Tut bizi ey Oruç!...
26/8/2009 · Kategori: benden cumleler

Merhaba,"Niyet ettim, niyetlendim Allah rızası için insan olmaya" diyerek başladım Ramazan'a.
Yenilenmek, eskiyi silkmek için fırsat ayıydı zira bu ay.
Oruç sadece aç kalan mideme tabi detoks yapmakla kalmıyor, yemekten zevk alan benim için nefis terbiyesi de oluyor.
Gözlerimi kötü görüntülerden, dilimi kötü sözden, kulağımı kötü sesten korumakta hiç bu kadar gayretkar olmuyorum çünkü.
Çünkü dedikodu etmemekte, küfür sözcükleri kullanmamakta, sinirlenmemekte hiç bu kadar özen göstermiyorum diğer aylarda.
Aç insanları hatırlamak, muhtaçlara yardım etmek, misafire önem vermek, dostlukları arttırmak gibi güzel hasletleri hayat telaşesinden ihmal ettiğimizi sanki biliyor da pratiğe geçirelim diye geliyor oruç.
11 ayda unuttuklarımı bu ayda hatırlamak, bu ayda hatırladıklarımı 11 ayda unutmamak niyetim.
Evet niyetim insan olmak. İnsan olduğumu unutmamak. Hayvanlaşan insanlara inat yaratılmışların en üstünü olduğumun bilinci ve sorumluluğu ile insani özelliklerimi muhafaza etmek.
Ramazan bu sebepten değerli, Ramazan bu sebepten anlamlı, bu sebepten 11 ayın sultanı.
Kötülüklerin , kazaların, cinayetlerin en az yaşandığı, yoksulların en çok rahat ettiği ay bu ay.
Mideler rahat, insanlar rahat, gönüller rahat, haneler rahat...
Oh ne rahat , Ramazan'da hayat!...
Unutmadım...
15/7/2008 · Kategori: benden cumleler


Yıl 1992, henüz çocuk sayılabilecek bir yaştaydım, unutmadım…
Hiçbir savaşa anlam veremem ben, o zaman da verememiştim.
Dünya ölümlü ise neden insan insanı öldürürdü ki, hem de kalleşce?...
Öldürmenin başka türlüsü de yoktu zaten. İçim acıyordu, yüzlerini bilmediğim, dillerini bilmediğim, haritada yerlerini belki bilemediğim insanlara yapılan zulmü gördükçe, tv den izledikçe içim acıyordu. Günlerim gecelerim hep o insanları düşünerek geçiyordu . Ne suçları vardı ki, neden bu muameleye maruz kalıyorlardı ki? Hele çocuklar ve anneleri…
Annemin yerine kendimi koyduğumda durum vahşetti, kendimin yerine annemi koyduğumda da… O anne ve çocuklar aklımdan çıkmıyordu hiç.
Bitmiyordu savaş bir türlü, mutsuzdum, hiç bişey yapamadığımıza kızıyor ,ağlıyordum. Sadece dua okuyor, bir de şiir ve mektup yazıyordum onlara. Aşağıdaki şiiri o günlerde yazmıştım ve her platformda ağlayarak okurdumL
Bosnalıma
Sana vuran eller kırılmadı mı?
Sana söven diller tutulmadı mı?
Sana zulmeden zalim yok olmadı mı?
Olur Bosnalım olur, elbet zalimler de kahrolur.
“Yaşamadıkça bilinmezmiş, acımızı anlayamazsın” deme.
“Nasıl kardeşiz biz , destek vermediniz” deme.
İnan kardeşim bedenim burada ama,
Vallahi de billahi ruhum Bosna’da.
Sabret kardeşim, biraz daha sabret
Zafer dolu günler, yakındır elbet
Kolay değil elbette sebat etmek onca eziyete
Ama unutma ki sebat eden bulur mükafatı Cennet’de
Şu anda senin anan-baban şehit oldu
Şu anda ölü kardeşinin eti senin midende
Şu anda korkusuzca sen savaşıyorsun cephede
Ya ben , zannetmeki mesudum, dualarım seninle
1995 yılıydı, günlerde 11 Temmuz, yer: Srebrenitsa…
Akıllar almıyor, insan olduğundan utanıyordu insan. Vicdan denen şey insana aitse, bunlar insan değildi. Eğer bunlar insansa ,vicdan denen şey yalandı. Bu satırları yazmakta zorlanıyorum, göz yaşlarımı durdurmakta da. Nasıl anlatılır, nasıl izah edilir ki “2. Dünya Savaşından sonra en büyük etnik katliam” olarak anılan , binlerce kişinin 5 gün içinde öldürüldüğü o günlerden nasıl bahsedilir ki. Gözü dönmüş olmalı bu insanların, savaş bile anlamsızken, savaş olmadan bir bölgeye girip kadın ,çoluk-çocuk, yaşlı demeden nasıl kurşuna dizebildiler ki? Hem sadece öldürmekle kalmadılar tecavüzler, neler neler…
Bu katliamdan önce Srebrenitsa’lı Boşnaklar silahlarını bırakmıştı BM ‘nin verdiği güvence ile. Hollanda’lı askerler koruyordu onları göya. Gözleri önünde bu katliam yaşanırken hiçbir şey yapmayan Hollandalı askerlere daha sonra madalya verilmesi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın bu olayı “soykırım” olarak nitelendirip Sırpları suçlu bulmaması ise daha sonra acı üstüne acı ekledi.. İlahi adaletin acılara su serpeceğine olan inançları ayakta tutuyor şimdi onları.
Yığınla toplu mezar bulundu, kemik yığını halinde. Ölenlerin kimlikleri belirlenemiyordu. DNA testi ile bilinenler ise ancak gömülüyor, kalanlar kimliklerinin tesbiti için bekletiliyordu.
11 Temmuz 2008 Cuma günü ise hala kardeşinin, eşinin, oğlunun, babasının cesetlerinin dahi bulunamayışı ile bekleyen insanların arasında diğerlerine nazaran şanslı denilebilecek 300 ‘e yakın kimliği tesbit edilmiş şehitler mezarlarına, ebedi istirahatlarına kavuştular. Şuraya bakın mezarı olmalarını şans görür olduğumuz bir katliam yaşandı dünyamızdaL
Tüm ailesini bu vahşi katliamda kaybetmiş bir annenin söyledikleri aklımdan hiç çıkmayacak.
“İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz. Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz, maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde. Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir bütün içinde bulmaktır. Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum”
İnşallah nasip eder, duacınızımL
Evet unutmadım, unutmayacağım da…
Ne Srebrenitsa’yı, ne Afganistan’ı, ne Irak’ı , ne Filistin ‘i ne de başka bir savaşı, haksızlığı, caniliği….
Allah’ım savaşı izlemek öyle acıtıyor ki beni ne olur başka bir savaşa şahit olmayım yaşamım müddetince. Hiçbir çocuk da şahit olmasın, hiçbir insan da. Savaşın failleri de insan olsun artık.
Hiçbir savaşa fırsat verme, izin verme Allah’ım! Hiç kimsenin canı yanmasın, hiç kimse öldürülmesin bundan sonra. Amin…
Ben & Ben
27/12/2007 · Kategori: benden cumleler
Namazım geçiyor…
İçimde bir “ben” var durmaksızın bana geçmekte olan namazımı hatırlatan, kılmam gerektiğini telkin eden,beni sürekli uyaran bir “ben”…
Oysa içimde bir “ben” daha var.O da diğer “ben”i unutturmaya çalışan,aklımı başka düşüncelere çekerek beni oyalamaya çalışan “ben”.Bunların ikisi de “ben”im,ikisi de benim düşüncelerim.Birinin doğruluğundan kesin eminim,oysa hep diğerinin güdümündeyim.Bile bile nasıl yenik düşüyorum “bana”.Oysa nasıl pişman oluyorum daha sonra.
Nasıl geçtin namazım?
Nasıl dinlemek istemedim seni ben?
Nasıl Rabbim ile buluşmaktan alıkoydun beni ben? Şimdi o kadar huzursuzum, o kadar pişmanım ki, o kadar pişmanım ki; her zaman olduğu gibi…
Madem bu kadar üzülüyorum neden dinliyorum beni?
Her insan kendine zarar verir miymiş böyle acımasızca?
Nasıl unutturmayı başarıyorsun böyle kurnazca?
Ya da nasıl unutabiliyorum böyle aptalca?
Oysa Rabbim günde beş defa “hayyal es salah” , “hayal-el felah” diyerek hatırlatıyor ve çağırıyor beni,mümin ve kafiri ayıran yegane unsur namaza. Hem içimdeki “ben” de hatırlatıyor bunu. Ah diğer “ben”! Ah sen olmasan Rabbimle kavuşmamı kimse engelleyemeyecek. Ben unuttukça nasıl seviniyorsundur için için. Ben acı çekince sen de hissediyor musun? Hissetmen gerek içimdeysen şayet. Şayet hissetmiyorsan, sen zaten “ben” değilsin,olamazsın
.O zaman sen nesin söyler misin?
Neden benimlesin,neden uğraşıyorsun benimle?
Ne olursan ol başa çıkabilmeliyim seninle . Seni yenmeli, mağlup etmeliyim seni. Ama sen güçlüsün, hem de çok. Doğru olduğunu bildiğim şeyleri yapmamı engelleyebildiğine göre.
Oysa Rabbimden bu kadar eminken, namaz kılmamak bu kadar huzursuzluk veriyorken ben nasıl uyarım o sese? O ulvi sese kulaklarımı tıkayan, o davete icabet etmemi engelleyen, o mukaddes görevden beni alıkoyan hangi vicdansız ? Oysa ne kadar huzurluyum Rabbimle buluştuğum an. Ne kadar mutluyum Rabbimi düşündüğüm an…
Rabbim , ne olur beni senden,bu mukaddes görevimi ifa etmekten alıkoyma. Beni bana karşı yenik düşürme .Bana güç ver.Bana hidayet ver ve bir daha delalete düşmemi nasip etme.İrademi kuvvetlendir. Biliyorum en doğru yol senin yolun. Beni bile bile bu yoldan saptıracak gaflete düşürme. Bana iman kuvveti ver Allah’ım.Öyle büyük bir sevgi ver ki ; senden uzaklaşmayayım Mevlam. Senden uzaklaştığım gün dünya ve ahretim zindan olur.
Rabbim beni senin sevdiklerinle haşreyle. Amin…
Zaman...
13/12/2007 · Kategori: benden cumleler
Zaman, bazen öyle uzun geçiyor ki;duvardaki saati alıp,vaktin geçmesi için insanın içinden çevirmek geliyor.
Bazen de öyle kısa,öyle kısa ki;gözümüzü açıp kaparken geçiyor da durduramadığımız ve doyasıya yaşayamadığımız için hayıflanıyoruz.Ne de olsa insanoğluyuz,galiba biraz da nankörüz.
Bizler hiçbir şeyden mutlu olmuyor,verilen onca niğmete şükür borcumuzu yerine getirmiyor ve asla "yeterli" kelimesini kullanmıyoruz.Keşke kullanmasak hayırlı ilim öğrenirken,iyi işler yaparken,güzel huylu olmada kullanmasak.
Maddede değil,manada olsa gözümüz.Keşke...
Deneme/1999
11/12/2007 · Kategori: benden cumleler
Ağaçların çıplak olduğunu fark ettim bugün.Sonbahar gelmiş;hatta kışa kapı aralamış bile. “Buyur” dediği an başlayacak görevine kış.Ve kış ile birlikte saniyenin saat gibi işlediği uzun geceler, kah kar ile kah yağmur ile dinmeyen gözyaşlarını üzerimize boşaltan gökyüzü,ve soğuk,soğuk,yine soğuk…
Zannediyorum bu soğuk havaya biraz da güneş sebep oluyor.O, kışın tatil yapmayı seviyor ve istirahata çekiliyor.Ara sıra ziyaretimize geliyor tabi; fakat geri dönüyor gittiği yere.Ama o hiç bana “elveda”demedi.Sözünde hep durdu ve geri döndü.Hatta kimi zaman ,üşümemek için yaktığım sobayı kıskandı da ansızın giriverdi odama.Söndürdüm tabi sobayı.Güneşim varken ne hacet suni ısıtıcıya.O bana sıcaklığı ile birlikte sevgisini de sunuyor. Zaten sevgi de sıcaklıktan doğmaz mı? İnsanların kışın daha asık suratlı,daha soğuk olmalarının sebebi bulundukları havanın soğukluğundan olsagerek.
Güneşi bu kadar sevmeme rağmen her güz ve kış mevsimlerini de iple çekiyorum.Beni onlara çeken şey hissettiğim merak duygusu galiba.Fedakar ağaçlar kendi giysilerini üşümek pahasına üzerlerinden çıkartıyor ve ayaklarımız üşümesin diye yerlere seriyor.Bu özveri beni büyülüyor doğrusu.Belki de gocunuyorumdur,belki düşündükleri ben değil topraktır kim bilir. Ama olsun böyle düşünmek hoşuma gidiyor.
Hele gökyüzünün sırrına bir türlü erişemedim.Sürekli ağlıyor o.Gözyaşları dinmek bilmiyor nedense .Dinse dahi onda hep hüzün görüyorum.Neden bu kadar dertleniyor,neden bu kadar içleniyor bir çözebilsem,bir nebze olsun yardımcı oalbilsem,keşke…
Hüznünün sebebi kuşlar mı aceba?Güzün onu terk ediyorlar ya ,yalnızlıktandır kimbilir.Peki ya Ay? Ay onun en yakın arkadaşı ,güneş ziyaretini seyrekleştirdiğinden beri onu
Hiç yalnız bırakmıyor.Ama heyhat! Özlenmez mi o güzel ötüşlü kuşlar?...
Hasta da olabilir…
Her gün bacalardan yarış edercesine yükselen kirli dumanlara dayanamamıştır belki de…
Belki de sevdiği vardır…
Güneşe mi aşık aceba?
Keşke bilsem,keşke derdine derman olabilsem.Heyhat! Ben kendi derdime derman olamamışkenona ansıl merhem olayım.Yeryüzünde kimden medet umabilirsin ki gökyüzü?
Benim gibi herkes dertli bu dünyada. Aman Allah’ım! Yoksa sen bizim dertlerimize mi ağlıyorsun durmadan.Doğru ya onca insanın türlü türlü dertlerine ancak uçsuz bucaksız yüreği olan sen dayanabilirsin.Yıprandığın doğru lakin sen güçlüsün,bunu biliyorum.Çabucak toparlanıp ilkbahara gülümseyebildiğine göre…
Sana mavi ne çok yakışıyor bir bilsen gökyüzü.Sen maviye büründüğünde deniz de sana eşlik ediyor. Hele yeşille olan muhteşem uyumun gözleri kamaştırıyor. Sen gülünce çiçekler ve çocuklar çok mutlu oluyor.Ne olur sen hiç ağlama.Çocuklar ıslanıyor sen ağlayınca,çocuklar üşüyor kar yağdığında,çocuklar öksürüyor soğuk havalarda…
Bencillik mi bu düşündüklerim.GalibaL çünkü güneşin tatile gittiği yerlerde de onu ağırlayanlar ona hasrettiler..O gelince onların da gökyüzleri gülüyor sevinçle.Onların da çocukları var kuşları bekleyen.
Paylaşmayı bilmeliyim galiba. Evet evet paylaşmalıyım. Güneşimi,gökyüzümü,kuşlarımı,çiçeklerimi sevgimi,güzel olan,reel olan her şeyimi paylaşmayı kabul ediyorum artık.
Bir parça da siz alır mısınız?
GİDİŞLER...
10/9/2007 · Kategori: benden cumleler
NE BEN SEÇTİM YALNIZLIĞI
NE DE YALNIZLIK BENİ...
BİRBİRİMİZDEN HİÇ HAZ ETMEZDİK HATTA...
ZARURİ BİR OLUŞ BU YALNIZ OLUŞ,
MÜSEBBİBİ UTANSIN,
BÜTÜNKEN BİR EDEN YANSIN...
Nevbahar
« Önceki ::


