Günlerimin özeti:)))
3/7/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, herkesin güzel bir hafta sonu geçirmesini diliyorum:) Bu blogcuya kızmaya başladım yine. Resim eklemek istiyorum izin vermiyor:( Neyse elbet verecek ve ben resimleri yayınlayacağım:)
Biriken günlerimi tek tek yazmayacağım müjdesini verip, özet geçeyim:) Umreye gitmeden evvelki hafta sonu yolculamaya çok gelen giden oldu. Arkadaşlarım , akrabalarım , komşular vs. Epey yoğun ve yorgun bir hafta sonu geçirdim gitmeden. Geldiğimde de aynı yoğunluk 2 güne sıkışmasa da devam etti. Hala da geliyorlar sağolsunlar. Eğet dedikodu etmemeyi becerebilirsem hacca gidersem kimseye haber vermeyeceğim. Dedikodu ettiğimden herkesten helallik dilemek için aradım ki onlar da "güle güle" ve "hoşgeldin" e geldiler ki benim için büyük yorgunluk oldu:) Uzun bir süre misafir ağırlama isteğim olmayacak sanırım:) Ay bu kötü düşüncelerimi kimse okumasın yaw:) Çok ayıp di mi:)
Bu arada Salı günü erkek kardeşim Salih mezun oldu. Mezuniyet törenine malesef ben gidemedim. Annem ve Nilü gidebildi. Bunca yıl uğraş verdiğim kardeşimin bu güzel gününde yanında olmayı isterdim ama yeni izin kullandım. Salih okul 5. si oldu bu arada:) Canım kardeşim, bundan sonraki hayatında çok daha güzel başarıların olur inş. Yeğenim Ömer Faruk da okul 4. sü oldu :) Resim ve müzik kabiliyeti zayıf olduğundan 4.lükle yetindi. Annem de ortaokulda bedenden ikmale kalmış:)) Ona çekti sanırım:)Tabi Ömer'in yanında Nilü'yü de tebrik etmek lazım. Zira hırsı ile çocuğu tutulabilecek en iyi özel öğretmenden daha iyi çalıştırdı:) İnşallah benim veledleri de o çalıştırır. Zira annelerinde ne hırs var, ne de akıl:) Ben okul hayatından çok hayattaki başarılarını, karakterinin düzgünlüğünü, mutluluğunu önemserim bu arada çocuğum olunca sanırım.
Yazmadığım günlerde ben Hira dağında ayağımı burkarken ,İclal havuz başında kolunu kırdı ve ameliyat oldu. Gİtmeen Nilü'nün "ne olur kal" diye yalvardığı tek insandı İclal. İclal hafta sonu bizde kalıp misafirlerimizi ağırlamaya yardım edince bizim ailedeki değerini kat be kat arttırdı:) "İclal gelince popom yer gördü" diye sevindi Nilü. Kırıktan sonra ise İclal değerini kaybetti : ) Zira dönüşümde hiç bir yardımı dokunmadı:) Şaka şaka seni çok seviyorum İclal , iyi ki varsın. Geçmişler olsun...
Bu arada ayağımın acısı burada arttığından doktora göründüm ki filmde kırık,çıkık olmadığı belirlendi; ama uzun süre sarılı kaldı. Ayrıca geçtiğimiz hafta Cuma günü ben çok hastalandım. Pil bitti sanırım. Doktor "nasıl ayakta durabiliyorsun "dedi. Oysa o anda ben iki büklümdüm:) O gün güzel bir istirahat, ilaçlar ve annemin şahane bakışı ile daha iyi oldum. Ateşimi düşürmek için bütün gece uğraştı, çünkü Cmt. günü liseden kızlarla sözleşmiştik, "anne beni iyi et gitmem lazım" diye annemi fena çalıştırdım:)
Sözleşme adresimiz Esra'cığımdı. Uzun süre gün konusunda mütabık kalamadığımızdan gidememiştik kendisine. Ayşe, Küboş,Özge,Fatma,Sevin ile birlikte, birbirimizi çok özlediğimizi farkederek güzel bir gün geçirdik. Gözüm açıldı sizleri görünce canım arkadaşlarım. Bu arada Esra harika mamalar yapmış bizim için, çok mutlu olduk:)))
Atladığım başka bir şey var mı diye düşünüyorum da "çoookkk" cevabını versem de sözümü tutup burada sonlandırıyorum yazımı. Güzel günleri yazmak duası ile...
Yolculuğuma dair -5 (Bu son:))
1/7/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, uzun zaman oldu yazmayalı. Sanırım uzun zaman da yazmazdım benim kaynanam Ayşe olmasa. Ay sabah erkenden işe gelip bana “bloğunu yazmamışsın” diyorJ Kadın hiç rahat vermiyor iyi miJ İyi iyi, seni seviyorum kız Ayşe. Valla bakJ
Benim hala umre anılarım bitmediJ Tamam bu son yazım olacak sonra normal hayatıma istemesem de geri döneceğim. Aslında döndüm bileL Yazı olarak dönmekten bahsediyorum. Hem korkmayın yazmadığım günlerimi de yazmayacağım, sadece özet geçeceğim. Benim özetim bile korkuttu değil mi siziJ Ay ben bile kendimden korkar oldum. Klavyenin tuşlarına bastığım zaman özetim bile korkunç oluyor J
Mekke’de Ramada Hotel’de konakladık. 5 yıldızlı güzel bir oteldi. Oda arkadaşım Kevser, Nesime ablanın öğrencilerinden biriydi. Yaşı yaşıma uygun, uyumlu biriydi sağolsun. Gerçi ben terledikçe sırtıma tülbent koydurunca ona, sanırım “yaşı yaşıma uygun” dememe bozulmuşturJ. Resmen yaşlı işi iş yaptımJ Ya ben insanların anlattığı hiçbir olumsuzlukla karşılaşmadım çok şükür. Otelimiz, yakınlığı, yemekleri, sıcak vs her bir şey çok iyiydi maşallah. Bir dahaki gitmemde nazara gelirim ve kötü olur diye korkmaya başladımJ
Medine kadar sakin olmayan Mekke, trafiği, kalabalığı, yeni yapılanmanın sonucu olarak inşaat sahaları ile epey gürültülü denilebilir bir şehir . Ama Kabe’yi görünce tüm olumsuzluklar yerini inanılmaz bir mutluluğa dönüşüyor. Kabe’de tavaf etmeye doyamıyor insan. Binlerce farklı insanın aynı yöne doğru yönelişi daha önce de bahsettiğim gibi beni çok büyüledi. Başka şey yapmaya pek fırsat bulamıyorsunuz Mekke’de; çünkü sürekli tavaf yapma isteği içersindesiniz. Hele namaz kılarken Kabe’yi seyretmenin keyfiyeti harikulade bir şey. Mekke’de iki kere mikad mahalli denilen iki ayrı mescide gittik. Biri Hz. Aişe’nin mescidi diye adlandırılan Telmim Mescidi (yanlış yazabilirim adını), diğerini n adını bilmiyorumJ. Bu mescidlere gidip, iki rekat ihram namazı kılıp ihrama girmiş oluyoruz niyetle. Ayrıca Mekke’de Hudeybiye Anlaşması’nın yapıldı yere gittik. Bu anlaşma İslam tarihi açısından çok önemli bir anlaşma. Müslümanlar tanınmış, siyasi kimlik kazanmışız, Fetih Suresi bu vesile ile inmiş, Mekke’nin fethine zemin hazırlanmış bu anlaşma ile . Aaaa Nur dağından inerken Arabistan’a yağmur çiseledi. Yağmur damlasını da görmüş olduk bu vesile ile. Bu da çok ilginç ve güzeldi. Nur Dağı’nda maymunlar ve keçiler var. Maymunlar bir harika elindekini kapıyor, mesela su şişesi ise alıyor elinden ve kapağını açıp,içiyorJ
Ayrıca Peygamberimizin eşi Hz. Hatice annemizin de kabrinin bulunduğu Cennet-ül Mualla mezarlığını uzaktan gördük. Malum hanımları zaten kabristanlara almıyorlar. Bu kadar kısıtlama getirdikleri hanımlara bu kadar değer verip 4 tane almak istemeleri de ayrıca bir çelişkiJ Ay eleştirmeyim , tutayım kendimi diyorum ama olmuyor. Sadece Araplara değil bunu yapan tüm erkeklere elbette sözüm. Onlar dini kullanıyor, başkaları da erkek oluşlarını. Peygamberimiz zamanında savaşta erkekler öldüğünden ve pek çok kadın açta açıkta kaldığından bu ruhsat getirilmiş, kadınları koruma amaçlı; ama asla tavsiye edilmemiştir. Uyanık Müslümanlar ise bu ruhsatı- hiç gerek olmadığı halde- kullanıp, hesaba çekilmeyeceklerini düşünüyorlar ya, çok yazık. Bu arada Diyanet’in piknik organizasyonu Müzdelife’de olmuş, notlarıma baktım da son yazımdan sonraJ Müzdelife’de piknik esnasında muhabbet ettiğim umre arkadaşım Hicran bana dua öğretti, çok hoşuma gittiğinden sizlerle paylaşmak istiyorum. “Allah’ım kimseye kızgın ve kırgın değilim. Kalbime kin verme. Kimsenin de bana kırılmasına ve kızmasına izin verme” diğeri “Umre için geldiğim bu kutsal topraklarda yapmam gereken bütün ibadetleri hakkıyla yapmamı nasip et ve döndüğümde keşke şunu da yapsaydım cümlesini dedirttirme” Amin…
Peygamberimizin kul hakkının kabulüne dair dua ettiği bir camiyi gördük Mekke’de. Bu duanın kabul olup olunmadığı bilinmiyor. Ben “inşallah Allah, en sevdiğini kırmaz ve bu duayı kabul eder”diye dua ediyorum sürekli J. Çünkü kul hakkı affollunmazsa yandım ben. Giderken herkesten helallik dilemeye çalıştım ama olmuyor ki, insan konuşmadan duramıyor ve gıybet kul hakkına giriyorL O caminin yakınlarında Hz İbrahim’in kurban edileceği yeri de gördük. Mekke’nin meşhur üniversitesi Ümmül Kura Üniversitesini de gördük. Sultan Abdlhamit’in Arafatta kaldığı yeri gördük. Emire Mescid’ini gördük. Arafat Dağını gördük. Arafat Dağındaki Cebel-i Rahme Tepesi’ne çıktık . Hani anlatmıştım ya Hz. Adem ve Havva’nın buluştuğu yer. Oraya çıkarken süslü develer vardı. Turizm yöresine dönüştürmüşler yawJ Mina’daki Mescid-i Hayf’ı da gördük. 70 Peygamber burada namaz kılmış, bir de şeytan ile ilgili bişey vardı burada ama hatırlamıyorumJ Peygamberimizin doğduğu evi ki şu anda kütüphane var orada , cinlerin Peygamberimize topluca biad ettiği Cin Mescidi’ni de gördük. Ya eminim atladığım, unuttuğum çok şey vardır. Zaten gördüm dediğim yerleri otobüsle geçerken gösterdiler. Gördüm ama ayak basmadığım için çok da ayrıntılı bilmiyorum. Ben durakladığımız yerlerde hoporlörle hoca anlatınca not alıyorum ya, bi teyze “kızım hepsini temize çek sen sürekli yazıyorsun , bana ver” dedi. “Anneeeeee” dedim içimdenJ İlk kez birini reddederek “teyzeciğim benim hastalığım bu not almak. Sen bana bakma hepsi kitapçıkta yazıyor zaten oradan oku” dedim. Israr ettiyse de vakit olmadığını böyle bir şeye” nazikçe dedim ama soğuk ter boşalttım resmenJ
Ayşe’nin ablası Nesime abla ve arkadaşı Şule abla’nın deneyimli ve bilgili insanlar olarak her soruma cevap vermeleri ve bana fazlasıyla yardımcı olmaları da atlayamayacağım bir diğer ayrıntı. Zaten ömür boyu bu yolculuğuma vesile olan Nesime ablaya ve Ayşe’ye minnettar ve duacı olacağım inşallah. Orada da her türlü saçma soruma yılmadan cevap verdi , her konuda çok yardımcı oldu sağolsun. Dengesine ve karakterine hayran oldum Nesime ve Şule ablanın. Nesime ablanın orta yaş ve yaşlı talebeleri de çok şekerdi. Yasemin abla, Havva teyze, Gülcan abla, Yaşar abla, Fatma teyze, Zehra abla ve Kevser. Hepsini tanıdığıma memnun oldum. Hocamız ve dayımız Ridvan hoca ise her daim isteklerimi geri çevirmedi, bizlerle ilgilendi, çok sıcak davrandı. Allah kendisinden razı olsun.Ona da minnettarım. Sevr’e çıkabilseydim daha da memnun olacaktım ya neyseJ
Son söz: Gezmeyi , yeni yerler görmeyi seven benim için bu yolculuk hayatımda yaşayabileceğim en güzel yolculuktu. Bu deneyim, ne kadar anlatmaya çalışsam da yaşamadan asla anlatılamayacak bir deneyim. Günah işlememeye hiç bu kadar gayretli olmadığım, sevap işlemekte yarıştığım harika bir 15 gün geçirdim. Seçtiğim din İslam’ın önemli yerlerini ziyaret ettim, önemli ibadetlerini yerine getirmeye çalıştım. Dinimizin elçisi SevgiliPeygamberimizin ayak izlerinde dolaşırken harika bir huzur yaşadım. Şimdi durmadan anlatmak istiyorum oraları, özlüyorum. Gidene imreniyorum. Nasıl bir duyguysa beni bu hale getiren. Herkesin de bu duyguyu yaşamasını istiyorum. “Akıllı olan her insan bence bu yolculuğu yaşar” diyorum arkadaşlarıma. Kabe’yi ilk gördüğünde edilen dua kabuldür ya ,duanın kabul olması için yine gidilmeli. “İki umre arasında yapılan küçük günahlar affolunur”diyor ya Peygamberimiz, günahtan bol bir şeyi olmayan bizlerin sırf günahımızın affı için yine gitmeliyiz. Sonra Peygamberimizin o harikulade ve eşi benzeri olmayan kokusunu içimize çekmek için yine gidin. Gidin ve yaşayın arkadaşlar. Yaşamadan anlayamayacaksınız…
Yolculuğuma dair -4:)
25/6/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, herkesin mubarek üç aylarını ve Ragaib kandilini kutlarım. Mekke günlerime kaldığım yerden devam etmeden önce Medine’ye dair unuttuğumu fark ettiğim bir şeylerden bahsetmek istiyorum. Medine’de Osmanlılar’ın yaptığı bir camide namaz kıldık ve yine atalarımızın yaptığı tiren garını gördük. Bu gar yapılırken Abdülhamit Han, Peygamberimize saygıdan tren raylarının üstüne keçe döşemiş ki ses çıkmasın diye. Mescid-i Nebevi inşa edilirken işçiler de hiç dünya kelamı konuşmamış ve hep tesbih çekerek inşaatı bitirmişler. Ne kadar büyük incelik değil mi? Ayrıca çok uzun Osmanlı’nın yaptığı su arklarnı da gördük yol boyunca. Atalarımızın yaptığı eserleri başka coğrafyalarda görmek çok gurur verici.
Mekke’de bir arkadaş da edindim. En büyük kazanımlarımdan biri olarak gördüğüm Hicran’ı , kızı Sina’yı ve eşi Gürsel ağabeyi tanıdığıma çok memnun oldum. Ne tatlı, ne sıcak bir aileydiler. Hicran ile Medine’de de aynı katta kalmıştık ama Medine’de sarhoş halimi atamadığımdan tanışamamıştık. Mekke’de de aynı katta kalıp asansörde konuşmaya başladık. Sonra bir ömür süreceğini ümid ettiğim arkadaşlığımız başladı. Kahve makinemi,kahve çikolatalarımı ve Türk kahvemi de götürmüştüm giderken. Maalesef oda arkadaşlarım kahve sevmediğinden yalnız keyif alamadan içiyordum kahvemi. Kahveyi çok sevdiğini öğrendiğim Hicran ile odamda kahve de içtik karşılıklıJ Sina, 6 yaşında. Öyle güzel eğitilmiş bir kız çocuğu ki hayran kaldım kendisine. Su içecekse eline ikişer bardak alıp isteyene dağıtıyordu. Çok sosyal bir çocuk , herkesle güler yüzü ile iletişim kuruyordu. Anne ve babasıyla tavaf ederken birlikte yaptığımız umrede ona hayran oldum. Say ederken erkeklerin koşması gereken kısımda babasıyla ve diğer beylerle koşu yarışına girmesi çok hoşuma gidiyordu. Çocuklara şeker dağıtması, yardımseverliği, vermeyi sevmesi kazanılmış ne güzel huylardandı. Sina gelmeden evvel Peygamber Efendimizi rüyasında görmüş. “Çok güzeldi , beni gül bahçesine götürdü ve bir sürü oyuncak hediye etti bana Peygamberimiz” dediğinde nasıl duygulandığımı anlatamam. Ailesi ilk duyduğunda inanamamış ama ayrıntılı anlattığında bu güzel rüyayı görmenin melek gibi bir çocuğa nasip olduğunu anlamışlar. Hicran ile Safa ve Merve tepesinde say ederken “ne düşünüyorsun, ne duası ediyorsun” diye sorduğumda ”Hz. Hacer annemizi düşünüyorum” dedi. “Onun evladı için çırpınışını,Allah ‘a teslimiyetini, bir annen evladı için yaptığı duanın kabul oluşunu, bizim şimdiki durumumuzu düşünüyorum”dedi. Ne kadar anlamlı bir say edişti o. Zaten oradaki her şey birer sembol. Hikmetlerinin anlaşılmaya çalışılması önemli.”Bünyesinde pek çok sembolik anlamlı davranış bulunan hac ve umre ibadetlerinin özünün ve ruhunun yakalanabilmesi aslolan. Dıştan bakılan her sembolik davranışın bir anlamı ve müslümanı eğitici ve bilinçlendirici bir yönü var” yazıyor kitapçıkta . İnşallah anlamlarını kavrayabildiğimiz fiillerde bulunmuşuzdur bizler de…
Mekke’de Peygamberimizin 35 yaşından 40 yaşına kadar cahiliye adetlerinin çirkin davranışlarından uzaklaşmak için sığındığı Nur Dağı’na ve Hİra Mağarası’na çıktık gece yarısı 3,5 da. Tabi çıkmamız saatler aldı. Hatta dağın yarısında sabah ezanı okununca hepbirlikte sabah namazını kıldık. Mekke’nin gece manzarası çok güzeldi. Gündüz evlerin çatısız oluşundan çıplak ve kimse yaşamıyor gibi bir görüntü veriyordu. Gece ışıkları capcanlı bir havaya büründürdüğü konusunda hepimiz hemfikirdik . Hira ‘ya çıkarken çok heyecanlıydım. Peygamberimiz 5 yıl boyunca sık sık orada yalnız kalırmış. Hz.Hatice validemiz de ona yemek taşırmış. Şimdilerde merdiven ile çıkışı kolaylaştırsalar da çıkarken çok zorlandık. Allahım sen dilediğinde tüm zorlukları nasıl da kolaylaştırıyorsun. Peygamberimize 40 yaşındayken ilk ayet-i kerimelerin indiği yer de Hira mağarasıydı. İlk ayet-i Kerime ise ne kadar anlamlıydı “Oku!” Yaradan Rabbinin adı ile oku!”…
Nur dağının zirvesine ulaştığım anda ayağım burkuldu benim. Öyle bir burkulmaydı ki “bu kadar yolu kim taşır da beni indirir” diye düşündüm o an. Sonra kalktım ve mağaraya girdim. Yine Peygamberimiz kokuyordu. Allahım o koku bir mucize. Sırf bu kokuyu duymak için yine gidilmesi gerektiğini söyleyebilirim arkadaşlar. Zaten oralarda her yer değişmiş, defalarca tamir olmuş, yeniden inşa olmuş. Değişmeyen şeyler dağlar ve taşlar. O dağlarda ise Peygamberimizin kokusunu çekebildiğiniz kadar çekin içinize. Başka yerde bulamazsınız çünkü. Yüzyıllar önceden yaşamış birinin kokusu hala mis gibi duruyor. Bu mucize değildir de nedir.
Hira Mağarasında bir başka arkadaş ise düşüp alnını ve burnunu yardı. Hira gazisi diye anılmaya başladık ikimizde. Onun durumu ciddiydi dönüşte hastanede dikiş atıldı ben ayağımı göstermedim, sıcağı sıcağına bir şey anlamadığımdan. O gün Kabe’de tavaflarımı yaptım akşama kadar. Akşam baktım ki ayak bileklerimin iki yanı feci şekilde şişmiş ve morarmış. Hoca ve ablalar kızdı bana “hiç söz dinlemiyorsun, sağlık da önemli yat” diyerek. Ben çok ağladım daha yapacağımız 2 umre vardı ve ruhlarına tavaf yapmak istediğim kişilerL Yatmayı göze alamıyordum “sizlerin kaçıncı gelişi, heyecanımı anlamıyorsunuz, unutmuşsunuz ilk heyecanlarınızı” dedim.” Umrelerimi başkası adına yapıyorum kendim için olsa inanın yatarım “dedim. İyi dedimJ
Medine’ye giderken hem hemşehrim hem arkadaşım olan İsmihan’ı aradım. Eşi Yunus amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Çok gençti daha . Telefonda sesi geliyordu “bana dua etsin” diye. “Etmem mi en çok onun için gidiyorum demiştim.” İsmi iyileşince biz de gidelim” diye heveslenmiş telefonumdan sonra.İlk gittiğimde Yunus’a dua etmiştim ve sonrasında da hem öylesine içten duaydı ki anlatamam. “Allahım Eyüp Peygambere şifa veren sensin Yunus’a da şifa ver. Onu annesine ve eşine bağışla ne olur” diyordum dualarımda. Medine’nin son günlerinde ablam “Yunus öldü sana demedi annemler üzülme diye bak sakın üzülme ben dua et diye diyorum” dedi:( Üzülmemek mümkün müL Geldiğimden beri yana yakıla dua ettiğim kişi ölmüştü. Hayal kırıklığına uğradım, İsmihan’ın acısını hisettim. Gencecik insandı işte nasıl üzülmem. Günlerce uyuyamadım, çok acı çektim. Ama iyi de oldu demesi, bu kez “Allahım hastalığı günahlarına kefaret olsun,Peygamberimiz komşusu olsun.Ailesine sabır ve dayanma gücü ver” diye dua ettim. Tam 4 adet okunan hatim Ravza’da Yunus’a bağışlandı. Orada yakınımda olan herkes ona Yasin okudu, dua etti. Ve ayağımın burkulmasına rağmen çok şükür ben de umre yaptım Yunus adına. Allahım inşallah mekanı Cennet olur.
Ayağımın burkulduğu gece grup başkanımız ve dayım(!) olan Rıvan Hoca, kendisi Kadıköy’de bir caminin imam-hatibiymiş aynı zamanda buz aradı ve gece yarısı getirdi bulup ayağıma koymam için. Öncesinde Nesime abla, Şule abla ve Havva teyze de çok ilgilendi sağolsunlar, tabi bana söylenerekJ Ertesi günü doktora götürdüler, sağolsun film bile çekmedi ilaç verdi sardırdı doktor amcaJ Ben umre yapabilir miyim diye sormaya korktum izin vermez endişesi ile. Ve kaldığım yerden devam ettimJ Birini Yunus’a , diğerini Aşık dedeme yaptığım umrelerimi ve tavaflarımı çok şükür bitirdim. 50 tavaf yapmak çok sevapmış ama maalesef o ayakla hareketlerim yavaşlayınca 50 tavafı bitiremedimL Genellikle tavaflarımı ölmüş yakınlarıma, aileme ve arkadaşlarıma yaptım. Aslında vaktim olsa tanıdığım her insan adına seve seve tavaf yapardım. İnşallah kabul olur.
Ayağım burkulunca Sevr Dağına çıkma hayalim suya düştü. Sevr’e çıkmayı isteyen 3 kişi kalmıştı benle beraber, Sevr dağı gezisi iptal oldu ve çıkılmadıL Sevr Dağında Peygamberimiz hicret esnasında yine Hz. Ebu Bekir ile saklanmıştı. Onu korumak için örümcek ağını örmüş, kuşlar da yuva yapmıştı. Ne büyük mucizelerle dolu bir dinin mesubuyuz değil mi. Orada doğru bir dine mensup oluğunu daha çok anlıyor ve anlamlandırıyor insan .
Mekke’de ayrıca hac ibadeti sırasında gidilen Mina, Müzdelife, Arafat , şeytan taşlama mahalli gibi yerleri otobüsle geçerken gördük. Ben ayak basmadığım yeri anlayamıyorum. İnşallah oraların ayrıntılarını hacca gidip, döndükten sonra anlatırımJ Ayrıca ilk yaratılan insanlar Hz. Adem ve Havva anamızın ilk birleştiği yer olan Arafat Dağına çıktık. Aaaa biliyor musunuz 11 yaşında yattığım hastanedeki oda arkadaşım Rabia’yı gördüm ben hem orada hem Kuba Mescidinde. Yani ben görmedim, 50 yıl bir arada kalsak yine hatırlamazdımJ.Hafızam malumunuzJ O gördü beni , gözümde güneş gözlükleri, simsiyah giyinmiş halde beni nasıl tanıdı onca yıl geçmesine rağmen hala hayret ediyorum.
Gerçi birkaç kez daha rastlaşmıştık ama hala hayret ediyorum taaa oralarda karşılaşmamıza. Bir de babamın kuzeni ve yeğenleri de aynı tarihlerde oradaydı. Onca insanın içinde kaç kez rastlaştık. Tanıdık görmenin hazzı ise bambaşka oralarda. Diyanet’in 2 yıldır düzenlemiş olduğu bir organizasyona da katıldık Mina veya Müzdelife’de. Karıştırdım yawJ Her neyse işte Diyanet bizim için sofralar kurdurmuş, mangallar yaktırmıştı. Cacık, baklava vs her bir şey vardı menüde. Piknik alanında Hicaz kitabının yazarı bir hoca sohbet verdi, Kuran okundu, dua okundu hep birlikte namaz kılındı. Sohbet ve hoca çok değerliymiş ama ben yeni tanıştığım arkadaşım Hicran ile muhabbet ettiğimden dinleyemedimL Kitabını okuyacağım ceza olarakJ Bir de orada Sina ,Hicran ile birlikte at arabasına bindik. O kadar bilinçli olmamıza rağmen bir anlık düşüncesizliklenasıl yaptık o işi anlamıyoruz halaJ At arasına binince ikimizin de aklı başına geldi ve iş işten geçmiş oldu. Allah’tan adam bizi aldığı yere bıraktı ama o korku da bize yettiJ Sohbeti dinlemeyişimize bağladık yaşadığımız korkuyuJ Biliyorsunuzdur çokça tembihlenmiştik “arabaya falan sakın yalnız binmeyin” diyeJ Bir de deve sütü içmeye gittik çöle. Deve sütü şifaymış, sağılıyor ve kaynatmaya gerek kalmadan içiliyor. Deve sütü içmeye gittiğimiz çölde ayaklarım yandı sıcaktan. Arabistan’ın coğrafi açıdan hiçbir özelliği yok. Bir çöl resmen. Hiç kimsenin ayak basmayacağı bir çölü dinin yayılma yeri olarak seçmesinin sebebi çok anlamlı Allah’ın bence. Bir çöl ve tek yeşilliği hurma ağaçları. Ama bolluk bereket içinde. Çünkü Peygamber duası almış o topraklar. İnsanların umudunu yitirmemesi için, çölde bile bereket bahşeden Allah’a tam inanması gerekli. Geldiğimde bunu anlattığım bir arkadaşım ama nasıl umutlu olayım ben, eşimin aldığı maaş belli asla bir evim olamaz dedi. İşte bu umut; yoksunluğu ki insanı hep hüsranda tutar. Ben ölümden gayri her şeyden ümitliyim. Bir şeyi istersem ölmezsem olacağına inancım tam. Bu sebepten hep hedefler koyuyorum, bu hedefler genellikle gezme amaçlı olsa daJ oluyor mutlakaJ
Of gene çok uzun yazmışım, bu kadar anlatacağım aklıma gelmemişti ama daha bir dolu şey var anlatılacak. Sanırım benim umre muhabbetim epey daha devam edecekJ Umarım sıkılmıyorsunuzdur, sevgiyle…
Yolculuğuma dair -3
24/6/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, “gök görmedik bir umre yaptı, anlata anlata bitiremiyor” demeyeceğinizi ümit ediyor ve kaldığım yerden devam ediyorumJ Biliyorsunuz gün gün güncemi yazarım normalde. Aslında gün gün orda not tuttum ama yazmıyorum, siz de buna razı gelin artıkJ
Medine’deki unutamayacağım, muhteşem 7 günün ardından Mekke’ye doğru yola çıktığımızda Peygamber Efendimize veda etmedim ben. Çünkü Allah ömür verirse yanına yine gideceğim. Kendi uslubumca “hoşça kal sevgili Peygamberim, yine geleceğim” diye el salladım ravzasında. Biliyorum beni görüyordu.
Mekke’ye giderken Zulhuleyfe Mescidi’nde durup 2 rekat ihram namazı kılıp, otobüslerde topluca ihrama girmek için niyet ettik. Niyetimizden sonra o meşhur “Lebbeyk” duasını okuduk birlikte. “Buyur Allahım buyur! Emrindeyim buyur!Senin hiçbir ortağın yoktur. Emrindeyim buyur!Şüphesiz hamd sana mahsusdur. Nimet de senin, mülk de senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur.”
Sonra salavatlar,tekbirler getirdik birlikte. Çok duygusal bir an.İhrama erkekler bembeyaz iki parçadan oluşan kıyafetle giriyor, bizim özel bir kıyafetimiz yok. O kıyafetin de anlamı tüm dünyevi ayrıcalıklardan soyunmayı ve bütün insanlarla eşitlenmeyi simgelemesiymiş. İhram yasaklarımız da niyetimizle birlikte başlamış oluyor. Bu yasaklar hiçbir canlıyı öldürmemek, bitkiyi koparmamak, saç ve tırnak kesmemek, vücudumuzdan bir yeri bilerek kanatmamak, koku ve benzeri şeyler sürünmemek, kötü söz söylememek vs. gibi şeyler. İhramlı halde uzun ve ,heyecanlı Mekke yolculuğu devam etti. Yoldaki tabelalar, mahal yerine bize yol boyunca ne okuyacağımızı hatırlatıyıyordu. Bu da çok ilginçti benim için. Elhamdülillah,Allahu Ekber,Lailaheillallah gibi tesbihler yazıyordu tabelalarda. Mekke’ye vardığımızda otelimize yerleştik ve akşam yemeğinden sonra Kabe’ye doğru bütün kafile yola koyulduk. Zaten çok kısa mesafeydi,dilimizde yine “Lebbeyk” nidaları, kalbimiz küt küt. Benim gibi ilk kez görecek olanların heyecanını tahmin ediyorum. İnanılmaz derecede heyecanlıydım. Daha önceden gelmiş olan Şule ablanın koluna girdim “beni bırakma ben hiçbir şey bilmiyorum” diye. Ağlıyordum.Bir türlü ne dua edeceğime karar verememiştim. Çoğu insanın ettiği “ettiğim bütün dualar kabul olsun” duası bana saçma geliyordu. Bütün dualar kabul olamaz ki, olsa giden herkes medyum olur. Hayırlı dualar kabul olur ancak. Sonunda kararımı vermiştim. Başlarımız önümüzde Harem-i Şerif’te Kabe görüş alanımıza girene kadar yürüdük, Şule abla "kaldır başını artık Kabe karşında" dediği anı unutamıyorum, olabildiğince muhteşem ihtişamıyla karşımda olan Allah’ın evinde “Allahım beni, annemi, babamı, Saliha’yı, Salih’i , Nilüfer’i, Osman eniştemi, Ömer’i ve Alperen ‘i öldükten sonra direk Cennet’ine al ve Peygamberimize komşu eyle “ dedim. İnşallah kabul olmuştur. Nasıl duamı güzel seçmiş miyim. Onlarsız ;Cennet’i neyleyeyim. Sonrasında ise ardı ardınca dualarımı sıraladım, kalbim küt küt atmaya devam ediyordu, elim ayağım titriyordu heyecandan. Nasıl bir çekim gücüdür o. Nasıl bir mucizedir Yarabbim. Hemen akabinde tüm kafilecek Kabe’nn etrafını niyet ederek tavafa başladık. 7 kere yaptığımız tavaftan sonra 2 rekat tavaf namazı kılıp, sünnet olduğu üzre zemzemlerimizi “ilim,sıhhat ve rızık” dilekleri ile içip, Safa Tepesine gidip niyet edip, Safa ve Merve tepelerini 7 kere say ettik. Say bitimi saçlarımızdan bir tutam kestirip ihramdan çıkmış olduk ve böylece ilk umremizi yapmış da olduk. Allah’ım ne olur kabul et. Umre budur arkadaşlar. Ben hiçbir şey bilmemenin verdiği endişe ile , bilenleri kaybetmeden elimde Diyanet’in verdiği dua kitapçığını okuyarak yaptım bu işlemleri. Harika bir kitapçıktı. Arapça duaların yanında Türkçelerinin yazması çok iyiydi . Mekke’de elimden düşürmedim o kitapçığı. Tavaf ederken ve say ederken edilecek dualar çok güzeldi.
Tavaf demek Kabe’nin etrafını 7 kere dönmek demek. Bu da bir sembol tabi, isterseniz hiçbir şey okumayın sadece içten ve samimi oluşunuza bakıyor, Hz.Allah. Zaten Kabe’yi sadece seyrediyor olmak bile ibadet hükmündeymiş. Bir galaksinin milyarlarca yıldızıyla dönüşünü andırıyordu kitapçıktaki ifadeyle binlerce müslümanın tavaf ederken oluşturduğu manzara. Ayrı dilleri konuşan, renkleri , giyinişleri, yaşayışları ayrı binlerce insan aynı yöne doğru Allah için gidiyor. Kabenin altın kapısının yanındaki köşede bulunan Hacer-i Esvet taşına aynı anda aynı sözcükle “Bismillahi Allah’u ekber” diye selamlıyoruz ellerimizi kaldırarak. Ben genellikle kitapçıktaki dualara dalar Hacer-i Esvet köşesine vardığımın farkında olmazdım. O an benimle aynı yerde bulunan , haritada yerlerini bilmediğim kardeşlerimin selamlama sesiyle farkına varır , onlarla selamlardım. Kabe’nin bir köşesi de Altınoluk köşesi. O köşenin etrafının bir kısmı mermerle çevrilmiş, aslında orası da Kabe’nin içinden sayıldığından orada iki rekat namaz kılmak Kabe’nin içinde namaz kılmaya eşdeğermiş. Çok şükür çok kez nasip oldu orada namaz kılmak, tüm izdihama rağmen. Ama nasip olan şeyleri suistimal etmedim hiç . Kimsenin hakkını yemek istemedim. Saatlerce secdeye kapanıp dua etmektense bir başkasına yer verdim hiç oyalanmadan . Sanırım bencil düşünmediğim için karşılaştım bu tür kolaylıklarla. Kabe’yi tavaf ettiğimin 2.günü Hacer-i Esvet taşını öpmek de nasip oldu. Nasıl oldu hala hatırlamıyorum. Bir daha da o izdihama girip öpmedim. Bir kez yeterliydi sünnete uymam için, binlerce insan bekliyordu onu öpmeyi. İzdiham olmasa elbette defalarca öpmeyi isterdim, Peygamberimizin dudaklarının değdiği taşı. Siyah olan bu taş aslında beyaz iken insanların günahları ile yüz sürmelerinden dolayı karardığına dair rivayetler var. Peygamberimiz musaitse o taşı öper, değilse eliyle selamlarmış. Elimizle selam vermemizin bir anlamı da hiçbir insanın diğerine benzemeyen parmak izinden oraya gelenleri tanıyıp, geldiğimize şahitlik etmesiymiş. Cidden bu parmak izi mevzuu bir mucize bu arada. Kabe kapısı ve Hacer-i Esvet arasındaki kısım ise Mültezemmiş ve orada edilen dualar kabul olurmuş ki ben bunu buraya gelince öğrendim. O selamlama mevzuundaki hikmeti de... Ne çok bilmediğim şey varmış, öğren öğren bitmedi. Ama ben gidecek olanlara hepsini anlatacağım ki benim gibi cahil olmasınlarJ
Şimdilik bu kadar ,çünkü mesaim bitti:) Mekke günlerime yarın kaldığım yerden devam edeceğim, hepinizi öpüyorum...
Yolculuğuma dair 2-
23/6/2009 · Kategori: güncem
Merhaba , yaşadığım en anlamlı 15 günlük deneyimimi anlatmaya devam ediyorum. Medine’yi anlatırken noktalamıştım dünkü yazımı .Bugün not defterim yanımda, biraz göz attım da daha bir çok şeyi de aktarmamışım Medine’ye dair.
Uçağa bindiğimizde 160 kişilik İstanbul kafilemizin başkanı Zeytinburnu Müftüsü Yusuf İzzettin Konuk bir konuşma yaptı. Yolculuğumuzun kolay olması, sıkıntılarımızın def olması, O’nu en güzel şekilde ziyaret etmeyi bahşetmesi ve ziyaret adabını lutfetmesi için Allah’a dua etti. Bize bazı tavsiyelerde bulundu. Peygamberimizin huzuruna gittiğimizin bilincinde olmamız gerektiğini, O’nun hoşlanmayacağı davranışlardan kaçınmamız gerektiği, bol bol ona salavat getirmemizin, faydalı olacağını, Mescid-i Nebevi’de ve Ravza ‘da getireceğimiz salavatları bizzat Peygamberimizin işiteceğini, orada sevapların kat kat yazılacağı gibi günahların da mislini bulacağı uyarısında bulundu. Taşkınlık eden, haksızlık eden, uygunsuz davranışlarda bulunan insanlarla karşılaşabileceğimizi onları kınamamamız gibi uymamamız gerektiğini, herkesin kendinden mesul olduğunu, sağlığımıza dikkat etmemiz gerektiğini, açıkta satılan yiyecekleri almamamız gerektiğini, odalarımızı çok temiz bırakmamız gerektiğini bizden sonra “burada Türkler kaldılar” diye minnet duymalarını sağlamamız gerektiğini söylediJ İsrafın haram oluşunu hatırlatarak yiyecekleri asla israf etmememiz gerektiği, Peygamberin yiyeceğinin sadece hurma oluşunu ve O’nun huzurunda çeşit çeşit yemek yerken, bir de onları atmanın yanlışlığını hatırlattı bizlere. Buraya sevdiklerimizi, paramızı bırakarak geldiğimizi . Bunun zor oluşunu ve bu zorluğu Allah ve Resulu için katlanışımızdan şeytanın memnun olmayacağından ve intikam almak için bizi birbirimize düşürmek isteyeceğinden bahsederek, dikkatli olmamızı tavsiye etti. Daha bir çok konuda uyarılarda ve hatırlatmalarda bulundu, kendisine çok teşekkür ederim. Ayrıca hepimizin gurup başkanlarını tanıttı. Benim grup başkanım aynı zamanda dayımdıJ Maalesef Suudi Arabistan bayanları yalnız kabul etmediğinden yanlarına mahrem istiyor. Benim mahremim olmadığından dayım vardıJ Hiç dayım olmamıştı, bu vesile ile dayı duygusunu da tatmış oldumJ Ah ah ne saçma di mi kutsal yerlere giderken bile sahtekarlık yapmak zorunda bırakıyorlar insanı. Her insan biraz namuzsuzdur derim ya alın size bir örnekJ hayır kocam olsa veya babam gelse ben de yalnız gelmem herhalde ama yok işteJ
Yeryüzünde 3 önemli mescid varmış . Mescid-i Nebevi (Medine), Mescid-i Haram (Mekke), Mescid-i Aksa (Kudüs) . Ben umre yolculuğum sırasında çok şükür ikisini gördüm. Şimdiki hedefim Mescid-i Aksa’yı görmek inşallah.
Aşık olduğum şehri, Medine’yi anlatmaya devam edeyim.
Ravzayı (Peygamberimizin, Hz Ebu Bekir’in ve Hz. Ömer’in bulunduğu kabir) 4 kez gördüm. Önceki yazımda da bahsettiğim gibikeşke her gün 3 kez girebilseydimL Her vakit namazı Mescid- Nebevi’de kıldık. Vaktimizin çoğu mescidde kaza namazları kılarak ve Kuran okuyarak geçti. Çok büyük çok güzel bir mescid. Otel klima ile soğuk, mescid klima ile soğuk ; sadece güneşe otelden mescide gelirken maruz kaldık. Gece 3 gibi teheccüt ezanı ile başlıyor orada hayat. Gece namazı için ezan okunuyor. Otelden çıkarken aynı cadde üzerindeki otellerden çıkan insanların cadde üzerindeki görünüşü çok harika. Herkes akın akın gece yarısı namaz kılmak için mescide gidiyor. Küçücük çocukları kucaklarında uyuklarken aileleri mescide götürüyor. Çok ilginç biz asla uykusunu bölmeyiz çocuklarımızın. Ama namaz da büyüyünce hep zor gelir. Sanırım bu sebepten alıştırılmadığımızdan. Zaten müslümanın uykusu deliksiz olmazmış ki. Fakat ağlayan çocukları susturmak yerine imam ile namaz kılmayı tercih eden ebeveynlere kızdım içimden benL Dışımdan kızamıyorum malumJ Peygamberimiz çocukların ağlamasını asla istemezdi, Hz. Hasan ve Hüseyin namaz kılarken sırtına bindiğinde secdeden düşmesinler diye doğrulmazmış bile. Bence çocuğu o an ağlatmamak çok daha doğru bir davranış olur.
Bu arada hurmalarımız Medine’den alınacağından hurma bahçesine götürdüler bizleri. Hurma bahçesindeki hurmaları beğenmeyen , hurmadan anlayanlarlar sayesinde ertesi gün başka bir hurma bahçesine gittik ki sağolsunlar cidden çok iyi hurma seçmişler , her yiyen çok beğendiJ 2. Gittiğimiz hurma bahçesinde çalışan işçinin hurma ağacına saniyede tırmanıp, hurmaları toplayıp, hurma yaprağını merdiven gibi kullanarak indiği hurma toplama şovu da görülmeye değerdi. Biz hayran kaldıkça “haci, haci bak” diyerek şovunu uzattıJ Orada herkes birbirine “haci” diye sesleniyorJ
İnanmayacaksınız ama ben Medine’de müze gezdimJ Müze kartım geçerli değildi ama zaten ücretsizdiJ Medine Müzesi Medine’nin ilk halinden bugüne değin geçirdiği değişimi maketlerle anlatıyor. İçini göremediğimiz Cennet’ül Baki’yi ve büyüklüğünden dolayı tam olarak netleştiremediğim Mescid-i Nebevi’yi ve dahi Medine’yi bu müzeyi gezdikten sonra kafamda daha çok oturttum. Müzeyi arap rehber eşliğinde gezdik, kafile başkanımız ise tercüme etti anlattıklarını bize. Evvelinde Türkçe hazırlanmış olan slayt gösterisi ile tanıtıldı Medine. Çok ilginç değil mi, bence çok güzel bir uygulamaydı keşke son günlerde değil de ilk olarak o müzeyi gezseymişiz. Bu arada oradan ben Türkçe hazırlanmış ve Medine’yi anlatan cd.ler de aldım. Bir de “lailaheillah” yazısının işlenmiş olduğu bir levha aldım müzeden.
Medine’de alışveriş etme imkanı da buldum. Hiç alışveriş etmeyi düşünmüyordum ki ucuzluk cezbetti beniJ Herkese ufak ufak bir şeyler getirmeye çalıştım; ama çok pişman oldum sonradan. Çünkü namazda unuttuğum biri var mı aceba diye düşünmeye başladım her defasındaJ Neyse herkes kısmetini aldı. İnanmayacaksınız ama kendime hiçbir şey almadım. Buraya geldiğimde aldığım saatlerden birini seçtim hatıra kalsın diye o kadarJ
Medine’de sabah kahvaltısında hakkımız olan ve yemediğimiz reçel,peynir,yağ gibi paketli ürünleri alıp mescidei temizlik çalışanlarına verdik. İnanılmaz seviniyorlardı. Çok garipler. Bu arada her yer bal dök yala durumunda inanın. Binlerce insanın ayak bastığı bir mekanın bu kadar temiz oluşuna hayret ettim. Hiç durmadan temizlik yapılıyor. Denildiği gibi WC leri de pis değildi. Sırf meraktan gittim, yoksa otel yakındıJ WC lere dahi yürüyen merdivenlerle iniliyor. Aaaa bir tesbitim de hayatımda hiçbir yerde özürlülere bu denli önem verildiğine şahit olmamıştım. Mekke’de de Medine’de de özürlülerin rahatça hareket etmesi için her şey düşünülmüştü.
Bir şey daha aklıma geldi her iki şehirdeki mescidlerde kameralı cep telefonu ve fotoğraf makinesi yasaktı. Girişte her defasında binlerce insan aranıyordu. Görevlilere çok acıdım, bunun başka bir yolu olmalı yaw. Buna can mı dayanırJ Ben yasağı delmek maksadı ile değil ama dışarıda resim çekmek istediğimde otele gitmeye üşendip , Kuranın arasına saklayıp giriyordumL Bir gün “la kamera,la telefon” dedim aranırken, görevli Kuran’ı açtı ve telefonu gördüL Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştımL Kimi kandırıyordum, ne için kandırıyordum kiL Orada bile yalan konuşabiliyordum demek kiL Zaten Allah cezamı verdi, hafıza kartlarımdan ikisi kayıpL Çok üzgünüm çok. Sadece bir hafıza kartının içindeki resimleri paylaşabileceğim sizinleL
Bu utanç verici durum haricinde Medine’de bulunduğum 7 gün boyunca kimseyi kırmamaya, kimseye kızmamaya özen gösterdim. Hal ve hareketlerime çok çok dikkat ettim. Peygamberimizin sünnetlerini uygulamaya çalıştım. Şimdi düşünüyorum da orada yaptığım ve hiç zor olmayan şeyler neden burada zoruma gidiyor. Allah her yerde. Doğru olan her yerde olmalı. Ben sadece 15 gün mü iyi Müslüman olabiliyorum. Ya da sadece orada mı iyi Müslüman olunur. Elbette cevabı bu soruların “hayır” o zaman “neden” suali geliyor ki ardı sıra işte bunun cevabını hala bulamadımL Hep dua ettim Allah’a gidişim ve dönüşüm arasında fark olsun, ben sana daha çok yaklaşayım diye ama yok, oradaki gibi olmuyorL Fakat gayretimi kaybetmemeye çalışacağım, Allahım beni bu konuda gayretli ve sancılı kıl! Amin...
Ben geldim...
22/6/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, ben geldimJ 1 Haziran Pazartesi günü gittim, 16 Haziran Salı sabahı yurda döndüm. İşe ise bugün başladım. Herkes ne yazacağımı, gözlemlerimi merak ediyor; ama ben ne yazacağımı bilemiyorum.
İlk olarak Medine’ye gittik. Medine havaalanı küçücük bir yer ayağımı basmam ile sıcak hava dalgası “ anneeee” dedirttirdi banaJ Sonrasında ise asla üzmedi beni Arabistan’ın sıcak havası. “Allah yardım ediyor” diyor ya her giden, tecrübe ettim ki aynen dedikleri gibi oluyorJ Atatürk havaalanında başlayan gözyaşım, uçakta, yolda ve 7 günlük Medine seyehatimde hep aktı,durmadıJ
Medine, medeniyet şehri. Medine-i Münevvere olmuş Peygamberimiz hicret edttikten sonra . Yani aydınlanmış , nurlanmış şehir… Gerçekten de Peygamberimizi bağrına bastığından mıdır nedir öylesine nurani bir havası var ki gidenler bilir, gitmeyenler ise gittiklerinde ne demek istediğimi anlarlar inşallah. Medine , Mekke müşriklerinin zulmünden, doğduğu toprakları bırakıp, Allah’ın emri ile hicret eden Peygamberimizin hicret ettiği mekan. Ensarın bizim anlayacağımız dille ev sahibinin mühacire yani misafire kucak açtığı, varını yoğunu, her şeyini kardeşçe paylaştığı o güzel şehir. Peygamberimiz ‘in kabrinin olduğu şehir. Cennet-ül Baki mezarlığının ve o mezarlıkta onlarca önemli sahabenin istirahat ettiği şehir. Peygamberler öldükleri yere gömülürlermiş. Peygamberimiz de evine defnedilmiş. En yakın arkadaşı, can dostu Hz. Ebu Bekir vefat ettiğinde kızı ve Peygamberimizin eşi Hz. Aişe babasını arkadaşından ayırmamış ve yanına defnetmiş. Kendi de vefat ettiğinde yanlarına defnedilmeyi düşünürken Hz . Ömer “Ya Aişe ne olur beni onlardan ayırma” diye rica edince, Hz. Aişe kıramamış ve fedakarlık edip Cennel-ül Baki ye razı gelmiş. Cennet-ül Baki Medine’nin tek mezerlığı . 10 binden fazla kişi orada yatıyor. Hz. Aişe, İmam –ı Malik, Hz. Osman; ki onun da Peygamberimizin yanında olmasını isterdim ben, o çok garip gelir bana (öyle garipliğe de can kurban ya J )Peygamberimizin çocukları, eşleri, halaları ve daha bir çok önemli sahabe de orada. Biz kadınların mezarlığa girmeleri yasak. Peygamberimizin kabrine de günde 3 defa girme hakkımız var. Ben 7 günde toplam 4 defa girebildim Çok kalabalık oluyor sınırlı izin olunca. Gerçi sınırsız olsa da çok kalabalık olur eminim. Peygamberimizin kabri yeşil kubbeli yer ile, minberi arasındaki kısım için Peygamberimiz “2 rekat namaz kılan Cennet bahçesinde namaz kılmış gibi olur “demiş. İnsanlar orada namaz kılmak için yarış ediyor tabi olarak. Birbirini eziyor, ağlıyorlar, bağırıyorlar. Herkes kendince sevgisini gösteriyor işte. Ben ise peygamberimizi ziyaret edene dek çok heyecanlıydım, kalbim küt küt atıyordu, huzuruna girdiğim andan itibaren ise inanılmaz bir rahatlama ve mutluluk hali oluştu bende. Gülümsedim, mutluluktan uçacak gibiydim. Ne ağlama , ne başka bir hal. Hiç acele etmedim, hep sabırlı oldum, herkesi koruyup kolladım, sanki Allah da bana yardım etti, her defasında fazla zorlanmadan Cennet bahçesine ulaştım ve 2 rekat namaz kıldım çok şükür. Şimdiki aklım olsa günde 3 defa ziyaret ederdim Peygamberimizi. Ama toplamda 4 kez ziyaret edebildim:(
Medinedeki otelimiz 4 yıldızlı idi ve Mescid-i Nebevi’nin 2 arka soğağındaydı. Çok yakındı . Bu da bir şanstı benim için. Yemekleri de çok güzeldi Türk ahçısı vardı:) Mescid ile otel arasında geçti çoğunlukla günlerimiz. Mescidde bol bol namaz kılıp, dua edip, Kuran okuduk. Çok huzurlu , çok mutlu günlerdi Medine günlerim. Peygamberimizin hicret ettikten sonra kendisinin de bizzat çalışarak inşa ettiği ilk mescidde , Küba Mescidi’nde 2 rekat namaz kıldık. Ayrıca Peygamberimiz her Cmt günü orada 2 rekat namaz kılarmış ve bunun umre sevabına eşdeğer olduğunu söylermiş ki bize de nasip oldu. Mekke’ye gitmeden umre sevabımızı almışızdır inş.
Ayrıca İlk kıblemiz Mescid-i Aksaymış bizim. Peygamberimiz Mescid-i Kıbleteyn’deyken ayet-i kerime ile kıblemizin Kabe’ye çevrilmesi emredilmiş. Çift kıbleli mescid diye geçiyor burası, orayı da ziyaret ettik. Sonra 7 Mescidleri ziyaret ettik Hendek Savaşı’nda kurulan mescidleri. Sonra Uhut Savaşının yapıldığı Uhut dağı’nın olduğu yere gittik. Savaş kazanılmışken Peygamberimizin sözünü dinlemeyen okçular yüzünden bir çok kayıp verilen yere. Peygamberimizin mubarek dişinin kırıldığı, en sevdiği amcası Hz. Hamza’nın şehit olduğu yere gittik. Peygamberimiz “Uhut bizi sever, biz Uhut’u” diyormuş. Neden böyle dediğini, Uhut’a gidince anlıyor insan. Çok ilginç bir atmosfer. Anlatamayacağım bir duygu yaşadım orada. 70 şehit verilmiş Uhut Savaşında. O şehitleri oradan geçen suyun şehitleri rahatsız etmemesi için Peygamberimiz Cennet-ül Baki’ye taşımış. Son olarak Hz. Hamza, Abdullah b. Cahş ve beim hayatını her dinlediğimde “kızlar enişteniz, ben bunu seçicem Cennet’de” dediğim Musab b. Umeyr ‘in taşınmasına sıra geldiğinde dağ titremiş, Peygamberimiz “ne oluyorsun ey dağ” dediğinde ise “ ne olur şehitlerimi benden alma” diye dile gelmiş dağ. Bu serzenişten sonra Peygamberimiz üç şehidi orada bırakmış ve su yolunu başka yere almış ki şehitler rahatsız olmasın diye. Bu üç sahabenin bulunduğu yer çok etkiledi beni. Başka bir gün ise Peygamberimizin saklandığı Uhut Mağarasına gittik. Küçücük bir yer, dağda. Her gün çoban onlara yiyecek taşımış. Yine can yoldaşı Ebu Bekir varmış yanında. Müşrikler mağaraya kadar gelmiş eğilseler görecekler ama görememişler. Mis gibi Peygamberimiz kokuyor mağaranın içi. Bu bir mucize , oraya kimse gül kokusu dökmüyor. Ama Peygamberimizin kokusu var. Yüzyıllar önce yaşamış birinin kokusu hala ayak bastığı yerlerde hissediliyor. Peygamberimiz bizim gibi bir insandı . Doğan, ölen, evlenen, ağlayan, yoksulluk yaşayan, annesini babasını kaybeden, baba olan, kardeş olan, hepimiz gibi bir insan. Tek farkı Peygamber seçilmiş ve Allah’ın elçisi oluşu idi. Bir de en önemli farkı Allah ın en sevdiği olması. İlk insan Hz. Adem yaratıldığında cennetin kapısında Hz. Muhammed’in ismini görmüştü. Ahlakı çok güzeldi, yüzü çok güzeldi, yaşamı çok güzel ama bir o kadar da zordu. Savaş diye bahsettiklerim savunma savaşıydı mesela. Yoksa Peygamberimiz hep barış yanlısı idi. Kendisini Taif de taşlayanlara Allah dayanamamış Cebrail ile “isterse hepsini helak edeyim” diye haber gönderdiğinde bunu asla istememişti “belki doğru yolu bulurlar” diye ümidini kesmemişti. Hep gülümsemişti, çocukları çok sevmiş, eşine çok değer vermiş, insanlara ayrım gözetmeksizin hep saygılı davranmış, temizliğe,sağlığa önem vermiş, hiç kalp kırmamış biriydi. Hayatı bizim için en güzel örnek, yani örnek alabilirsek tabiL Ben kendi adıma onu örnek alsaydım hiç zorluk çekmezdim hayatta biliyorum. Böyle bir insanın ümmeti olduğumuz için çok şanslıyız. Böyle bir insanı yaşarken göremesem de , yaşadığı yerleri gördüğüm ve kabrini ziyaret ettiğim için çok şanslıyım. Daha anlatacağım çok şey var bu giriş olsunJ Aşırı uzun bir yazı olmasın ki okuyunJ Yazdığım her şey okunsun istiyorum kutsal topraklara ait ziyaretimle alakalıJ Bir de isimleri yanlış yazmış olabilirim, çünkü aklımda kalanları yazdım. Bugün not defterimi yanıma almamışım daJ Ama benden çok yazı bekleyen arkadaşım var, daha fazla merakta bırakmak istemedim. Her gün oraları anlatmaya devam edeceğim. Hepinizi çok özlemişim, ama orada özlememiştimJ Buraya gelince fark ettim. Bu arada tüm arkadaşlarım duamdaydınız, hepinize tek tek özel dua ettim. İnşallah kabul olur. Sevgiyle kalın…
« Önceki :: Sonraki »