Antep yolcusu kalmasın:)))
6/11/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, başlıktan da anlaşılacağı gibi Elmas ile birlikte aldığımız Antep biletimizin vakti yarın geliyor. Fakat iki kişiyken sayımız 10 kişi olmuş durumda:) Deniz,Saliş,Hilal,Rukiş,Ülkü,Gülay,Zeynep ve Ali de katıldı bize:) Küçük bir kebap turu düzenlemiş olduk böylece. İnşallah sağ-salim gider döneriz. Kısa bir gün de kebap ve baklava mı yiyeceğiz, yoksa çevreyi mi gezeceğiz bilemiyorum:) Bakalım ne kadarını yapabileceğiz:)
Dün akşam alttaki yazımda bahsettiğim gibi İclal ve Ülkü ile "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" yi izledik Reşat Nuri sahnesinde. İclal ile ayrıldıktan sonra hazır Eyüp'ten izin koparmışken Ülkü , İstiklal'e çıkıp yemek yiyelim diye düşündük. Tünel'e çıkarken Salih'in takıldığı cafede Salih'e rastlayınca, orada yemek yemeğe karar verdik. İçeride türkü korosundan çıkanların türkü söylediklerini duyunca hemen yemeklerimizi içeriye taşıyıp bu güzel sesli insanları dinledik keyifle. Salih de bir şiirle katıldı bu güzel dinletiye. En son bir bayan solo olarak benim tarzımda bir sanat müziği seslendirince keyfim doruğa ulaştı. Ülkü'yü evine bırakmak için gidince , orada da bir kahve içip kardeşimle eve geldim.
Çarşamba akşamı kuzen Musti'nin bebişini görmeye hastaneye gittim. Çok şükür bebişimizi annesinin yanına verdiler. Ama hala hastanedeler. İnşallah çıkacaklar . Hastanede tanıdıklarla epey vakit geçirip eve geldik o akşam.
Gelince bol bol Antep'i anlatacağımı umut ettiğimden yazmadığım gün kalmasın istedim. Hadi şimdilik bana musade şekerler. Malum yolculuk var hazırlanmam lazım:) Gelince görüşürüz:)Selamlar...
Hişt! "Meral İçin Öyle Bir Hikaye" yi izledim...
6/11/2009 · Kategori: seyrettiğim tiyatrolar

Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile izlediğimiz ,Rahmetli Savaş Dinçel'in, edebiyatımızın önde gelen hikayecilerinden Sait Faik Abasıyanık'ın anılarından ve hikayelerinden uyarladığı "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" adlı oyunu Naşit Özcan'ın oyunculuğunda izledik. Sahnede Özcan'a Ömer Göktay müzikleri ve efektleri ile eşlik etti. Bu benim ikinci izlediğim tek kişilik oyundu. Diğeri de Yahya Kemal'in hayatının işlendiği "Kendi Gök Kubbemiz" adlı oyundu. Toron Karacaoğlu'nun oyunculuğu ile o oyuna da hayran oldum ki bu oyunda da Naşit Özcan'ın oyunculuğuna hayran oldum. Oyunun içine öyle bir çekti ki beni, oyun süresince mest olmuş yüz ifademle ve bütün dikkatimle izlerken inanılmaz bir keyif yaşadım. Edebiyatı okul yıllarımda çok seven ve o derste çok iyi olan ben bile tiyatro da öğrendiklerimle bu yazarları çok daha iyi anladığımı farkettim. Bu tür oyunların çoğalmasını can-ı gönülden dilerim.
Bu oyunu defalarca izleyebilirim. O denli beğendim. Bu sezon izlediğim en güzel oyundu. Gerçi sezon yeni başladı ama bakalım bu beğenimi geçecek bir başka oyun olacak mı. Oyun bitiminde sahnede duran Abasıyanık'ın büstü çekiliş ile seyircilerden birine hediye ediliyordu. Bana çıkmasını çok istedim ki malesef büstü başkası kaptı:) Oyunu ilk sergiledikleri gün 65 yaşında emekli bir bayan öğretmene çıkmış büst, ki kadın tir tir titremiş sahnede büstü almaya çıktığında. Neden bu kadar heyecanlandığını sorunca Özcan, "15 yıl evvel Savaş Dinçel oynarken bu oyunu 7 kez büst bana çıksın diye geldim ama çıkmadı. Şimdi ilk gelişimde çıkınca çok şaşırdım" demiş:) Bu anı çok hoşuma gitti.
Oyunda Abasıyanık'ın bir hikayesinde rahat etmek için insanların hapise girmek isteyişini yazmasından dolayı dünyayı toz pembe görüyorsun suçlamasıyla para cezasına çarptırılması ve başka bir hikayesinde kestane satan bir çocuğu birinin tekmelemesini yazması sonucunda karakola çekilip tekmeleyen adamın sorulması ve o çocuğu getirin okutalım denmesi ağlanacak halimize trajikomik anlatımdan dolayı esefle güldüm. Ah ülkem bu gibi ne anılarla dolusun değil mi:) Abasıyanık bir gün yurt dışına çıkacağında pasaport kontrolünde mesleği sorulduğunda "yazıcıyım" demiş, ispat istendiğinde eserleri bunu ispat olarak kabul edilmediğinde çalıştığı yayım şirketi firma yazar olduğunu onaylamayınca meslek hanesine "yok" yazılması da ayrı bir trajikomedi. Bir gün yabancı bir adam "Monşer sizin ülkenizde mesen (sanatçı dostu) yok" dediğinde "var efendim olmaz mı benim mesenim var" dediğinde adam şaşırarak kim olduğunu sormuş ve Abasıyanık "Anam" cevabını vermiş:)Ömrü boyunca yazarlığı annesi tarafından desteklenen ve hayatını sadece yazı yazarak geçiren Abasıyanık'ın bu durumu Haldun Taner'in edebiyatımızda başka iş yapmak zorunda kalmadan sadece yazarlık yapan tek isim olarak göstermesine sebep olmuş .Kısacası bu oyunu herkes mutlaka izlemeli efendim. Benden şiddetle tavsiye olunur:)
(Savaş Dinçel`in ya da Sait Faik`in diliyle... Hayatın önünden telaşla geçen bigane kalabalıklar!.. Siz martının dilinden anlamaz, köpeğin hikâyesini bilmez insancıklar... Siz hüznü neşe ile yormasını bilmeyen bezgin taifesi... Siz, bihaberler!.. Hişt!.. E, hişt!..)
Sevin'deki buluşmamız...
4/11/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, Cumartesi'yi ayrı yazacağımdan bahsetmiştim alttaki yazımda. İşte o güzel gün:
Önceden sözleştiğimiz üzere Sevin'de buluşacaktık ki o gün yağmur çok şiddetli yağıyordu. Hava da çok soğuktu. Kesin dedim kendi kendime firemiz çok olur bugün. Öngörümün isabetsizliğini ise gidince anladım:) Çocuğundan dolayı pek aramıza katılamayan Fatma o havada geldi mesela. Gerçi eşi Baki araba ile bıraktı bizi sağolsun ama yine de gelmesine çok sevindim. Yazı Antalya'da geçirdiğinden uzun zamandır da görmemiştim, çok özlemişim.
Sevin'e vardığımızda Edirne'de yaşayan Büşra'nın tatili fırsat bilip İst'a geldiğini ve aramıza katılacağını duyduğumda çok şaşırdım. Uzun zamandır kendisini ilk kez görecektim. Sonra daha da şaşırdığım durum Esra'nın da katılacağını öğrenmem oldu. Esra biraz uzak oturduğundan hiç bir toplantımıza katılmamıştı çağırmamıza rağmen. Böyle bir havada gelmesi "bizlere niye gelmedin" diye sık sık ona kızmamıza sebep oldu:) O gün en çok yüklenilen kişiydi kendisi. Onu da yıllar var ki görmemiştim. Sonra İzmit'de oturan fakat en vefakar arkadaşımız Özge'de her şeye rağmen yeni doğmuş bebeciğini alıp gelmişti. Asım beyimizi de ilk kez görmenin mutluluğuna eriştik o gün.Çok tatlı maşallah. Küboşcuğum en erken gelenimizdi. Oğluşu Semih beyimiz her zamanki gibi formundaydı o gün:) Diğer çocukları epey hırpaladı sağolsun:) Grubumuzun iki canlısı Ayşe ile Meryemciğim de tüm sıkıntılarına rağmen gelmişlerdi. Yol ve hava şartları gelene kadar epey yormuş onları canlarım benim. Saliha'da o gün başka programları olmasına rağmen katılınca çok az fireli kalabalık bir gün geçirdik. Sevin cidden çok kısmetliymiş. Sevin'in ablası Sevinç ablanın yaptığı cevizli,bulgurlu ve kıymalı börek günün favori yiyeceğiydi. Herkes çok beğendi. Aslında her şey birbirinden güzeldi. Sevinç ablamın, Sevin'in ve annesinin ellerine sağlık. Sevinç abla da daha sonra aramıza katıldı ve övgülerimizi kendisine de bizzat iletebildik.
O günün en çok konuşulan konusu doğum ve çocuklar idi. Eeee annelerin ve anne adaylarının bulunduğu bir grupta bu muhabbetin geçmesi kaçınılmazdı. Ben her türlü muhabbete katılabilirim hem çenemin düşüklüğünden hem de çok bilmişliğimden:) Ama Sevinciğim yazık hep sessiz kaldı bu durumda:) Neyse ev sahibesi olmak kolay değildi. Fakat kendisine 10 üzerinden 10 verdim. Cidden bizleri çok güzel ağırladı. Artık seni everebiliriz Sevin:) Gözüme girdin şekerim:) Şaka bir yana her şey için çok teşekkür ederim can dostum.
Her zamanki gibi bu buluşmaların ardından sizin de aşina olduğunuz cümlemi tekrar edeceğim ben. Yine hiç bir şey anlamadım çünkü. Ay kızlar cidden ben sizleri çok seviyorum ve bu buluşmalar bana yetmiyor yaaa:( Hiç doyamadım yine size, ama sizlerle olmak çok güzeldi. Şu buluşmaların arasını biraz sıkı tutsak diyorum, Ne dersiniz?
Ayşeciğim oldu mu şekerim, için rahat etti mi bu arada:)) Sevildiğini biliyorsun değil mi:) Yeğenime iyi bak tamam mı. Öpüldün kocuman...
Konu: Yine günlerim:))
4/11/2009 · Kategori: güncem
Merhaba, hafta ortasından ve soğuk havalardan sıcacık selam olsun tüm dostlarıma. Hem kış hissettirdi kendini hem de hastalıklar , son 2 haftada. Herkes grip, domuz gribi yaygınlaşıyor:( Annem de meyve yemeyen çocuklarına sürekli meyve suyu sıkıyor bu ara:) Elmayı bile sıkıp içiriyor bizlere. İnşallah şifayı kapmayız hiçbirimiz. Ben kapacak gibi oldum, ağzım burnum yara oldu burnum akmayınca ama bugün daha iyiyim şükür.
Dün akşam Zehra, Elmas ,Deniz ile toplaştık. Sonrasında da Elmas ve Deniz ile Polo'ya pasta yemeğe gittik. Eve geldiğimde sabahtan beri doğum haberini beklediğim kuzen Musti'nin kızı Asya epey zorlayınca annesini ve hala doğmadığını öğrenince geç saatte annem , Saliş ile hastaneye yanlarına gittik ki ne görelim bebeği apar topar kalp atışlarının yavaşlamasından dolayı sezaryan ile almışlar:( Solunum zorluğu çektiği için de hemen yoğun bakıma koymuşlar. Bu duruma çok üzüldük tabi. Berivan yavaş yavaş kendine geldiğinde ise hissettirmemeye çalıştık . Canım Musticiğimin moreli berbattı. Yavrum, Beri'ye mi koşsun, Asya'ya mı koşsun şaşırmışken üzüntüsü de cabası oldu. Onun hali içimi çok acıttı dün gece:( Gece yarısına kadar hastanede destek olmaya çalıştık. Annem kaldı , Saliş ile ben döndük . Bugün neyseki sevindirici haberi aldık. Şükürler olsun iyiye gidiyormuş ve annesinin yanına verebilirlermiş Asya'mızı. Allah dermansız hastalık vermesin, hiç bir anne babaya evladının acısını göstermesin.
Pazartesi akşamı evdeydim. O gece Saliha ile çocuk gibi kavga ettik. Hanımefendi saat 11 de uyumak istedi, ben ise kitap okumak. "Işığı kapatacaksın" diye tutturunca annem ile babama şikayet ettim onu:) Onlar tabi ki beni tuttu. Tamam ışıkta uyumak istememesini haklı buluyorum, ama ben de okula başladım bu sene 229 TL harç parası ödedim, indirimden faydalanmak ve diplomalı olmak olsa da amacım ders çalışıp geçmem lazım:). Uzasın istemem ne olursa olsun. Bu konuda anlayışlı olması lazım bana da:( Ay bence ikimiz de haklıyız. Ama tabiki balık inadı Saliha'yı kazandırdı. Işığı söndürmek zorunda kaldım:( İnşallah tez zamanda evlenir de gider:))
Pazar günü evdeydim tüm gün. Hava çok kötüydü kışlıkları çıkarttım yerleştirdim ben de. Akşam Sevde ve Musti uğradı. Karşı komşu Yeliz ile girip çıkmalarımızı rutin olduğundan hiç yazmıyorum artık:))
Cumartesi sabahı bizde kalan Nilü ve yeğenlerle kahvaltı ettik. Sonra Fatma'ya gittim. Birlikte liseli grubumuzla buluşmak için Sevin'e gittik. Eşi bıraktı bizi sağolsun .Ama Ayşe için bu buluşmayı ayrı yazacağım:)) "Hala yazmamışsın biriktirip,araya sıkıştırcaksın di mi" diye sürekli sitem etti durdu kaç gündür. Onu kıracağıma, kafamı kırarım :)
Cuma akşamı Arzu ablam için bu kez Şazo'da buluştuk. Nilü, Musti, Beri, Yasin, Cem, Arzu ablam,Erim,Sevde,Saliha Salih kuzenler toplandık işte:) Tabu oynarken çocukluk arkadaşım Arzu orda olduğumu duyup kızı Dilruba ile gelmiş. Zilli Dilruba olunca tüm ilgi onda oldu. Öyle tatlı bir çocuk ki yaptığı cilveleri görünce insanın ağzı açık kalıyor:) Bizi çok yordu ama çok da güldürdü o akşam.
Yazıma burada nokta koyup, Cumartesi'yi yazmaya başlayım vakit kaybetmeden ben:) Sevgiyle...
"KAFES"
3/11/2009 · Kategori: seyrettiğim tiyatrolar

Merhaba,geçtiğimiz hafta bahsettiğim gibi İclal, Arzu ablam, Erim ile birlikte Marıo Frattı'nin yazdığı 'Kafes' adlı oyunu izledik. Yazar anti-emperyalist dünya görüşüne sahip biri olarak oyunlarında bunu yansıtan biriymiş. Amerika'nın Irak'ı işgaline karşı oluşunu anlattığı'Körlük' adlı oyununu telif hakkı istemeden tüm dünya ülkelerine armağan etmiş . Bu bakımından benim gözümde bir kere yazarı çok değerli bir oyun izledik. Oyunu genç tiyatro kuşağı sahneye koymuş. Şehir tiyatrolarının genç oyunculara bu denli önem vermesi çok güzel. Oyunu kendi bakış açıma göre anlatmaya çalışayım. Oyundaki Christiano , dünyanın kötülüklerinden kaçmak ve kötülük işlememek için evlerinin ortasına bir kafes kurup orada yaşamaya başlar. Bütün ihtiyaçlarını bu kafesten çıkmadan giderirken aynı zamanda çok sevdiği yazar Çehov'u okur bol bol. Çehov'un eserlerinden ve görüşlerinden o kadar etkilenir ki yazdıklarını sayfa sayfa,satır satır ezbere okuyabilmektedir. Christiano, diğer insanları küçümser,onları cahil olmakla suçlar. Onunla da kafesin dışındakiler alay eder. Fakir bir ailede annesi,kız kardeşi ,ağabeyi ve yengesi ile birlikte yaşar. Evlilikleri kötü giden yengesine ilgi duymaya başlar zamanla. Daha önce her gün yılmaksızın kafesten çıkması için yalvaran annesi, bu durumu sezinleyip onun kafesten çıkmasına engel olur bu kez. Neyse burada keseyim ,daha fazla anlatmayayım. Ben Christiano karakterinden hoşlanmadım. Embesil biri, sorunlardan kaçmayı tercih etmiş biri. Oysa sorunsuz hayat olamayacağından savaşmayı yeğlemeli insan. Bu bakımdan zayıf bir karakter o. Hem insan tek bir kaynaktan da beslenmemeli. Okuduğu her şeyi tabu gibi gören karekter, okuduklarının dışında gelişen olayları da reddetmektedir. Sonra annesinin, ablasının çalıştığı bir evde çalışmaması, tuvaletini dahi lazımlağa yaparak kafesten çıkmaması da ayrı bir embesillik. Yani rolün hakkını oyuncu harika vermiş ben karakteri eleştiriyorum sadece. Oyuncuların hepsi birbirinden iyiydi doğrusu. Yönetmeni de çok gençti, bizim Nilü ile yaşıt:) Oyunda bir de yıllarını tiyatroya vermiş bir usta oyuncu vardı ki oyun onunla tamamlanmıştı, Hikmet Körmükçü . Biz oyunu,konusunu ve sahneye konuşul biçimini beğendik. Zevkle tavsiye ederim . Emeği geçenlere teşekkürler...
"365 güne, 365 öykü"
3/11/2009 · Kategori: okuduğum kitaplar

Merhaba, babam geçtiğimiz aylarda bir kitap alıp geldi eve. Sofrada yemek yerken de kitabın isminden anlaşılacağı gibi içinde 365 güne yetecek 365 hikayeden oluşan kitabın ilk hikayesini okutturdu bana:) İlk hikaye hoşuma gitti ve her gece yatmadan çerez niyetine bu hikayeleri okuyup uykuya daldım. Bu alışkanlığımı kaybetmemek adına epey kalın olan kitabı kısa sürede bitirdim. Zaten çoğu bildiğim hikayelerdi. Açıkçası beni etkileyen çok iyi hikayeler de çıkmadı içinden. ama başladığım kitabı bitirmek adına sürdürdüm okumayı. Hikayeler alıntı, derleyen ise Nazlı Hilal Kızılkaya . Bu anlamda emek verildiğini söyleyemem. Ay benim de eleştirelliğim tuttu bugün:). Neyse sadece not düşmek adına yazdım. Sevgiyle kalın...
« Önceki :: Sonraki »