Embed

Bin Muhteşem Güneş

Merhaba günlükcağazım, Oğuz Atay’ın  Tutunamayanlar adlı kitabında şöyle bir cümle geçer:  “Kitaplar yüzünden çok acı çekiyorum Esat Abi. Sanki hepsi benim için yazılmış.” Bu cümle aynen beni de yansıtıyor.

Okudukça acı çektiğim kitaplardan birini daha bitirdim,  Afganistanlı yazar Khaled Hosseını’nin Bin Muhteşem Güneş’ini. 

Bin Muhteşem Güneş’i arkadaşım Seher tavsiye etmişti.Kardeşcağazım Salih’in kitapları arasında görünce hemen okudum ve öyle etkilendim ki henüz bitirmeden  Salih ve Seher’in tavsiyesi olan Hosseını’nin Uçurtma Avcısı’nı da temin ettim. Sanırım ben acıya müptelayım.

‘Bin Muhteşem Güneş’ adını 17. Yüzyılda yaşamış olan Afganistanlı şair Saib-i Tebrizi’nin şiirinde geçen dizelerden almış. Diyor ki şair : “Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin/Ne de duvarlarının gerisinde gizlenen bin muhteşem güneşi"

Savaşa bilinçli olarak ilk tanıklığım Bosna olsa da savaşı ilk duyduğum ülke Afganistan’dı benim. Çocuk aklımla bir bilgiye sahip değildim, tahayyül edemiyordum savaşı ama bize ezberlettirilen ezgilerden anımsıyorum Afganistan’ı. “Afgan dağlarında kar kucak kucak / Ne ev ne bark kalmış nede bir ocak / Bizim evimizse yaz gibi sıcak /Durmak istesen de duramazsın ki” …

Savaşta en çok kadınlar yara alır,en zorlu imtihanı onlar verir. Çocukların acısına da en çok anneler ve kadınlar yanar. Bin Muhteşem Güneş de Afganistan savaşındaki iki kadını anlatıyor. Meryem ve Leyla’nın yaşadıklarını okudukça dehşete düştüm ve acılarım katlandı. Savaşlardan yine nefret ettim bu kitapla, rejimlerden de…Yine ‘ben hiçbir şey bilmiyormuşum’ dedim . İstilacıların birinin gidip birinin geldiği, kurtarıcıların istilacıları mumla aratır olduğu Afganistan da yaşananlar tahayyül sınırlarını zorluyor adeta. Cehaletten beslenen iktidarlar savaş yangınına odun taşıyorlar her daim , Cehennem ateşinlerine de tabi…

 

Aslında hep aynı şey oluyor önce istilaya maruz kalmak, sonra savunmak, sonra güc ve iktidar için birbirini kırmak. Ya sonra?...

Kitabı bitirince doktor olan yazarı Hosseını’ye yine Oğuz Atay’ın sözünü söyledim içimden“ Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor. Anlıyor musun?...” Cevabını tahmin ettim Hosseını’nin tabi. ‘Bizi anladığınıza sevindim diyordu’ Hosseını bana.

Anladım  ,yandım, kahrettim yine, ’Bir daha yaşatmasın Mevlam’ diye diye… Amin!

Kitaptan :

-Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima,mutlaka bir kadını gösterir her zaman.. Bunu hiç unutma…

-Bir toplumun kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur.

-Canını kurtarmış olmanın bedeli kimin kurtaramadığını öğrenmenin merak ve ızdırabı…

-Bu insanların tek bildiği şey savaşmak. Bir elde süt şişesi, ötekinde silahla yürümeyi öğrendiler.

-Ama zaman yangınların en acımasızıdır.

-Sevdiği, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama…

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !