Embed

A'mak-ı Hayal

Merhaba günlükcağazım,uzun zamandır okumak istediğim bir kitap vardı benim. En son Twitterde Halit Ömer Camcı’nın bir paylaşımında ‘okumayan entelim demesin’ cümlesini görünce hemen sipariş verdim ve okudum sonunda. İmza:Entel:)

Bu kitap, Şehbenderzade (Konsolosun oğlu) Filibeli Ahmet Hilmi’nin 19. yy. da yazdığı ünlü eseri A’mak-ı Hayal’dir. A’mak-ı Hayal, ‘hayalin derinliklerinde’ demek. Tasavvufi bir kitap olan A’mak-ı Hayal’de Filibeli, varlığın birliğini (Vahdet-i Vucut) gerçeği arayan Raci ile ona yardımcı olan Aynalı Dede arasındaki diyaloglarda ve Raci’nin gördüğü rüyalarda anlatmış.

A’mak-ı Hayal’in bir çok baskısı olduğu için kitabı oyunlaştırdığını bildiğim Hüseyin Sorgun’dan hangi yayınevinden okuyabileceğime dair bilgi istedim ki sağolsun vermedi :) Bir de ‘kitaplar da insan gibidir, yüzünden okursan tanışırsın, zaman geçirirsen anla(şı)rsın, sever taşırsan dost olursun. Hangisi?’ diyerek kapak yaptı :) Ben yine de Hüseyin Sorgun’un uyarlayıp yönettiği A’mak-ı Hayal’i sahnede izlemeyi çok istiyorum, hele ki bu zor konulu kitabı okuduktan sonra en çok istifade ettiğim sanat dalı olan tiyatrodan  istifade etmem elzem oldu doğrusu. Ne güzel düşünmüş Sorgun, inşallah istifade edeni , izleyeni bol olsun. Emeğine bin  sağlık…

Raci, dindar ve iyi kalpli bir anne tarafından büyütülmüş, fakat annesinin bıraktığı sökülmez din duygusu ve sarsılmaz ahlaki duyarlılığı ileriki yaşlarında ne yazık ki sarsılmaya başlamış. Aldığı iyi tahsili, okumaya ve öğrenmeye istekli tavrı ile ilimlerin hem iç hem dış yüzünü kavramaya çabaladıkça küfür ile imandan, ikrar ile inkardan, doğrulama ile kuşkudan oluşan biri olmuş.

Kuşku denilen canavar ruhu ve beyni sarstığında yaşanan sancılar ne fenadır. Hangi kapıya gitse yüzüne çarpan kapılar, umutsuzluk ve yorgunluk insanı vazgeçişe sürükler.Vazgeçmenin en kolay yolu beyni ve ruhu uyuşturacak malayani işler, anlık zevklerdir. Raci de içki ve eğlence gibi yollarla içindeki boşluğa tıpa yapmaya çalışmış.

Ne kadar tıpa yapılırsa yapılsın  o boşluğu ihtiyacı olanla doldurmadıkça hep sızıntı yapacaktır sızı. Raci’nin sızıntı yapan sızısıyla inlemesine dayanamadı demek Mevlam ki bir mezarlıkta Aynalı Dede ile karşılaştırdı onu.

Raci’nin  tüm bildiklerini yerle bir edecek ve iddiadan öte gitmeyen gerçekleri gözle görülür hale getirecek birini arıyorken Aynalı Dede’ye rastlaması ne büyük kısmet; bizler için de Filibeli gibi derdi Vahdet’i Vucut olan bir yazarımızın olması büyük kısmet elbette. Zira Raci’nin sorularını ve bulduğu cevapları okudukça aslında kendi ihtiyaçlarımızı okumuş oluyoruz. Hamdolsun…

Raci, Aynalı Dede ile tanıştığı ilk gün birlikte içtikleri kahveden ve Aynalı Dede’den dinlediği neyden sonra daldığı hayalde Buda rehberliğinde Hindistan’da hiçlik tepesine çıkmaya çalışır ki maalesef başaramadan hayali son bulur . O hayal ile hiçlik tepesine çıkmanın kolay olmadığını öğrenir Raci ama benim öğrendiğim şey Buda’nın bizim tasavvuf ehlimizin eline  su dökemeyeceği oldu. Yahu insan beşer şaşar,neden Raci yanlış yapınca o kadar kızdı,onu çok sert kovdu anlamadım ki. İyi ki bizim  ‘Yüz bin kere tevbeni bozsan da yine gel’ diyen Mevlanamız var:) Hamdolsun...

İkinci gün Raci daldığı hayalde Belh şehrine  gidiyor  ve Zerdüşt’ün huzuruna çıkıp onun sorularını kalbine gelen ilhamla  cevaplayıp korkuç bir savaşa katılıyor. Bu savaş Ehrimen ve Hürmüz ‘ün önderliğinde karanlık ve aydınlığın savaşı. Aydınlık tarafında savaşan Raci, Hikmet Pehlivan adıyla Nefs-i Emmareyle çarpışırken esir tutulur ki  ezici gücüyle savaş meydanına gelen  AŞK’la her şey yeniden dengelendi ve yerkürenin yarısı karanlık yarısı aydınlık oldu . Raci için ikinci gün nasıl zorsa da o kadar güzeldi, benim için de öyle elbette.  Çünkü aşk, hep eksiğim olan hep eksik kaldığım duygu ki  gücünün büyüklüğünü  bu rüyada bir kez daha anladım.

Napıyorum ben yaw ? Kitapta Raci’nin Aynalı Dede huzunda 9 günde hayalen yaptığı yolculukları ve o yolculuklarda gördüklerini , Manisa Tımarhanesi’ndeki günlerini, Aynalı Dede ile yeniden karşılaşmasını , Aynalı Dede ile vedasını ve Aynalı Dede’nin defterinden onun yazdığı hatıraları tek tek anlatacaktım neredeyse. Entel olmak kolay değil, herkes kendi okusun istifade etsin:) Benden bu kadar:)…

Şaka bir yana A’mak-ı Hayal hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim ama kitapta geçen derin mısraların beni ne kadar etkilediğini kaydedeceğim sana günlükcağazım. O mısralarla gördüm ki şiirin gücü tasavvufta da çok etkili. Şiirin dili nasıl efsunluysa  yüreklere kolay ve tesirli işliyor. Kelimenin ardındaki sonsuz mana sonsuzluğu anlamada da çok etkin. Kitaptaki bütün dizelere istisnasız hayran oldum ben, hepsi şahane ve lahutiydi…

A’mak-ı Hayal’de Raci ile Aynalı’nın vedası gözlerimin dolmasına sebep oldu günlükcağazım. Okurken, ne kadar Aynalı gibi bir yoldaşa ihtiyacım olduğunu hissedip ona rastlayan Raci’ye imrenmiştim. Aynalı, Raci kadar bana da iyi gelmişti. Aynalı neyini üflerken ben de duyumsuyordum o asude sesi sanki. Onlar kahve içerken ,çok sevdiğim kahveyi ne kadar boşa içtiğimi düşünüyordum:( Ne çok boşlukta, buhranlar içinde, soru işaretleriyle beyni kemirilmiş insan var değil mi günlükcağazım? Oysa ne kadar az Aynalı var :(

Kitabı okurken Raci’nin en çok karıncaya dönüştüğü hayaline imrendim. Ne güzel bir hayattı o yaa… Aaa bir de mutlu aileye imrendim ne güzel bir düzenleri vardı onların da. Bize de nasip olsun inşallah…

Kitabı okurken gördüm ki Raci gibi, ben gibi, biz gibi; Buda da Brahma da Zerdüşt de hep arayıştaymış. Sonra Beyazıt-ı Bestami’nin sözü hatırıma geldi ‘O’nu aramakla bulamazsın,ama bulanlar yine arayanlardır’ diyordu ya Bestami anladım ki aradıkça bulabilir, buldukça arayabiliriz.

Kitabın önsözünde Filibeli Ahmet Hilmi ‘Bu kitabı, gerçeği arama kaygısı taşıyan yürekler, hayatın sonuyla ilgili konuları seven insanlar zevkle okuyabilirler.’ diye yazmış. Sancılı olmak, arayışta olmak büyük nimet, bu kitabı okumak da büyük kısmet. Hamdolsun… Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’ye de Rahmet olsun…

Kitaptan :

İnsanların dünyada kana bağlı aileleri dışında bir de büyük ailesi olan insanlık alemi olduğunu anladığım için mutluyum.

Mutluluk içinde yaşayan nice insan vardır ki hırsları ve tutkuları gereği mutlu olamadıklarını iddia ederler.

İnsan tuhaf bir yaradılışa sahiptir. Sahip olduğu şeyler arttıkça hırsı da artar.

Kaşıkla! Nasibinde ne varsa kaşığında o çıkar.

Alem bir deniz,sen bir gemi; aklın yelkeni,fikrin dümeni,kurtar kendini,ha göreyim seni…

Beni gönlünden çıkarma ,her an seninle beraberim.

Biliyorum ki işlerin esası birliktir. Çünkü sayıların aslı birliktir.

Halkımız içinde öyle bir kesim vardır ki sadece ‘bilmediğini bilmez’.

Sakın dünya büyük bir tımarhane olmasın?

Ama insan gözü zevkin de sıkıntının da en aşağısını görür.

Merak dolu vicdanımın arayışları benim en büyük zevkimdir.

Açım. Ruhum kendisini doyurabilecek kanaat gıdasını henüz bulamadı.Arıyorum, arıyorum…

Hiç güneşin ışığına bir şey engel olabilir mi?

Ey İnsanlık! Mutluluk, yokluğun en güzel isimlerinden biridir.

Çünkü olmak için önce olmamak gerekir.

Gönlümde tasvir edilemez bir darlık vardı.

Azizim, insanlar mantığı ,ne dediklerinin anlaşılması için değil, her dediklerini mantığa uydurmak için icat etmişler!

Allah’ın yardımı olmadıkça tarif işe yaramıyor.

Maya aynı olduktan sonra pire de bir ,fil de bir.

Hiç güneşin ışığına bir şey engel olabilir mi?

Hep ikilik, birlik için,
Bak iki göz, bir görüyor!
Birlik ise, dirlik için,
Bak iki göz , bir görüyor!

Rûh-ü ceset, arş-ü felek,
İns-ü peri, cinn-ü melek!
Birlik için hep bu emek,
Bak iki göz , bir görüyor!

Şirkten eyle hazer,
Vaktini boş etme güzer!
Âleme bir eyle nazar,
Bak iki göz , bir görüyor!

Sen de seni, sen de seni
Bil ki budur “allemenî”!
Birliğe gör can-u teni,
Bak iki göz , bir görüyor!

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !