Usta yaktın beni:)

Güney Doğu’ya gidilip çiğ köfte yemeden dönülmeyeceğinin bilinci ve isteğiyle Diyarbakır’lı Hamza Bey’in tavsiye ettiği çiğ köfteci Recep Ustayı arayıp, tarayıp bulduktan sonra kendi isteğimle yanmanın acısını yaşadım bendeniz :) O ne acıydı yaaa :) Diğerleri bayıla bayıla götürürken porsiyonlarını ben azıcık yememe rağmen yandım kavruldum ya günlükcağazım :) Fakat kesinlikle çok güzeldi bu çiköfte , Recep Usta’nın ellerine sağlık. Recep Usta’dan aynı zamanda çiğköftesinde kullandığı orijinal nar ekşisi ve biber salçası da satın aldık bizler. Gayet ilgili personeline ve Recep Ustaya çok teşekkür ederiz. Tavsiyesi ve verdiği bilgiler için Hamza Bey’e de çok teşekkür ederim bu vesile ile… Yine bu vesile ile gitmeden evvel kendisinden çokça istifade ettiğim bilgiler aldığım  ilk öğretmenliğini köyümüzde yapmış olan Diyarbakır’lı Salih Hocama da çok teşekkür ederim.

Örgü ve lavaş peyniri de aldık :)

Recep Usta yine   Hamza Bey’in tavsiyesi üzerine bizi Gültekin Peynirciliğe götürdü ki pidemizi de aldı sağolsun:) Hem pide yiyip hem de peynirlerin tadına bakarak alışveriş yaptık ordan da. Çok beğendiğim örgü ve lavaş peynirlerinden aldım ben de. Bir de karpuzu ile ünlü Diyarbakır’ın kavrulmuş karpuz çekirdeğini aldım. Recep usta refakati ve  ilgisi ile bizleri yine utandıranlardan oldu. Sur içinde sahabe kabrinin çevresinde yaşadığımızı anlatınca ‘keşke haberim olsaydı yeğenlerimi yanınıza katardım’ dedi. ‘Bizler de yaşananlardan hiç memnun değiliz. Diyarbakır’lı yiğittir, iyi insandır. Televizyonda gördüğünüz apaçiler bizleri de karalıyor’ dediğinde ön yargıların ne kadar yanıltıcı olduğunu bir kez daha anladık bizler.

Son Durak : Kadayıfçı Sıtkı Usta

Uçağımızın kalkmasına saatler kala tatlımızı yemeden gitmeyi asla düşünemezdik ki yine tavsiye üzerine Sıtkı Usta’nın mekanında tatlılarımızı yedik. Fıstıklı Burma kadayıf, fıstıklı ve cevizli  baklava, yeşil künefe , dondurma eşliğinde sunulunca harika lezzetleri ile bizi tatlıya doyurdu ve tatlı tatlı uğurladı Diyarbakır’dan. Buradan eve de yarım kilo burma kadayıfı aldım tadımlık:) Çok pahalıydı da :)

Tatlıcının önündeki tartıcı çocuk Berat’ı tanımaktan da çok memnun oldum ben. 6. sınıfa giden Berat’ın evde ödevlerini yapıyor olması lazımken  soğukta, montsuz bir halde çalışmak zorunda oluşuna kahrettim :( Allah’tan Beratcık Cumartesi akşamından bütün ödevlerini yapmıştı. Çocukları sadece oyun oynarken ve ders çalışırkan görmeyi nasip etsin Allah bizlere. Amin…

Bir seyahatin sonunda …

Diyarbakır’a gitme planımız aylar evvelden belliydi bizim. Daha sonradan Diyarbakır’da ve Güneydoğu da çıkan olaylar epey endişelendirdi bizleri. Biletim yanacak diye çok korktum hatta ben :) Giderken hâlâ tereddütleri vardı Emrullah ve Hasan’ın. Fakat iyi ki gitmişiz ve iyi ki Diyarbakır insanını tanımışız; ki gezi arkadaşlarımın hepsi sonunda ‘Bütün önyargılarımız kırıldı’ dediler.

Bizler kardeşiz. Doğusu-Batısı, Kuzeyi-Güneyi; Anadolu’nun bütün yerlerindeki insanlar bizim gibi ve hatta bizden daha iyi. Bunu anlamamız için gitmemiz, görmemiz, konuşmamız lazımmış demek ki. İnsan tanımadığının düşmanıdır, lütfen birbirimizle iletişim kurmaktan, birbirimizi tanımaktan geri durmayalım.

Bana gelince ben zaten fahri hemşehrileriyim onların. Her şeye rağmen, bütün kışkırtmalara rağmen kardeşlerimi ölene dek seveceğim inşallah. Rabbim kardeşliğimizi ve barışı bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Anadolu çok renkli, çok çeşitli, çok kültürlü ne güzel. Hamdolsun….

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !