Embed

Çanakkale 1915

Merhaba günlükcağazım, 17 Mart Salı akşamı Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Çanakkale 1915 adlı  programı izledim.

Çanakkale 1915 ile Darulbedayi, 100. yılında selam göndermek istemiş zamandaşı Çanakkale’ye. Ne iyi etmiş…

Programın metinlerini Funda Köseoğlu Doğan yapmış ki programın yönetmeni -aynı zamanda Funda Hanım’ın eşi olan- Can Doğan ‘90 gündür bu program için çalışıyoruz eşimle . Gördüğünüz fotoğraflar ve izledikleriniz en sempatik olanları. Öyle hikayeler okuduk ki…’  demesinden  ve  Funda Hanım’ın programa katılamayışından bir kez daha anlayabiliyordum, daha bilmediğimiz nice acıların yaşandığı bir savaş olduğunu Çanakkale Savaşı’nın.

Program, Deniz Noyan’ın bestelediği ve Aslı Omağ’ın seslendirdiği bir şarkı ile başladı. O şarkıyı  büyük bir orkestra ile Deniz Noyan yönetiminde dinlerken, slayttan savaşa dair görüntüleri izliyordum ki operet tarzda söylendiğinden sözlerini iyi anlayamasam da o içli ses ve görüntüler beni etkiledi. Operet tarzını çok zor bulurum ben ve de  çok önemserim;  fakat müzik kulağım iyi olmadığından sözlerini hep kaçırırım, bu şarkıda da kaçırdım. Hani yabancı bir şarkıda hislendiğim gibi hislendim doğrusu. Omağ’ın tiyatral duruşu da çok etkileyici idi. Emeklerine sağlık bütün müzisyenlerin…

Çanakkale 1915, bana göre çok sıradışı bir programdı.  Programda şehir tiyatrosu oyuncuları savaştaki yabancı askerlerin anılarını seslendirdi, yine slayt görüntülerinden izledik biz onları. Onların anlattıkları bir başka slayttan savaşa dair görüntülerle gösteriliyordu aynı anda. İlginçlik buradaydı işte, savaşın tarafları hep kendi tarafından bakar savaşa, bence böyle bakıldığı için de savaşlar hiç bitmez. Empati duygusu hep eksiktir dünyamızda, ama en çok eksik olduğu yer cepheler olsa gerek.

İlginçti ama görmek istediğim bu muydu  bilmiyorum. Çanakkale’deki kaybımızı , yaşanan acıları düşündükçe, o anlatılanlarla savaşta tek bizim zorluk çekmediğimizi  görsem de(Ki ben zaten bunu bilenlerdenim)  ‘bu toprakları işgal etmeye gelen onlardı. Biz savunma savaşı yaparken bunca kayıp vermiştik. Bu empatiye ne gerek vardı,biz düşman değildik ki’ diye düşünmeden edemedim.

Çok karışığım bu konuda ,çok… Daha geçen gün arkadaşıma ‘bu dünyayı ülkelere bölüp,sınırlar çizen bizleriz, sonra da o sınırlar yüzünden savaşanlar bizleriz’ görüşüne katıldığımı söylemiştim. Daha geçen gün evladını dağda kaybetmiş bir anne ile bir şehit annesinin ‘bizim çocuklarımız öldü, artık başka çocuklar ölmesin, barış olsun’ feryadını işitmiştim televizyonda. Daha  geçen gün Ölü Ordunun Generali’nde öldürülme pahasına ‘savaşmak istemiyorum’ deyip, cepheden kaçıp düşman (?) evine sığınan askeri izlemiştim. Yine daha geçen gün  ‘Bu savaşı reddediyorum, bu savaşta savaşmak istemiyorum’ diyen ve intihar edeceğini söyleyen  bir düşman (?) askerinin Çanakkale’den yazdığı  mektubunu okumuştum :(

Programda aynı bizim askerlerimiz gibi bitlenen, kurtlanan, pisliğe bulanan ,dizanteriye yakalanan, sinek istilasından usanan, uyuyamayan, çay yaprağından tütün yapan, ceset kokularından nefes alamayan, susuzluk çeken, içtiği suda kanın karıştığını gören, cesaretsizliği ve  acziyeti iliklerine kadar hisseden, korktuğunu belli etmekten ve savaş divanından korkan , geri dönmek isteyen ,her zaman hazırda mezar bulunduran ve daha bir çok savaşın kahredici zorluklarını yaşayan askerlerin yaşadıklarını  dinlerken, bir yandan da sahnedeki iki anlatıcının anlattıklarını dinliyor  ; Kınalı Ali’yi , Seyit Onbaşıyı, son nefesinde arkadaşından aldığı 1 mecidiye borcu ödeyemeden öleceği için helallik dileyen Lapsekili askeri , köpeğe merhamet gösteren komutanı canlandıran oyuncuları izliyordum. İşte bu yüzden  savaş anılarını kâh gülerek, kâh acı çekerek anlatan yabancı askerlerle karşılaştırınca çok karıştım çok :( .

İnsan bazen acısının kıyaslanmasından hoşlanmıyor, ben de sanki bu kıyastan hoşlanmadım.  Kıyas kelimesini yanlış kullanmış olabilirim, yaşananları okurken,araştırırken  hasta olmuş insanların samimiyetine ve savaşın herkes için zor olduğunu göstermeye çalışan insanların çabasına gönülden inanıyorum.  Oyunda Mustafa Kemal’in yabancı analara söylediği ‘Bizim topraklarımızda ölen evlatlarınız artık bizim evlatlarımızdır. ‘ demesi ne büyük al-i cenaplıksa;  ‘Dost memleketin topraklarında artık rahat uyuyunuz’ demesi düşmanlık gütmediğimizi gösteren ne güzel bir cümle olsa da , her zaman savaş karşıtı biri olan ve kimsenin ölmesinden hoşlanmayan biri olsam da Akif’in söylediği dünyada eşi benzeri olmayan ‘Boğaz Harbi’ nin  yeri bende de bambaşka. Sanırım bu hissiyatla izlediklerimden karışığım.

Oyunda izlediğim  bir düşman(?) askerinin ‘Türkler çok namuslu insanlardı , bizimle de namusluca savaştılar’ sözlerini , ‘Zordu’ deyişini unutmayacağımı biliyorum.

Oyunda dinlediğim ‘Hey onbeşli’ türküsünü bundan sonra  her dinlediğimde daha farklı hissedeceğimi biliyorum .

Oyun sonunda İBBŞT’nin Genel sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu’nun sözleri izlediklerimizden sonra anlamlı gelmedi ise de bana, genel itibari ile çok anlamlı idi ‘Savaşınız batsın, uzlaşmak varken savaşmak neden?’ dedi Erhan Yazıcıoğlu. Yazıcıoğlu aynı zamanda hiç bir karşılık beklemeksizin bu program için hazırlanan Deniz Noyan’ın müzisyen öğrencilerini ve değerli müzisyen Deniz Noyan’ı İBBŞT kadrolarında çok yakında görebileceğimiz müjdesini de verdi.

Sahnede 97 kişinin görev aldığı fakat Can Doğan’dan dinlediğim kadarı ile 150 kişiye yakın insanın emek verdiği İnsan öğüten Çanakkale Savaşı’nın insani yanlarını gösteren Çanakkale  1915 ‘de emeği geçen herkese teşekkür ederim. 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !