Embed

Çavdar Tarlasında Çocuklar

Merhaba günlükcağazım,sosyal medyadaki paylaşımlarına değer verdiğim dostlarımın yaptığı alıntılarla dikkatimi çeken Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitabı okudum.

Kitap,ünlü ABD’li yazar Jerome David Salinger’e ait tek roman olma özelliğini taşıyor. Salinger bu kitap için ‘Çocukluğum o kitaptaki oğlanınkine çok benzer geçti’ demiş. Dolayısı ile otobiyografi niteliğinde görenler olsa da kitabı, sadece esin olduğunu düşünüyorum ben; zira Salinger,-çoğu yazarın aksine- tanınmayı,bilinmeyi sevmeyen bir yapıya sahip ve dahi münzevi yaşam tarzı ile bilinen biri. Dolayısı ile kendi yaşamına ait şeyleri yazmaktan imtina edeceğini düşünüyorum,kaldı ki kendi hayatını yazan öz kızıyla bile görüşmemiş biri Salinger.

Salinger’in bir roman ile bu kadar ünlü olmasının nedeni belki de hakkında çok bilgi vermemesinden kaynaklanıyordur. Bizler gizi severiz, ne kadar çok şey bilmiyorsak o kadar çok merak ve ilgi duyarız. Keşke bu merakımız özel hayata karşı değil de öğrenmeye olsaydı,keşke…

Salingen'in  tanınmak, takip edilmek, bilinmek istemeyişi ve toplumlardan kaçışı günümüz yazarlarının çoğu ile ne kadar tezat bir durum değil mi günlükcağazım? Günümüzdeki yazarlara bakıyorum da yazdıklarının paylaşılmasından; rt,faw yapılmasından, popüler olmaktan, kalabalıklara konuşmaktan ne kadar da haz duyuyorlar. Bir çok sözde halkın nabzını tutan gazetecinin ve yazarın birbirlerini destekledikleri meslektaşlarından başkasını takip etmeyişleri bile ne kadar düşündürücü. Bazen insanları tanımamayı , hatta dinlememeyi ; sadece okumayı yeğleyişim hep bu yüzden işte...

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın çok okunmasının bir diğer nedeni de romanın bir zaman bir çok ülkede ve ABD okullarında yasaklanmış olması hiç kuşkusuz. Hatta bir çok öğretmen kitabı okuttuğu için görevinden alınmış.

Ben bir veli değilim ama teyzeyim. Biliyorsun günlükcağazım teyze demek anne yarısı demektir; hele ki ‘kalbimin yarısı’ diye hitap eden yeğenlere sahipse o teyze:)… Hâl böyle olunca kitabı okurken sürekli acaba bu kitabı Ömer’in okuması uygun mu diye düşünmeden edemedim. Koruyucu ebeveynlikten çok hoşlanmasam da ebeveyn olunca koruyuculuktan soyutlanamayacağının da bilincine vardım böylece:) İmza: Çakma ebeveyn:)

Çavdar tarlasındaki Çocuklar’ı Ömer Faruk a okutabilir miyim diye düşünmemin bir nedeni romandaki dildi. ABD nin yavan dilini hiç sevmem ben ve bu kitapta da bolca o yavan dil kullanılmıştı. Adamım, kıyak, cehennem, lanet, aman tanrım, vay canına, Tanrı aşkına, felaket, herif,falan-filan,nefret,kusmak,korkunç vs gibi kelimelerin ve dahi küfür sözcüklerinin çokça geçtiği bir kitap Çavdar Tarlasında Çocuklar.

Kasımpaşa doğumlu ve kulak memesine kadar küfür etme yetisine(!) sahip bir dedenin torunu olarak büyüyen benim elbette avam ve küfür lügatimin olmadığı düşünülemez,kullanmadığım da:)… Fakat dedim ya ABD ‘nin dili çok yavan geliyor bana bir de yeğenlerim bu sözcükleri duymalı mı emin değilim:)  Ay cidden bu kitap bana ebeveyn olmanın güçlüğünü yaşattı, bunları bilmeden büyümek doğru mu ondan da emin değilim zira hayatta ne kadar korursanız koruyun mutlaka kötülüklerle ve kötülerle karşılaşır çocuklar. Kaldı ki ülkemin dili hiç de ABD den kalır yavanlıkta değil artık. Bakınız: Bu Stil Benim programı :)

Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki 17 yaşında olan Holden Caulfield’i sevdim ben. Bana göre pek çok yaşıtından çok daha duyarlı çok daha farkındalığı yüksek bir çocuktu Holden. 17 yaşında etrafındaki sahtekarlıkları, samimiyetsizlikleri fark etmek ağır gelmişti Holden’e. Ben Holden’in hayatının bir yılını okudum kitapta ,asıl sonrasını çok merak ediyorum aslında. Küçük yaşta hem kendi zayıflıklarını hem de dünyanın sahtekârlığını ve samimiyetsizliğini fark etmiş biri nasıl yaşar bu dünyada? Nasıl ayak uydurur? Holden gibi tahammülü genç yaşta tükenmiş ne çok  insan vardır kim bilir…

Holden’in bence en büyük kazanımı ve kaybı kardeş sevgisinde yaşanıyordu. Benim de nimet olarak addettiğim kardeşlik duygusunu yaşama noktasında kısmetli biri idi Holden ve kardeşini kaybetmiş biri olarak da yaralı… Onun kardeşlerine hissettiği sevgi,saygı ve merhameti hissetmiş biri olarak bu yanına hayran oldum Holden'in.

Çavdar Tarlasındaki Çocuklar benim çerez diye tabir ettiğim ve nadas döneminde okunabileceğini söylediğim kitaplardan biri. 17 yaşındaki bir ergenin  dili herkesin hoşuna gitmeyebilir fakat; düşünüyorum da benim o yaştayken çok iyi bir yazı dilim vardı:) İmza: Çocuğunu kendi ile kıyaslayan çakma ebeveyn :)

Yazımın başında da söz ettiğim gibi sosyal medyadaki alıntılarla ilgimi çeken Çavdar Tarlasında Çocuklar bu noktada biraz hayal kırıklığına uğrattı beni günlükcağazım. Zira okuduğum o alıntılardan daha başka altını çizebileceğim pek bir cümleye rastlayamadım doğrusu. Şükür ki daha önceden de aşina olduğum cümleler gayet düşündürücü ve doyurucu idi.

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın kahramanı Holden kitabın bir yerinde ‘Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.’diyordu. Şayet Holden tanıdığım biri olsaydı onunla dost olmayı, muhabbet etmeyi istediğimi fark ettim okurken. Hatta o ördeklere ne olduğunu soran safiyane çocuğu içime katasım geldi çoğu zaman:) Bilmem anlatabildim mi?

Aaaa yazmayı unutuyordum neredeyse, Çavdar Tarlasında Çocuklar ilk olarak Türkçe’ye Fransızca tercümesinden çevrildiği için Gönül Çelen anlamında tercüme edilmiş ki daha sonra kitabın aslına daha yakın olduğu için Çavdar Tarlasında Çocuklar diye adlandırılmış. Bence de bu isim isabet olmuş:)

Velhasıl bunca kitap hakkındaki çelişkili düşüncemin ardından son kararımı kayda geçireyim; ki bu kitabı yeğenim Ömer Faruk a okutturabilirim, hatta okutacağım:). Selam ve sevgimle…

Kitaptan:

-Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.

- Kızlar,ne düşündüklerini hiç anlayamazsınız.

- Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz. Biliyorum olanaksız bir şey bu, ama yine de pek fena olmazdı.

- Bakın efendim siz benim için üzülmeyin. Sahi söylüyorum. Yalnızca, bir dönemden geçiyorum. Herkes böyle dönemlerden geçer, değil mi?

- Sinemalarda böyle sahtekârca zımbırtılara deli gibi gözyaşı dökenlerin yüzde doksanı aslında kötü kalpli, aşağılık insanlar.

- Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın? Özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa...

- …hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, "Tanıştığımıza memnun oldum." demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.

-İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyorlar.

- Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.

-Biri sizi en azından dinliyorsa, durum o kadar da kötü sayılmaz.

-Bir insana gerçekten nasıl iyi dans edeceğini öğretemezsiniz.

-Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise, bir dava uğrunda gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir. Wilhelm Steekel

-Sen bir öğrencisin. Hoşuna gitse de ,gitmese de öğrencisin. Sen, bilgiyle yatıp bilgiyle kalkmak zorundasın.

-Pazar günleri millet gelip karnınızın üstüne bir sürü çiçek filan koyacak, daha bir sürü zırvalık. Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın? Yani…

-İnsanlar bazen, tümüyle bir şeyin doğru olduğunu sanırlar.

-İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyor zaten.

-İnsanlar size hiç inanmıyor zaten.

-İnsan  bazı şeyleri tam hatırlayamıyor.

-İnsanlar mesajınızı hiç kimseye iletmiyor.

-Sahtekâr heriflerden geçilmiyor ortalık.

-Bu entelektüel dedikleri herifler, her şey denetimleri altında değilse, entelektüel bir konuşmadan hiç hoşlanmıyorlar.

-Moraliniz çok bozuksa düşünemiyorsunuz bile.

-Sabah olunca hepsi fena halde namuslu oluvermişlerdi.

-Demek istediğim şeyi anlatamıyorum. Anlatabilsem de, anlatmayı isteyeceğimden emin değilim.

-Ayrılışlarım acıklı, hatta kötü olabilir, ama bir yerden artık ayrılıyorsam bunu anlamak istiyorum. Bunu anlamadığınız zaman kendinizi daha kötü hissediyorsunuz.

-Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer yoktu.Var sanıyordunuz,ama…

-Çocuklar bir tuhaf yani. Onlara karşı nasıl davranacağınıza dikkat etmelisiniz.

-Bir şeyi yapmadan önce, ne olacağını nereden bilebilirsiniz ki? Yanıtı belli bunun,bilemezsiniz.Yemin ediyorum çok salakça bir soru.

-Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum.

-Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !